GeriKelebek Eyvah, çocuğum olacak!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eyvah, çocuğum olacak!

Beş kadın... Beşi de farklı sektörlerde çalışan kadınlar. Hayata farklı yerlerden bakıyorlar. Gelecekle ilgili farklı kaygıları, apayrı planları var. Hiçbir zaman biraraya gelemeyecek bu beş kadının yolları bir noktada kesişiverdi. Toplumda çok doğal karşılanan ancak pek yakında hepsinin hayatını değiştiriverecek olağanüstü bir durumdu bu: Birkaç ay içinde ‘‘anne’’ olacaklardı... Aynı mutluluğu, aynı kaygıları paylaşmaya başladılar.

Ben de onlardan biriydim. İçinde bulunduğumuz bu ilginç dönemi, düzenli aralıklarla izledim. Hepimiz, her ay buluşup başımıza gelen sorunları paylaştık, birbirimize eşlerimizi, doktorlarımızı çekiştirdik. Kimi zaman terapiye dönüşen toplantılarımızda itiraflar birer birer döküldü dudaklarımızdan. Kimimiz dokuz ayı beklemeden ulaştı mutlu sona, kimimiz ise tam vaktinde doğurdu: Ve nur topu gibi üçü kız, ikisi erkek, beş bebek hayata gözlerini açtı.

Not: Bu yazı dizisi, anne olmayı planlayan ya da bu süreci şimdiden yaşamaya başlayan kadınlar ve eşlerinin geçirdiği bu olağanüstü dönemi merak eden erkekler için hazırlanmıştır.

Kramplardan nefes alamıyordum. Karnımda hissettiğim o küçük kasılmayla başladı herşey. Önce belime yayıldı, sonra yavaş yavaş göğsüme doğru tırmandı. Haber toplantısı yeni bitmiş, insanlar gazeteyi terketmeye başlamıştı. Yerimden kalktım, yürümeye başladım. Adımımı her atışımda göğsüm sıkışıyor, bir türlü nefes alamıyordum. Cüzdanımdan doktorumun bana verdiği kartı çıkarıp telefonunu çevirdim. İlk kez ona bu kadar kolay ulaşabilmenin rahatlığıyla olanları iki saniye içinde anlatıverdim. ‘‘Erken doğum belirtisi olabilir, aynı şekilde devam ederse yarım saat sonra beni tekrar ara’’ sözünden sonra iyice paniğe kapıldım. Henüz beşinci aya yeni girmiştim ve doktorum geç düşük olasılığından bahsediyordu.

40 dakika kadar bekledikten sonra onu yine aradım, kramplar geçmemişti. Ve telefonu bir türlü açılmıyordu. Meğerse acil ameliyata girmiş. Şefime durumu anlatırken gözümden yaşlar boşalıyordu. Çocuğumu mu düşürüyordum? Şefimin bir yerlerden alelacele bulduğu örtüye uzandığımda artık rahat nefes alabiliyordum. Bir yandan kolonyayla kollarımı ovuştururken bir yandan da beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Ağrılar yavaş yavaş geçti. Atlattığım tehlike erken doğum değil, meğerse sıradan bir gaz sancısıymış...

Peki ya diğer müstakbel anneler? Onlar neler yaşıyorlardı? Doktorlarıyla ilişkileri nasıldı? Kendilerini bekleyen bu ‘‘olağan doğumu’’ nasıl karşılıyorlardı? Nasıl bireyler yetiştirmeyi umuyorlardı? Çevrelerinden gelen tepkiler nelerdi? Tüm bunları merak ederken çevremde tek bir hamilenin bile olmaması beni üzüyordu.

Aklıma koydum ve onları buldum. Biri arkadaşımın arkadaşıydı, bir diğeriyle tesadüfen karşılaştım, bir başkası eşimin eski iş arkadaşının baldızıydı, bir diğeri ise gazeteci bir arkadaşımın eşi Aylin... Doğumumuza 4-5 ay kala her ay buluşmaya başladık. Adeta grup terapisi yapıyor, bu dönemde başımıza gelen her durumu birbirimize anlatıyorduk. Sohbetlerde eşler, doktorlar, aile büyükleri çekiştiriliyor, bebek bakımı, disipliniyle ilgili bir çırpıda okunan kitaplar üzerine konuşuluyor, doğum yapılacak hastanenin olanaklarından bahsediliyordu. Bu toplantılar ‘‘biz bebeğimizi beklerken, bizi neler beklediğinin’’ de farkına varmamızı sağladı. ‘‘Anne adayı’’ ve aynı zamanda ‘‘kadın’’ olarak yaşadığımız çelişkileri de birbirimize itiraf etmekten kaçınmadık.

DOĞUMDAN KORKUYORUM

Hülya Küçük 27 yaşında. Henüz bir yıllık evli ama eşiyle beş yıldır tanışıyor. Gebeliği planlamamışlar. Hamile olduğunu öğrenen Küçük, her ne kadar doğumdan korksa da bu korkusunun üzerine gitmeyi aklına koymuş. Bu dönemi çok iyi geçiren ender kadınlardan. 6.5 aylık hamile ve toplam yedi kilo almış. Çok da şanslı. Çünkü patronu aynı zamanda doktoru. ‘‘Kilo artışım normal olduğu için doktorum bana normal doğumu öneriyor. Yine de son karar benim. Ama ikisinden de çok korkuyorum’’ diyor.

Bir ay önce, bebeğin tüm organlarının gelişimini gösteren ultrasona girdi ve biraz panik yaşadı. ‘‘Bebeğin gelişimi bir hafta önde. Doktor bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısının fazla olduğunu söylediğinde paniğe kapıldım. Çünkü bu bebeğin diyabetik olacağı anlamına gelebiliyordu ve böyle olunca iri bebekler doğabiliyordu. Annem benden önce iri bir bebek doğurmuş ve ölmüş...Nitekim diyabet testleri yapıldı ve herşeyin yolunda gittiği anlaşıldı.’’

Normal ultrasonda doktorlar bu kadar ayrıntıyı göremiyor. ‘‘Hastalarımızdan biliyorum. Geçen yıl bir hastamızın bebeğinin omuriliğinde bir kitle görüldü. Ve kromozom bozukluğu saptandığı için bebek alındı maalesef’’ diye devam ediyor Küçük. Ayrıntılı ultrason ise hamileliğin altıncı ayı içinde yapılıyor. Daha sonra ortaya çıkacak bir sorunla uğraşmaktansa, bu ultrasonu yaptırıp, daha doğmadan bunu bilmek ve tedaviye başlayıp sorunu çözmeye çalışmak çok daha iyi...

AŞ ERMEK AYIP MI?

Belki de ‘‘çalışan kadının kapris yapmaya hakkı yoktur’’ gibi önyargılarla donatıldığımız için hiçbirimiz aş ermemişiz. Birçoğumuz hamileliğimizi ilk üç ay en yakınlarımızdan bile saklamışız. Bebeğimizi ancak ilk kıpırdamalarını hissettiğimizde sahiplenmişiz. Ondan o ana kadar bir isim vermeden, onu kişileştirmeden bahsetmişiz. Yüzbinlerce kadının mutlu haberi alır almaz coşkuyla yaşadığı hamileliği, biz tedirginlikle karşılamışız. Ya böyle, ya şöyle olursa gibi kaygılarla, mutluluğumuzu son aylara ertelemişiz. Bizimki mi normaldi? Yoksa daha ilk aydan bebekleri için eşyalar satın almaya başlayan o coşkulu annelerin davranışı mı? Bu konuyu fazla irdelememeye karar verip diğer cazip konulara daldık...

Aylin Dural 32 yaşında. Bir süre gazetecilik yaptıktan sonra kendi işini kurdu. Paket imalatı üzerine çalışıyor. Aileden gelen ‘‘artık çocuk yapma zamanı geldi’’ baskılarını dinlemeyen çift, sekiz yıl evliliklerinin tadını çıkarmış. ‘‘Bu yıl hazır olduğumuzu hissettik. Ve bebeğin doğum tarihini bile planladık’’ diye anlatıyor.

Dural dört aylık hamile. Başlangıçta küçük kanamaları olmuş ve bir ay kadar istirahat ettikten sonra problemleri atlatmış. Onun şikayeti doktorundandı başlangıçta. Onu fazla rahat buluyordu. ‘‘Uzmanlık alanı tüp bebekler. Bizim gibi normal hamilelik süren insanlara çok fazla ayıracak vakti olduğunu sanmıyorum. Gerçekten kendisine daha fazla ihtiyacı olan insanlarla daha fazla ilgileniyor ve biz onu ufacık problemlerimiz için aradığımızda bulamıyoruz. Ama bazen ufak problemler büyüğün habercisi olabiliyor. Mesela benden bir toksoplazma tahlili istemişti, aldığım tahlilleri ona ulaşamadığım için başka bir doktora yorumlattım. Müdahale edilmesi gereken bir durum olsaydı ne yapardım?’’

Bu sorunu yaşadıktan sonra doktoruyla görüştü ve rahatlığının kendine güvenden geldiğini farkedip, onunla sonuna kadar devam etme kararı aldı.

SÜRPRİZ TERFİ VE ÇOCUK

Kimya mühendisi Oya Yardım Sarı 33 yaşında. ‘‘Bebeğimi doktorum planladı diyebilirim’’ diyor. ‘‘Artık 33 yaşına geldin, eğer bebek istiyorsan daha geç olmadan bu işe girmelisin’’ diye alıştırmış onu. ‘‘Periyodik muayenelerin yanısıra, bebeğin o ayına dair birbuçuk saate yakın konuşuyoruz. Doğuştan bir kulağım olmadığı için, bebeğime dair büyük endişeler yaşıyorum. Ve bana bu konuda en çok destek veren doktorum oldu.’’ Oya Yardım Sarı yedi aylık hamile ve bugüne kadar toplam 10 kilo almış. Normalde ayda bir kilo almanın yeterli olduğunu, kendisinin limiti aştığını söylüyor. Biraz üzülüyor. 13 kiloda kalmayı diliyor.

Ayşegül Yılmaz ise 37 yaşında. İş Bankası Kambiyo Bölümü'nde müdür. 11 yıllık evlilikten sonra çocuklarının olmadığını anlayan Yılmaz çifti, bu fikrini kafalarından silmişler. Taa ki sürpriz haberi alana kadar... ‘‘Çok şiddetli bir gribe yakalanmıştım. Adet günüm de gecikmişti. İlaç almadan önce bir prediktör alıp o testi yaptım. İkimiz de şaşırmıştık. Hamileydim. Ama yanlış kullandığımı zannedip, doktoruma gittim. Sonuç müspetti, hem de ikiz bebek denmişti. Çok şaşırmıştım. üstelik saç boyamın da zamanı gelmişti...’’

Ertesi gün de terfi ettiğini öğrenince havalara uçmuş Ayşegül Yılmaz. Ancak bir ay sonra kanama geçirdi ve kırk beş gün yatağa mahkum olmuş. ‘‘Bebeğin birini kaybetmiştim. Halen bebekle ilgili kaygılarım var ve doğana kadar devam edecek sanıyorum.’’ 45 gün yattığı için bayağı kilo almış. Yedi aylık hamile ve bugüne kadar aldığı kiloların toplamı 15! Her ne kadar güven duysa da doktorundan dert yanıyor.

‘Kendimi bugüne kadar genç hissederken, doktorumun her lafın başında yaşımdan sözetmesiyle artık kendimi yaşlı görüyorum ve karnımdan utanıyorum.’’ Çevresindeki insanların kendisine fazla özen göstermesinden, hatta kimi zaman sanki hastaymış gibi davranmalarından da şikayetçi. Sen yapma, sen dokunma, sözlerinden nefret ediyor. İş çevresinin dışında ona her rastlayan insanın sadece bebekten konuşması da moralini bozuyor.

Ve galiba bizim gibi bütün çalışan kadınlar bu kadar ilgi görmekten rahatsızlık duyuyorlar. Biz mi normal değiliz? Bilmem ki...




Yorumları Göster
Yorumları Gizle