GeriKelebek GONZO
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

GONZO

Yine ‘yeri gelmemişkene’ kabilinden bir alıntı yapacağım. Okuduğum bir ilginç röportaj. Eeee, yani? demeyeceksiniz. Amerikalı yazar Robert Stone son kitabı Bay of Souls’dan da bahsettiği bir röportajında ‘asit’ yani uyuşturucu başlığı altında anlatıyor:


Gonzo... Evet, hayatımın bir döneminde, 1960’lı yıllarda, arkadaşlarım Merry Pranksers, Neal Cassady (Jack Kerouac’ın yol arkadaşı, kült-kitabı Yolda’nın kahramanı) ve Ken Kesey (Guguk Kuşu’nun yazarı) ile bir ‘gonzo’ dönemimiz oldu.¹ Tom Wolfe’un Acid Test’te anlattığı ‘magic bus’ macerasına katılan yolcuların hepsini yakından tanıdım.

Navy’deyken (Amerikan Deniz Kuvvetleri) annem sayesinde Kerouac’la ‘Yolda’ buluşmuştum. Bir gün, bütün bu insanları tanıyacağımı rüyamda görsem inanmazdım. Ama on yıl sonra Meksika’da kendimi Kesey’le, Kerouac’la buldum.

Meksika’nın - o tarihlerde daha bomboştu - batı sahillerinde tavanı olmayan boş bir eve hamaklarımızı germiştik. Maymun ve papağan çığlıklarının çın çın öttüğü puslu sabahları hâlâ hatırlarım. Uzaktan, Meksika Deniz Kuvvetleri’ne ait gemilerin sis düdüklerini duyuyorduk, sanki Çaykovski’nin İtalyan Capriccio’sunu yahut Alamo’nun gizemli trompetlerini andırıyordu.

O günlerde Ken Kesey firardaydı. Ev sahibinin karısı bizim ‘varoluşçu’ olduğumuza kanaat getirmişti; çoğumuzun, öğleden sonra 3’ten önce kim olduğunun bile farkına varamadığını sonradan anladı. Ama bizi ihbar etmedi. Ancak, mahallenin çocukları ne halt ettiğimizi merak edip etrafımızda dönmeye başlayınca polisin dikkatini çektik. Arazi olmanın vakti gelmişti.

Neal Cassady kafayı sıyırıyordu. Uyuşturucu delirtiyordu onu. En güzeli de papağanı Rubiaco idi. Rubiaco sabahtan akşama kadar Neal’le beraberdi, o kadar ki, Cassady yahut Rubiaco bir odaya girdiğinde, kim kimdir, anlamak mümkün değildi. Garip bir ses duyuluyordu, “Denver’a son gittiğimde... peşime aynasızlar düştü, aynasızlar...” Dönüp bakıyordunuz, konuşan kim diye, Cassady mi yoksa papağanı mı? Kafayı yemez mi adam?

Cassady’nin bir de pis bir huyu vardı. Yiyecek içecek ne bulursa, içine LSD veya methedrin koyuyordu. Adamı perişan ediyordu bu, çünkü etkisi en az 8 saat sürüyordu. Öyle oturup, saatlerce salak gibi sırıtıyordunuz. Çeneniz o kadar acıyordu ki, kendi kendinize soruyordunuz, ‘Tanrım, ben niye böyle gülüyorum?’

Cassady’nin gazabından kurtulmanın tek çaresi, gizlice alışveriş yapmak ve yiyecekleri elinin ulaşmayacağı bir yerde saklamaktı. Bir gün, pazardan süt domuzu bulduk, nefisti. ‘Amaaan, Cassady çakmadan bir güzel kızartırız’ diye sevindik. Nerdee? Malı yakalamış ve bir şırınga dolusu LSD yahut methedrin basmış içine. Kağıt tabaklarımız ve elimizde tekilamızla sofraya oturduk. İki dakika sonra, gözümüzün önünde diabolitos uçuşmaya başlayınca anladık yine Cassady’nin aynı boku yediğini. Kaçıp saklandı. O kafayla, yakalayıp linç etmek için plajı köşe bucak taradık. İşte o sırada (polisten) tüyme zamanı geldiğine karar verdik.

Kaliforniya’ya, oradan da Oregon’a gittik. Ken Kesey teslim oldu ve birkaç ay hapisle yırttı. Guguk Kuşu yayınlandıktan sonra bir kahraman haline geldi, özellikle gençlerin gözünde. Bir kült isim haline geldi. Ama sonra, yaratıcılığı bıraktı, kendini kahramanlarının yerine koydu. İnsanları eğlendirmeyi çok iyi bilirdi, hayatını böyle de kazanabilirdi. Ama ne mümkün? Cassady’nin sorunu buydu işte. Kendi yarattığı tipleri canlandırmaya başlıyordu. Ama dahî bir tipti, asla gençleri yanlış yönlendiren biri değildi, hatta bir anlamda bir eğitimci bile denilebilir...

(Gilles Anquetil’in yaptığı röportajdan, Nouvel Obs. 9 Haziran 2004)

¹ Gonzo: Anladığım kadarıyla İngilizcede ‘aşırı öznel’ anlamına gelen bir kelime. Ben bu kelimeyi ‘gonzo journalism’den biliyorum bir tek. Gonjo journalism ‘aşırı öznellik’ (ultra-subjectivity) üzerine kurulu bir araştırmacı-gazetecilik metodu. Yani olaylara değil, aktaranın şahsî duygularına, düşüncelerine dayanır. Gazeteci, izleyeceği olayın bir parçası haline gelecek kadar, mümkün olduğu kadar ‘içine’ girer. Bu terim, gazeteci Hunter S.Thomson’ın Hell’s Angels’i yazmak için Hell’s Angels adlı motosiklet çetesine katılmasını, aylarca onlarla birlikte, onlar gibi yaşamasını ifade etmek için uydurulmuş. Bol anekdota, içki ve uyuşturucu âlemlerine yer verdiği için herhalde ‘gonzo’ (ultra-öznel) denilmiş. Burada da Stone’un bu kelimeyi içki, LSD âlemleri ve ‘kafası kıyak gezmek’ anlamına kullandığını sanıyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle