GeriHayat 'Siz' bitene kadar biz Cansel için susmuyoruz!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    3
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Siz' bitene kadar biz Cansel için susmuyoruz!

'Siz' bitene kadar biz Cansel için susmuyoruz!

Hiç bir gencin çaresizliğini çok ama çok yakından gördünüz mü? Cevabını ben vereyim. Hepimiz gördük!

Cansel intihar etmeden önce evinin zilini çaldığında gördük. Ayaklarını sürüye sürüye bir ruh gibi adımlarını attığında gördük.

Siz bitene kadar biz Cansel için susmuyoruz

Cansel, asansör açılıp da sessizce aynada kendine baktığında gördük. O kapı kapanıp da birkaç saat sonra aynı kapıdan naaşı çıkarken kimsenin birbirinin yüzüne bakacak mecalinin kalmadığı bir topluma dönüştük.

Hepimiz derken ‘Ama o kız da şöyle yapmasaydı vay efendim şöyle giymeseydi’ diyebilenleri (!) muaf tutuyorum. Onlar ‘bizden’ değildir. Onların ne olduğuna dair takdir sizin…

Peki cinsel istismara uğrayan bir genç kız ne hisseder? Üstelik iddia edildiği gibi yaşadıklarını anlatmasına rağmen okul yönetimi sahip çıkmadıysa? Ailesine de anlatamayıp, iki arada bir derede kaldıysa? İntiharından iki gün önce arkadaşının kucağında bayılıp, ‘Ben kendimi öldüreceğim’ diye ağlayan biri ne hisseder? Tek başına bu travmayla nasıl başa çıkar? 

Siz bitene kadar biz Cansel için susmuyoruz

Dışarıdan söylenecek o kadar çok şey var ki… Hepsini sosyal medyada kaç gündür aralıksız görüyoruz. Mesele hepimizin kendini o gencecik kızın yerine koyabilmesinde.

Ergenlik yıllarımda, sırf göğüslerim büyüdü diye erkeklerin bakışlarının git gide oraya kaydığını gördüğümde utanırdım. Biri bana laf attığında sinirden deliye döner, kimseye bir şey söylemez ve bazen de ağlardım. Bazen laflarına karşılık verirdim. Gülerlerdi.  Sahi gülünecek ne vardı? Çünkü lisede kızların sütyenini çekiştirmek, eteklerinin altını açıp açıp sonra da ‘şaka’ demek, yanlışlıkla soyunma odasına girmek hep çok komikti (!)

Ne yazık ki yazdıklarım bu coğrafyada yaşayan çoğu kadına tanıdık... Ortak acılar herkese kendi hikayesini anlatır. Birkaç sene önce, İstanbul'un göbeğinde Bakırköy'de geçen bir olayı anımsadım. Ayrılığım sevgilim iş çıkışları Bakırköy meydanda sanki karşılaşmışız süsü vermek için beklerdi. Her seferinde selam verirdi, ben de başımı çevirirdim. Bir gün başımı çevirip yürürken arkamdan geldiğini fark ettim. Kolumdan tuttu. 'Benimle konuşacaksın' dedi. 'Seninle konuşmak istemiyorum' dedim. Israrla sorusuna cevap istedi. Cevap vermedim ve bu sürede kolumu çekiştirmeye devam etti. Bu olay tam iş çıkışı Bakırköy meydanda oluyor. Ve bir Allah'ın kulu da 'hooop noluyo hemşerim?' demedi. Sonrasında olayın savcılığa kadar uzayacağını anlayınca peşimi bıraktı. Ve ne acı ki ilişki boyunca bir kere efendiliğini bozmayan koskoca bir adam bile onu reddettiğim için canavara dönüşebiliyor! Ama en acısı bu mücadeleyi verirken, o meydanda olduğu gibi yapayalnız kalmak. Zırhları kuşanıp tek başına savaşmak...

İster kadın olun, ister erkek olun fark etmez. Mesele minibüste, onca kalabalığın içinde biri sizi taciz etmeye yeltendiğinde Özgecan gibi hissedebilmekte. Gecenin bilmem kaçında yalnız başınıza yürürken peşinizden adım sesleri duyduğunuzda, 19 yaşındaki o üniversite öğrencisi gibi haykırmalı. Alt komşunuz şiddet gördüğünde içinizden Güldünya’lar çıkmalı. Susup kapıları kilitlememeli. Perdeleri örtmemeli. Dünyaya bir erkek evlat getirdiğinizde onu Cem Garipoğlu ve daha niceleri gibi yetiştirmeyeceğinize söz vermelisiniz kendinize. 

İşte, okulda, sokakta, yatakta nerede olursa olsun sizin rızanız dışında maruz kaldığınız her şey şiddettir.  Ve bunda gülünecek bir şey yoktur. Güldükçe, normalleştirdikçe, sustukça ateşin hepimizin üzerine sıçrayacağı koca bir orman bu ülke. Dünyadaki tüm kadınlara sarılıp, gözlerim şişene dek ağlamak istiyorum. Bi' bitmediniz. Ve 'siz' bitene kadar biz Cansel için susmuyoruz! 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle