GeriHayat Ağlak yazılardan uzak duruyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ağlak yazılardan uzak duruyorum

Ağlak yazılardan uzak duruyorum

OT dergisinden ayrıldığından beri hasret kalmıştık. Mizah ustası Metin Üstündağ neyse ki arayı çok açmadı ve yeni dergisi Yumuşak G'yle içimize su serpti.

Derginin adı neden Yumuşak G? 
-Yumuşak G, 29 harf içinde ama hiçbir kelime onunla başlamıyor. Ve bu, dergideki yazar-çizerleri düşünürsen çok şey ifade ediyor. Yumuşak G, ötekilerin, azınlık kalanların dergisi.  

Ve azınlık duyguların belki...
-Evet, öyle. Ama bunu acılı ve dramatik bir halde düşünme. Tuz-biber gibi düşün. Şunu söylüyoruz: “Onları içinize almayarak ne kadar şey kaybediyorsunuz. Onlar belki azınlıklar ama hayata asıl rengini verenler…” 

Ağlak yazılardan uzak duruyorum

Derginin ilk sayısı üzerinden nasıl bir Türkiye okuması çıkar sizce?
-Bence renkli ve alternatif bir Türkiye çıkar. Memlekette olanlar belli. Ağlıyoruz, inliyoruz. Bunları konuştukça karamsarlığı büyütüyoruz gibi geliyor bana. “Biraz da neşeli şeylerden susalım” diye bir lafım var. O yüzden ağlak yazılardan uzak durdum. Moral verecek bir dergi yapmaya çalıştım. Neşe önemli. Zorla neşelenmek gerekmiyor ama evet, neşe lazım. Yoksa öbürü çok kolay. Ve ben kolayı sevmiyorum. Bir ürün dergisi yaptım. 

O ne demek?
-Yani dergi için üretme dergisi. Öbür dergiler, dert dergisi. Ben dertten de ahkamdan da sıkıldım. Yazıyla karamsarlığı çoğaltıyoruz. Mutfak tarafında daha çok yorulup daha güzel işler yapmak lazım.  

OT dergisini çıkardınız ve ona benzer dergiler furyası başladı…
-30’a yakın dergi çıkmış. 

OT’a başlarken böyle bir şey olabileceğini tahmin etmiş miydiniz?
-Hiç tahmin etmedim. OT’un sloganında “Maksat yeşillik olsun” demiştik. Dergi, bir yeşil alan olsun iddiasıyla çıktı ve insanların o yeşil alana çok ihtiyacı olduğunu gördük. İlk 3-4 ay küçük tirajlar geldi ama Haziran’la birlikte simge dergi oldu. Bir süre sonra sadece OT değil, OT’un kendisi de benim ilk zamanlarda ne yaptığıma bakıp öyle kapaklar yapar oldu. Ocak ayında hep Hrant Dink ve Uğur Mumcu yapıyorlar. Ama bu benim dikkat çektiğim bir şey! Bir ayda Edip Cansever, başka bir ayda Turgut Uyar. Abi başka şair, başka şey mi yok? Didem Madak... Artık bir Didem Madak çılgınlığı yaşanıyor. İyi de sağlığında neredeydiniz? Öyle mutsuzdu ki... Ciddiye alınmıyordu. “Kızım, sen karikatürcü ruhlusun, boşver” diye teselli ediyordum. Son röportajını ben yaptım ve benim uğurumdur. OT’un da ilk sayısında vardı, Yumuşak G’de de var.  

"Benim OT'a yaptığım ilk sayılara bakarsanız, az insan görürsünüz. Bence bir derginin kalitesi, içine ne kadar çok insan aldığıyla değil, ne kadar çok insanı dışarıda bıraktığıyla ilgilidir. Bütün ünlüler buraya gelsin diye bir şey olamaz. Nejat İşler’e yazı yazdırdığımda, dizi yıldızı diye eleştiriler gelmişti. Ben onun geçmişini, kitapçılığını, ne kadar çok kitap okuduğunu biliyordum. Zaten sonra ne iyi bir yazar olduğu anlaşıldı. Angutyus için de internet fenomeni dediler, o da çok iyi bir yazar oldu. Riskli takımlar kuruyorum ve “Bunlar bir arada çok acayip güzel olabilir” diyorum. Ama bir süre sonra işler tıkır tıkır işlemeye başladığında sıkılıyorum. Yani dergide bana gerek kalmadığında… Benim heyecanlanmam gerekiyor. Yaptığım şeyi iş gibi göremiyorum. Prometheus’ten, bir taşı yuvarlamak üzerinden anlatayım. Hayat, biraz öyle. Taşı aşağıya itip, yukarıya çıkarıyoruz. Ben artık o taşla eğleniyorum, jonklör gibi oldum. İne çıka, ine çıka... Bundan keyif alıyorum."


Yorumları Göster
Yorumları Gizle