GeriHayat Dönmemek üzere ayrıldığım gün
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    14
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dönmemek üzere ayrıldığım gün

Dönmemek üzere ayrıldığım gün
refid:28514187 ilişkili resim dosyası

İçimde o kadar çok birikmiş hikâye var ki... Köşeniz başladığı gün “İşte burası” diye düşündüm. “En sevdiğim ve kendimi rahat ifade edebildiğim yazımı göndereceğim” dedim.

Şaşaalı bir düğün ve balayı sonrası İsviçre’den döndüğümde 20 yaşındaydım. Bebek sırtındaki evimizde o çok özendiğim ev hanımı oyununu oynamaya başladım. 21’imde de kızımı kucağıma aldım. Onunla beraber büyümeye başladık. Ne var ki babasıyla anlaşamadık bir türlü.

Ben babamı kaybettiğimde, kendi babasının fotokopisi olan kızım henüz iki yaşındaydı. Ama dedesi ona babasından hep daha yakındı. Ben babasından boşanalı yaklaşık bir sene olmuştu çünkü. Kalabalık bir ortamda bu dünyaya adapte olmaya çalışıyordu. Anneanne, dede, nine, dayı ve anneyle büyümeye çalışıyordu. Babası kendi âleminde idi; dedesiniyse bir daha hiç göremeyecek bir çocuktu artık.
Ne var ki hayat onu bugüne tam bir tatlı cadı olarak hazırladı. Bugün artık annesinin kopyası olan bu genç kadın –en azından gören herkes böyle söylüyor– annesinden daha dişli çıktı. Kavga etmeyi beceremeyen, duygu ve düşüncelerini ifade etme özürlü annesini alt etti.

İşte bu tatlı cadı allem etti kallem etti... Büyükbabayla kulis, babaanneyle dedikodu, anneye duygu sömürüsü, babaya kendini acındırma derken... Anneyle babayı tekrar bir araya getirmeyi başardı. Bu sefer dedim ki kendime: “Büyüdün!” Kendi kararlarını kendin için ver. Aslında kendim için zannettiğim karar yine başkaları içinmiş. Bu sefer de kızım için.

YAVAŞ YAVAŞ BİR CANAVAR ÇIKIYOR

Beraber aynı evdeydik yine. Bu sefer her şey daha farklıydı. Ben biraz daha büyümüştüm. O da. Ama o günlerde göremediğimiz bir şey: Ben bakıyordum dünyaya bir açıdan, ‘dostumsa’ çok başka bir açıdan ve o açıları biz genişletmişiz her birimiz kendi tarafından.

Ne mi oldu? Birlikteliğin ikinci yılı bir erkek evlat girdi hayatımıza. İyi ki de girmiş. Bugünkü en samimi dostum. Kızım fiziksel kopyam, oğluşumsa ruh ikizim sanki.
Senede sayısını unuttuğum yurtdışı seyahatleri, yazları Bodrum aile oteli, kışları çocukların okulları, partileri, sporları, hastalıkları, akşamları saat 5’te evin babasının saplantı haline getirdiği akşam yemeği sendromları derken sonradan bir bakıldı ki farklı gözlükle bakan o dost ev babasının içinden yavaş yavaş bir canavar çıkıyor...

İşte o günlerde geceleri beni ziyaret eden öğrencilik yıllarımla ilgili rüyalarım, hep ezikliğini hissettiğim bir eksikliğimi bana bağırıyordu; üniversite okuyacaktım. Bir sene sonra kızım da üniversite sınavlarına girecekti. Beraber hazırlanabilirdik. Kendimi bir sınıfta öğrenci olarak gördüğüm meşhur rüyalarımın sonuncusunun sabahı kendimi Milli Eğitim İl Müdürlüğü Denklik Bürosu’nda buldum. Denklik belgemi almamın ardından, kızımı bile beklemeden, son gün üniversite sınavlarına kaydımı yaptırdım. Önümde sadece birkaç ay vardı ve ben hazırlanacaktım.

Hazırlandım da. İlk sınavı geçtim. Sıra ikincisine gelmişti. Sınava sadece birkaç gün kala kızım hastalandı. Her geçen gün daha da yatağa bağlanıyordu. Çok halsizdi. Başladık ikimiz beraber doktor gezmeye. Yapılan tetkikler ve söylenenler hep aynıydı: İlik kanseri şüphesi... Halbuki babasıyla Londra’daki Britney Spears konserine bilet almışlardı. En büyük hayali o konsere gitmekti.

HER ŞEYİ İÇİME GÖMMÜŞTÜM

Sınavdan tam beş gün önceydi. Sabah ateşi o kadar yükseldi ki hastaneye nasıl götürdüğümü hatırlamıyorum bile. Hemen yatışını verdiler. Tetkikler, iğneler, serumlar derken ikinci gün babası ertesi günkü Londra seyahati için ne yapması gerektiğini sordu bana. “Sence ben gitsem mi” dedi. Hastanenin ortasında. Ne diyeceğimi şaşırmıştım. “Ne git derim ne de gitme” diyebildim sadece. Halbuki kızım olsa kimbilir neler saydırırdı. Ben yapamadım; her zaman olduğu gibi her şeyi yine içime gömmüştüm. Gitti. Ertesi gün, biriciğimin göğüs kemiğini deldiler ve ilik örneği alıp biyopsiye götürdüler. Sonuç gelene kadar ben bu dünyada değildim sanırım. Her şey sanki bir rüyaydı. Vee sonuç geldi. Şükürler olsun ki Tanrı bana evladımı bağışlamıştı ama ben evlatlarımın babasını bağışlayamadım.

Hastaneden çıktığımız günün ertesi sabahı sınava girdim. Kazandım. Üniversitedeki ilk günümde sınıftaki öğrenciler beni hoca zannettiler. Kızım yaşındaki arkadaşlarımla dört senenin sonunda fakülte birincisi olarak üniversiteyi bitirdim. Okulun ikinci senesi evdeki dostun bana ve kızıma yaptığı psikolojik baskıya dayanamayıp ipleri tamamen kopardım ve bir daha dönmemek üzere çantamı alıp evden çıktım. İşe girdim ve bir buçuk yıllık işimden de geçen gün ayrıldım.
Her şeye rağmen hayatım devam ediyor. Nefes aldığımız müddetçe savaşmaya devam edeceğiz. Bakalım sırada neler var...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle