GeriHayat Artık star’lık diye bir şey kalmadı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Artık star’lık diye bir şey kalmadı

Artık star’lık diye bir şey kalmadı

Albüm çıkarmak için kimseye dil dökmedi, kapılar aşındırmadı. Şarkılarını bir online müzik paylaşım platformuna yüklemesi yetti. Çok geçmeden müzikte yeni dalganın en çok dikkat çeken isimlerinden biri oldu. Geçen hafta ‘Kozakuluçka’ isminde bir albüm çıkaran 19 yaşındaki müzisyen Deniz Tekin’le bir araya geldik...

Sadece iki yıl önce, Gaziantep’te, odanızda, şarkılar kaydedip internete yüklüyor, bir yandan da üniversite sınavlarına hazırlanıyordunuz... Bugün müzikte ‘yeni dalga’nın en sevilen isimlerinden birisiniz. Nasıl oldu bu?

- Ben de şaşkınım. Liseye başladığımdan beri Soundcloud’a (bir online müzik paylaşım platformu) kayıtlar atıyorum. Bir gün Sofar’dan Eda Abla (Eda Demir, Sofar Sounds İstanbul direktörü) Facebook’tan mesaj atıp bir ev konserinde çalmam için beni İstanbul’a davet etti. Annem ve babamla atlayıp geldik. O gece Cihangir’de bir konsere katıldım, gece Antep’e döndüm. Ertesi gün üniversite sınavına girdim... O konserden sonra bir kitle oluşmaya başladı. Bir grup kurduk, konserler verdik. Sonra da albüm teklifi geldi. Aslında hayatımda çok da fazla bir şey değişmedi. Günlük rutinim aynı. Sadece hayatıma yeni bir sosyal kimlik eklendi.

Konserinize gelmiştim. İnsanlar kapıda kuyruk olmuştu. 20’li, 30’lu yaşlarda, günlük kıyafetleri içinde, deyim yerindeyse ‘eğlenmek için kasmayan’ bir topluluğun karşısına çıkmıştınız. Sizin de üstünüzde çok sade şeyler vardı. Saçlarınızı sahnede atkuyruğu yapmıştınız. Şarkı sözlerini unutunca kendinizle dalga geçmiştiniz... Yeni nesil star’lık böyle bir şey mi?

- Bence artık star’lık diye bir şey pek kalmadı. Sahneye gran tuvalet çıkalım, hadi saçımızı yaptıralım, çok güzel görünelim... Böyle şeyler yok artık. Bunun yapıldığı bir dönem vardı, o da başka bir yoldu. Ama bugün böyle olması gerekiyor bence. 1.5 sene öncesine kadar sokakta kimsenin tanımadığı bir insandım. Hâlâ da -tamam normalin üzerinde bir tanınırlık var ama- öyle aman aman bir durum yok. Neden çok abartılı bir durum varmış gibi davranayım ki sahneye çıktığımda? O ‘Ben bir şey oldum’ hissi insan psikolojisi açısından çok sağlıklı değil. Arkadaşlarımla birlikte sahneye çıkıp müzik yapıyoruz işte... O kadar. Şarkı sözlerini de unutabiliyorsun. Heyecanlanıyorsun çünkü... Bununla dalga geçmek de çok doğal değil mi?

Artık star’lık diye bir şey kalmadı

HÂLÂ EVDE YAPIYORUM KAYITLARI

Kaç doğumlusunuz?

- 1997.

Nasıl bir çocukluktu sizinki?

- İzmir doğumluyum. Konak’ta, babamın büyüdüğü evde büyüdüm ben de. Ben yedi yaşıma gelene kadar babaannem de bizimle yaşadı. Çok güzel bir mahalle hayatı vardı. Herkes 40 yıllık komşu, iç içe bir hayat... Sokağa oynamaya çıkardık. Güzelyalı’ya, Kordon’a inerdik. Annemle babam diş hekimi. Devlet memuru olarak çalışıyorlardı. Tayinleri Mardin’e çıktı. İlkokulu orada okudum. O coğrafya, sosyal yapı... O yaşta bir çocuk için çok zengin bir dünya... Mardin’den sonra Gaziantep’e taşındık. Ortaokulu ve liseyi de orada okudum. Büyük bir şehir ama çok da küçük bir yandan da... Herkes bir birini tanıyor. Ekonomik olarak gelişmiş ama kültür-sanat konusunda seçenekleri sınırlı.

Müzik hayatınıza nasıl girdi?

- Babam üniversitede Türk Sanat Müziği’yle ilgilenmeye başlamış. Amatör korolara katılıyordu. Konserleri oluyordu arada. Beni de götürüyordu. Ben de ortaokulda piyano ve yan flüt derslerine katıldım. Üç-dört sene öyle gitti. Lisede kafelerde canlı müzik yapmaya başladık.

Müzik okumayı düşünmediniz mi?

- Düşündüm. Ama müziğin teknik kısmıyla değil de üretme kısmıyla ilgiliydim. İleride neden olmasın?

Soundcloud, Gaziantep’ten dünyaya açılan bir kapı olmuş sizin için...

- Evet, oranın komünitesini sevmiştim. Aynı şeyi yapan birkaç kişiydik. Herkes birbirini tanıyordu. Orası kafama ne eserse yapabileceğim bir alandı benim için. Evde temiz kayıt almak için birkaç ekipman almıştım. Onlarla takılıyordum. Yeni şeyler dinliyordum, etkilendiğim şarkıları söyleyip oraya koyuyordum. Bir yandan da üniversite sınavlarına hazırlanıyordum. Her öğrenci gibi benim için de çok çalkantılı bir dönemdi. Okuldan eve gelip ekipmanı kuruyor, kayıt almaya başlıyordum. Nasıl olduğunu anlamadan altı saat geçmiş oluyordu. İnsanın kafasını boşaltması, enerjisini güzel bir şeye kanalize etmesi anlamında çok güzel bir şans...

Artık büyük bir plak şirketinden çıkmış bir albümünüz var ama hâlâ orada aktifsiniz... Hâlâ kafanıza ne eserse koyabiliyor musunuz yoksa artık daha mı dikkatlisiniz?

- Koyuyorum ya... Eskiden biraz körleme ilerliyordum. Şimdi daha dişe dokunur şeyler çıkarabiliyorum ama hâlâ rahatım. Üstelik hâlâ evde yapıyorum kayıtları.

ÇOK HIZLI KONUŞAN BİR İNSANIM

Hürriyet yazarı Kanat Atkaya geçenlerde bir yazısında müzikte yeni bir dalga yükseldiğinden söz etti. Biz de bununla ilgili bir haber dosyası hazırladık. Bu yeni hareketin köklerini araştırdık. Sizce nereden doğdu bu yeni akım?

- Fikir anlamda hazırlığı beş-altı sene öncesine gidiyor. Ünlü insanların daha farklı hayatlar yaşadıklarını empoze etmesi herkesi irite etmeye başladı. Derdi müzik olan insanlar işlerini yaparken gelen bilinirliğin hayatlarını domine etmesine izin vermemeye başladılar. Dinleyiciler de törpülenmemiş, filtresiz şeyleri daha çok sevmeye başladı.

Böyle hareketlere toplumsal olayların önayak olduğu söylenir. Bu dalgaya da son yıllarda Türkiye’de olan biten, mesela Gezi Olayları’nın etkisi olmuş mudur?

- Kesinlikle bir faktördür. Gezi’de insanlar “O şekilde yaşama, bu yasak, onu yaptığın için şöyle bir insansın” düşüncesine karşı durdular. Son 10 yılda hayat tarzına çok ciddi bir müdahale var. “Şöyle yaşayan insanlar böyledir” gibi bir kategorizasyon var. Buna karşı çıktılar. Yeni dalgada da müzisyenler “Benim anlatmak istediğim bu. Bunu törpülemeden, filtrelemeden anlatacağım” dediler. Her ikisinde de seni yontmaya çalışan güce “Ben öyle olmayacağım” diyorsun. Böyle bir analoji kurabilirim.

Gezi size nasıl yansıdı?

- 15 yaşındaydım. Tabii burada olanları çok net bilmiyorduk. Twitter’dan takip ettik, ana akım medyadan çok bilgi edinemiyorsun. Antep’in büyük parklarından birine toplanmıştı insanlar. Tencereler tavalar çalındı ama çok da çalkantılı geçmedi.

Büyük müzik şirketleri bu yeni dalganın müzisyenlerine çok ilgi gösteriyor değil mi?

- Evet, ana akım markalarda öyle bir eğilim var. Bir potansiyel görüyorlar sanırım. AR-GE olarak bakıyorlar. Farklı bir mekanizma var çünkü burada. Hatta şöyle diyelim; mekanizma yok. Bu, büyük şirketleri afallattı. O yüzden “Zaten bir şeyler yapıyorsunuz, oluyor, yapmaya devam edin” gibi bir yaklaşımları var. İnternetten zaten birilerine ulaşabildiğimizi görüyorlar.

Neden hâlâ albümleriniz büyük şirketlerden çıkıyor peki? Daha fazla insan ulaşmak için mi?

- O da var. Bir de onlarla birlikteyken bazı şeyleri daha rahat yürütebiliyorsun. İşin bazı teknik giderleri oluyor. Kendi başınayken ittirmen gereken çok fazla sayıda kapı oluyor. Büyük şirketler o noktada işi kolaylaştırıyor. Tecrübe konusunda bize katkıları oluyor. Kendi şirketini kurup tamamen bağımsız kalanlar da var elbette. Ben de ileride ne yaparım bilmem.

‘Piyasa kuralları’ adı altında bir dayatmayla karşılaştınız mı? “Şu tarz şarkılar söyle, saçını şöyle yap, kilo ver” gibi...

- Fiziksel anlamda hiçbir dayatmayla karşılaşmadım. Karşılaşırsam lafın yarısında onu yapmayacağımı söylerim. Ama kendi içinde tutarlı olduğun, enerjini karşı tarafa sezdirdiğin, sınırı iyi çizdiğin zaman hiçbir sıkıntı olmuyor.

Dinleyicinin beklentileri bir baskı yaratıyor mu?

- Konserlerde “Neden daha çok cover çalmıyorsun” diyorlar. Soundcloud’da çok fazla cover olduğu için herhalde öyle bir beklenti oluşuyor. Genelde kimseyi kırmamaya çalışıyoruz. Hem kendi şarkılarımızı çalıyoruz hem cover. Ama Benim içimden geçen şey; zaman içine cover’ları azaltmak, kendi şarkılarımıza ağırlık vermek. Her müzisyen cover yaparak başlıyor. Bildiğin şarkıları çalarak, imitasyon yoluyla öğreniyorsun. Ama uzun vadede bunu bırakmak lazım. Ben de kendi şarkılarımla anılmayı daha çok isterim.

Konserde herkes Ahmet Kaya şarkısına başladığınız anda telefonlarını çıkarıp video çekmeye başlamıştı... Sizin için nasıl bir yeri var Ahmet Kaya’nın?

-  Elimden geldiğince araştırdığım, hakkında ne bulduysam okumaya çalıştığım, olaylara yaklaşımını, karakterini çok beğendiğim insandır. Bazı şeylere çok yumuşak ama bir o kadar da tutarlı yaklaşan biri. Çok severim...

Yeni dalgayla birlikte şöyle ilginç bir şey oldu. Artık insanlar yaşıtlarına hatta kendilerinden daha genç insanlara hayran oluyorlar. Nasıl yansıyor bu size?

- Yaşıt olmamızın verdiği güçle muhabbet kuruyorsun. O da ilginç bir enerji doğuruyor. Kastırmaya gerek görmüyorsun. O ünlü hayatı, büyük evlerde yaşamalar, çok para kazanmalar falan... Karşımdaki insan benim hayatımda böyle şeyler olmadığını görünce rahatlıyor. Ben de bir üniversite öğrencisiyim, birinci sınıftayım, vizelere falan giriyorum. Bir öğrenci evimiz var, üç kız yaşıyoruz.  Hayat standardı ve sosyal statü bakımından çok da farklı olmadığın için karşındakiyle günlük bazda aynı şeyleri yaşıyorsun. Bu da ayrı bir yakınlık sağlıyor.

Kendisiyle aynı çizgide görünce sınırı aşıp eleştiri konusunda aşırıya kaçıyor olabilirler mi? “Çok mıymıy söylüyor” yazmış mesela biri...

- Bence tam aksine karşındaki eşit görmeyince, senin sosyal bir canlı, bir insan olduğunu unutunca rahatsız edici olabiliyor. Bir arkadaşınla konuşur gibi söylendiği zaman kabul edebileceğim bir şey. Ediyorum da... Amatörlük dönemlerinde söylediğim şarkılarda çok bariz hatalar var. Diksiyonda belirli problemlerim var. Hala aşmaya çalışıyorum. Ama değiştiremeyeceğim bazı şeyler de var. Hızlı konuşan bir insanım. Artikülasyonda problemlerim var. Geliştirmeye çalıştığım şeyler... Ama tabii her türlü troll’lük oluyor. Bu tür şeylere oturup can sıkmaktansa çok da takılmayınca o da orada kalıyor.

Peki yeni dalga içinde rekabet ne durumda? Soundcloud gibi paylaşım yerleri yeni Unkapanı mı oldu?

- Bir hedefe kilitlenmiş, ünlü olmayı kafasına koymuş insanlar için durum Unkapanı zamanı da zordu, şimdi de zor. Ama “Ben müziğimi en iyi şekilde keyif de alarak yapıyorum” diyen biri için o kadar zor değil. Eskiden insanların kendilerini ortaya koymak için büyük markalara ihtiyaçları vardı. Ona da kimse cesaret edemiyordu. Cesaret edenlerin de çok azı hedefine ulaşıyordu. Ama internete bir şey koymak, dostlarınla paylaşmak çok daha kolay, daha az özgüven gerektirmeyen bir şey.

O GÜN ÜLKEMDEN GİTMEK İSTEDİM

Bugünkü Türkiye’yi, dünyayı nasıl görüyorsunuz?

- İnsanlar şu an çok garip bir psikolojide. Açık iletişim kurmamız, samimi olmamız gerektiği konusunda hemfikiriz.

Böyle bir dönemde albüm çıkarmak nasıl bir şey? Birkaç kez ertelediniz sanıyorum çıkış tarihini?

- Operasyonel konuda tabii sıkıntılar çıkıyor. Ama eskisi gibi de değil. Eskiden bir konseri iptal etmemek tepki çekerdi. Şu anda insanlar yaşamak istiyor.

‘Ben Bugün Ülkemden Gitmek İstedim’ diye bir şarkınız var. Hangi gün o gün?

- 17 Temmuz. Darbe girişiminin iki gün sonrası.

Neler yaşadınız o dönemde?

- Arkadaşlarımızdan birinin evinde toplandık. Sabaha kadar Reuters, CNN falan izledik. Üç gün evden çıkmadık. Ne olduğunu anlayamıyorsun. Fiziksel anlamda bir vahşet yaşanıyor. Herhangi bir insanın o psikolojiden çok kolay kurtulabilmesi mümkün değil. Ülkedeki herkes biraz post travmatik stres bozukluğu yaşıyor bence.

Gerçekten gitmeyi düşündünüz mü?

- Evet çünkü üretkenlik anlamında kendimi çok aktif hissettiğim bir yaşta, ilk defa bunun çok da bir anlamının olmayabileceği gerçeğiyle karşı karşıya kaldım. Ve ilk defa gitsem mi acaba dedim ama işte şarkıda da dediğim gibi bütün sevdiklerim burada, ne yapacaksın... Çok tartışılan bir konudur ya bu; “Beğenmiyorlarsa gitsinler” denir. Bence gitmeyi düşünen insana kızmamak gerek. Genç bir insanın içinde onu ülkesinden uzaklaşmaya itecek, küstürecek bir güdünün doğması çok üzücü bir şey. Kimse doğduğu, büyüdüğü yeri elitistlikten bırakmaz. Zorunda kalmıştır. Gençlerin kafasından bunun geçmesi, burada alan bulamıyor olması, orada daha iyi bir alternatifin olması... Buna kızmak yerine bunları düşünmek gerek.

Gelecekten umutlu musunuz?

-  Burada neyi, nasıl düzeltebiliyoruz, düzeltebileceğimiz raddeyi geçti mi, onu algılamaya çalışıyorum hâlâ. Ama ben umutluyum. Çünkü bu tür dönemler dünya üzerinde daha önce de yaşandı. İçi hava dolu bir balon gibi düşün, bir taraftan sıkarsan öbür taraftan şişer. Böyle dönemlerin dünya kültürel gelişimine katkısı olabilecek, çok verimli bir dönem olduğuna, çok büyük fikri aydınlanmalara yol açabileceğini düşünüyorum.

10 SENE SONRA BEYOĞLU’NUN YENİDEN CANLANDIĞINI GÖRÜRÜZ

İstanbul’a yeni gelmiş biri olarak nasıl görüyorsunuz bu şehri?

- 1.5 yıl oldu ama hâlâ o kocaman binalar falan çok ilginç geliyor.

O anlatılan efsane Beyoğlu’nu nasıl buldunuz geldiğinizde?

- O ağaçlı haline yetişemedim. Canlılığı da yavaş yavaş siliniyor. Ama her zaman böyle devinimler yaşamış Beyoğlu. 10 sene sonra yine canlandığını görürüz. Sonsuza kadar böyle kalmaz.

DERSLERİM KEŞKE DAHA İYİ OLSA

Nerede, ne okuyorsunuz?

- Boğaziçi Üniversitesi’nde Batı Dilleri ve Edebiyatı okuyorum.

Nasıl gidiyor dersler?

- Keşke daha iyi olsa... Zaman bulamadığım için birçok şey kaçıyor. Seneye daha dengeli götürmek istiyorum.

Nerelerde takılıyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?

- Beşiktaş ve Kadıköy. Grup arkadaşlarımla çok yakınız. Müzikle ilgili bir şey yapmasak bile görüşürüz. Ev arkadaşlarım okuldan... Bu aralar çok kitap okumaya başladım. Klasikleri okuyorum. Stefan Zweig’ın hikâyelerine sardım. Dostoyevski’nin ‘Budala’sını aldım bir de. Müzikte de enstrümantalist projelere bakıyorum, fusion jazz falan...

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle