Gözümdeki morluk değil gökkuşağı

Güncelleme Tarihi:

Gözümdeki morluk değil gökkuşağı
Oluşturulma Tarihi: Haziran 03, 2004 00:00

Son beş yıldır çevremde hep pırıl pırıl çocuk gözleri görüyorum.Hepinizin çok iyi bildiği gibi tam 500 bölüm Duma Duma Dum adlı çocuk programının ’İnci Abla’ sıydım. Her bölüm en az yirmi beş stüdyodan, milyonlarcası ise ekrandan ışıl ışıl bana bakıyordu ve her gün yeni bir şeyler öğreniyor, yeni bir şeyler öğretiyordum. Bu kış ise Dum Dünyası adlı yeni bir program yaptık. Biliyorsunuz programın içinde bir sürü eğlenceli ve eğitici yarışma vardı. Bir programda su dolu bardakları üst üste koyarak en yüksek kuleyi yapma oyununu oynuyorduk. Bu dikkat ve konsantrasyon için çok önemli bir oyundu. Aynı zamanda çok da eğleniyorduk. Ama içi su dolu bardaklarla dengeyi sağlamak zordu ve bardaklar devrildikçe stüdyo sular içinde kalıyordu. Tabii biz bütün bunları hesaplayıp önlemler almıştık ama o gün her yer çok ıslanmıştı. Ben de ıslak zeminde neşeyle koşuşturan çocukları dikkatle izliyordum. Bir kayıp düşen olursa hemen koşup yakalayacaktım. Tam kendimi iyice oyuna kaptırdığım bir anda birden çocuklar için korktuğum şey benim başıma geldi. Ayağım kaydı ve sert bir şekilde yüzüstü düştüm. Olay canlı yayında olmuştu. Hemen reklam arası verildi. Kimse bir şey anlamadı tabii. Ela beni öperken duraksadı Başımda kocaman bir şişlik oluştu. Ama yayını gayet mutlu bir şekilde bitirdik. Ertesi gün uyandığımda vücudumda bir gün öncesine göre bir sürü ağrı vardı ve pek çok yerim morarmaya başlamıştı. Özellikle başımda sağ kaşımın altına doğru ciddi bir morluk vardı. Görüntümden rahatsızdım ama nasıl olsa makyajla kapanacaktı. Ben sabahları yayın öncesi hep konuk gelen çocuklarla oturur sohbet ederim. Onların heyecanını gidermeye çalışırım. Ama o gün farklıydı. Beni yüzümdeki morluklarla görmesinler diye telaşla makyaj odasına giderken beni bekleyen kalabalık grup içinden küçücük bir kız çocuğu bana sarılmak için kucağıma koştu. Ela tam beni öpmek üzereydi ki birden duraksadı ve yüzüme garip garip bakmaya başladı. Hemen yüzüm için bir açıklamaya hazırlandım. O anda Ela bana ‘İnci Abla yüzünde bir gökkuşağı var’ dedi.Evet, gerçekten de yüzümde bir gökkuşağı vardı. O gün yağmur yağıyordu ve ben dünkü kazadan çok ama çok ucuz kurtulmuştum. İşte o zaman hayatımın güneş ışıklarıyla süslenmiş ve gökkuşağının tüm renkleriyle dolu bir hazine olduğunu anladım. Beş yaşındaki Ela, zaman zaman bulutların arkasına gizlenen güneşi görmemi sağlamıştı.Saklambaç oynarken kardeşimi kilitledimMerhaba İnci Abla, ben Kaan 10 yaşındayım. Mersin’de oturuyoruz. Programlarınızı seyrediyorum ve arkadaşlarım da ben de yazılarınızı okuyoruz. Hepsi çok güzel. Benim size anlatmak istediğim bir şey var. Küçük kardeşim Esin. O altı yaşında ve çok yaramaz. Benim arkadaşlarım ne zaman bize gelseler yanımızda durmak istiyor. Yanımıza gelmesi bir şey değil de yaptığı yaramazlıklar yüzünden ne rahat konuşabiliyor ne de eğlenebiliyoruz. Geçen hafta yine arkadaşlarım bize geldi. Her zamanki gibi Esin huysuzluğa başladı. Annem de biraz yanınızda dursun diye ısrar etti. Biz de anneme karşı gelemedik ama kardeşime bir ders vermeye karar verdik. Ona saklambaç oynayacağımızı söyleyip bunun değişik bir oyun olduğuna ikna ettikten sonra odasında beklemesini, ’Sobee’ lafını duyana kadar odadan çıkmamasını böylece en iyi saklanan oyuncu olacağını anlattık. O odasına girdi ben bir süre sonra işi şansa bırakmayıp kapısını kilitledim. Neyse işte biz epeyce oynadık ve artık arkadaşlarım gitmeye karar verdi. Ben hemen onun odasına gittim, aslında bu kadar zaman merak da etmiştim ama oyuna dalınca unuttuk tabii. Odasına girince bir de baktım ki sakin sakin uyuyor. İşte o an yaptığımdan çok pişmanlık duydum. Onu öylece kapının dibinde uyur bulunca bir daha asla böyle bir şey yapmamaya söz verdim. Çünkü o benim kardeşim ve ben onu çok seviyorum. Böylece ona değil kendime bir ders vermiş oldum. Ayrıca geçen haftaki kardeş sevgisi yazınızdan çok etkilendim ve bu olayı onun için anlattım.Matematiği sevmeyen kalmayacak!ARANIZDA matematiği sevmeyen, problem çözmekten hoşlanmayan kimler var? Çoğunluk ’Ben, ben’ diyor duyuyorum. Size öyle bir kitap tavsiye edeceğim ki, bu kitabı okuduktan sonra matematiği sevmeyen kimse kalmayacak. Bu kitapta çözülmeyi bekleyen birbirinden ilginç bilmeceler var. Ve bu bilmeceler ancak matematik problemleriyle çözülebiliyor. Size biraz kitaptan bahsedeyim de iyice merak edin.Kahramanımız Alex, bir gün yolda yürürken tuhaf bir kalem buluyor. Aradan biraz zaman geçince bu acayip kalemin, canını sıkan bütün matematik problemlerini çözüverdiğini fark ediyor. Buraya kadar her şey çok güzel değil mi? Sonraaa, Alex’in kitaplığında bir de esrarengiz kitap ortaya çıkıveriyor. O kitap hem Alex’i hem de arkadaşlarını esir alıyor. Çünkü kitapta anlatıldığına göre; Kral’ın şatosundan kaçırılan Zümrüt Kraliçe’nin birbirinden ilginç matematik problemleri halindeki tam 400 bulmacayı çözmesi gerekiyor. Çünkü ancak bu bilmeceleri çözdükçe zindanın kapıları birer birer açılacak. Kitap yüzünden Kraliçe’nin zindandan kurtulmasına yardım etmek zorunda kalan Alex ve arkadaşları bir de Kral’ın dehşet saçan öfkesiyle karşılaşıyor. Ve herkes için büyük bir mücadele başlıyor. Vladimir Tumanov’un ’Kraliçeyi Kurtarmak’ isimli kitabı hepinizi güzel bir maceraya davet ediyor. Lütfen okuduktan sonra bana matematikle ilgili fikirlerinizi yazın. Anlaştık mı? Kitap Günışığı Kitaplığı Yayınevi’nden çıkmış. Hadi bakalım kolay gelsin.Sylvio'nun köşesiFiona’dan mektup varNe kadar tedirginim anlatamam. Bugünlerde İnci o kadar telaşlı ki. Bir taraftan işlerine koşuşturuyor, bir taraftan da evdeki eşyaları topluyor. Bu konuda kimseyle bir şey konuşmadığı için ne yapıyoruz anlayamıyorum. Aklıma bir şey geliyor: TAŞINIYORUZ. Ama o zaman Fiona ne olacak? Nereye taşınıyoruz? Yeni evimiz nerede olacak? Buradaki arkadaşlarım? Bütün tanıdıklar? Diyorum ya çok şaşkınım. Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemiyorum. Ama kararlıyım bugün bu konuyu İnci ile konuşacağım. Bütün bu endişelerimin arasında beni çok mutlu eden bir şey oldu. Fiona’dan mektup geldi. Onu daha yakından tanıyabilin diye size mektubu okuyorum dinleyin.***Sevgili Sylvio, benim de bir hayat hikáyem var. Ben Dragos’ta bir çiftlikte doğdum. Babam Tom, annem Whisky. Daha 38 günlük olduğumda Macit ile Gamze beni alıp Nişantaşı’na getirdiler. Meğerse o evde çok büyük bir acı yaşanmış. Bütün Nişantaşı duyup üzülmüş bu acı olaya. Benden evvel evimizde iki yaşına girmiş çok güzel bir Fiona yaşıyormuş. Bir cumartesi günü sahibim Macit yürüyerek Yıldız Parkı’na gitmiş. O Fiona, orada muhtemelen kötü niyetli insanların attığı striktin zehrine bulaşarak zehirlenmiş. Sahibimiz onu koşarak Topağacı’nda veterinerine yetiştirmeye çalışmış ama o Fiona bir tahta sehpa gibi kaskatı kesilerek ölmüş. O benden de güzelmiş, güzelliği bütün Nişantaşı’nda bilinirmiş. Tam kafasının üzerinde mucize gibi siyah bir tam eşkenar üçgen varmış. Üç ay yeni bir Fiona aramışlar her yerde. Bembeyaz olsun ve ona benzesin diye. Acıları çok büyükmüş. Bir de mesuliyetleri varmış. O Fiona kızları İldem’inmiş. İldem de o sırada yurtdışındaymış. Ona bu acı olayı bildirmemişler. Ben de çabuk gelişeyim diye neler yaptılar neler. Habire sevmediğim vitaminleri ağzıma tıkıştırıp duruyorlardı. Bir gün İldem yurtdışından tatil için döndü. Ona güya yutturmak için kafamın üstüne siyah tüyden eşkenar bir üçgen yapıştırmaya bile kalktılar. Bu benim çok onuruma dokundu Sylvio. Çünkü ben de alımlı bir genç kız olmuştum. Kızları İldem ’Ben bu köpeği istemiyorum’ diye tepki gösterdi. Gözlerinden sicim gibi gözyaşları akıyordu yerlere. Babası o Fiona’nın nasıl öldüğünü ona sükunetle anlattı. Sevgi galip geldi Bizim hislerimiz biliyorsun çok kuvvetlidir. Bir hamlede İldem’in yanına gittim. Başımı kucağına koydum ve sonraaa... yanaklarından öpmeye, ellerini yalamaya başladım. İşte kendimi kabul ettirmiştim bile.!Gözyaşları durdu, yavaş yavaş sıcak bir sevgi seli onu sarmaya başladı ve sonunda bana sarılarak ’Canım kızım benim’diyerek beni kabul etti. Dünyalar benim olmuştu. Acıyı mutluluğa dönüştürmüştüm ve sevgi galip gelmişti. Evet sevgi... Biz insanlara sevgi, mutluluk ve ümit veriyoruz. Zekámızla birçok şeyi çözeceğimize inanıyorum Sylvio. O yaz annemi ve babamı görmek için hep beraber Dragos’taki çiftliğe gittik. Ben babama çok benziyordum artık. Kardeşlerim de çeşitli yerlere gitmişlerdi. Annem ve babam avcılık yapıyorlardı. Çünkü biz English Setter’ler çok avcıyız. Ama ben nedense kuşları incitmekten hiçbir zaman hoşlanmadım. Oynarken bile sahiplerimin eline, dişlerimin dokunmasını hiçbir zaman istemedim. Çünkü sevgi doluyum. Bir müddet sonra canım annem ve babamın bir av kazasında öldüklerini duydum. Yalnızdım artık. Ama ben sahiplerimle, arkadaşlarımla ve bütün insanlarla mutluydum. Onlar da benim annem babamdı. Mutlu olmasını biliyordum. Hele seni görmediğim akşamlar, Nişantaşı’ndaki cafeleri zaman zaman geziyor, beni tanıyan veya tanımayan insanlara sevgi dağıtıyorum. Onlar da bana sevdiğim fındık, badem veya önlerindeki tabaktan bir parça tavuk veriyorlar. Sahibim Macit utanıyor ama ben bu keyif aldığım akşam gezintilerinden vazgeçemiyorum. O rahmetli Fiona’nın başına gelenlerin hiçbir arkadaşımın başına gelmemesi için, yerden bir şey yemememiz gerektiğini çok iyi bilmeliyiz. Hep bizi böyle bir tehlike bekliyor.Seni sevgi ile kucaklarım.Fiona TürenMEKTUPLARSize önerdiğim kitapları okuduğunuzu bilmek beni çok sevindiriyor. Kitaplar hakkındaki yorumlarınız harika. Bu hafta da önerdiğim kitaplar ile ilgili birçok mektup aldım. Teşekkür ediyorum. Lütfen hep ama hep ve çok ama çok kitap okuyalım. Merhaba İnci Abla, ben Gülce 12 yaşındayım. Geçen haftaki yazınızda Kim Takar Salatalık Kral’ı adlı kitaptan bahsetmişsiniz. Ben de bu kitabı okudum. Adı çok komikti. Çok beğendim. Ayrıca bu kitabın yazarının diğer kitaplarını da okudum. ‘Konserve Kutusundan Çıkan Çocuk’ adlı kitabında çok dağınık bir insan olan Bayan Bartolotti’ye yanlışlıkla konserve kutusundan aşırı düzgün bir çocuk çıkıyor. Gerisi çok eğlenceli. Ben de bu kitabı tavsiye ederim. Umarım beğenirsiniz.Bana yazın olur muİnci Türkay / Kelebek - Hürriyet Medya Towers. Güneşli 34212 - İSTANBUL Faks: 0212 677 04 35
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!