GeriKelebek Evimiz artık teknemiz
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Evimiz artık teknemiz

Evimiz artık teknemiz
refid:17723024-spot ilişkili resim dosyası

Onlar kimsenin kolay kolay cesaret edemediği bir şeyi yaptılar ve kariyerlerine mola verip denizlere açıldılar. Döndüklerinde de kaldıkları yerden devam ettiler. Sonra yine gidecekler, yine dönecekler. Plansız ve programsız, sadece yolda olmak için... Oyuncu Yeşim Büber ve görüntü yönetmeni eşi Mehmet Aksın, seyir planlarını Motor Boat&Yachting dergisine anlattı.

Akdeniz’e gittiniz, gezdiniz ve döndünüz. Ondan sonra neler yaptınız?      

Mehmet Aksın: Döneli iki yıl oldu, o zamandan bu yana hep teknedeyiz. Karada evimiz yok, evimiz artık teknemiz. Geldikten sonra güneye gittik, bir süre Okluk Koyu’nda yaşadık. İş için oradan İstanbul’a gidip geliyorduk. Ancak işler yoğunlaşınca bu eziyete dönüştü. O yüzden kış başında İstanbul’a geldik. Bu kışlığına Fenerbahçe Marina’ya yerleştik.

Seyahat nasıl geçti? Planlarınızın ne kadarını hayata geçirebildiniz?      

MA: Yola çıkarken herhangi bir planımız yoktu. Gidebildiğimiz yere kadar gitmek istiyorduk. Bir yıla yakın sürdü. İstanbul’dan çıktıktan sonra Corinth Kanalı’nı geçtik, birkaç Yunan Adası, Mesina Boğazı, Sardunya’nın güneyindeki Cagliari, İbiza, Es Palmador Adaları derken Cebelitarık’ı geçip Fas’a kadar gittik. Rabat yakınlarında epey vakit geçirdik. Fas, seyahatimizin en çok tembellik ettiğimiz bölümüydü. Sonra da bazı özel koşullar nedeniyle geri döndük. Dönüş yolunda daha çok güneyli bir rota izledik.

ARADIĞIMIZ TEKNEYİ FİNLANDİYA’DA BULDUK

İkiniz de işinize ara verip gittiniz. Yeni baştan başlamak hayatınızı etkiledi mi?

Yeşim Büber: Ben zaten hiçbir zaman bu mesleği ömrümün sonuna kadar yapacağım diye düşünmemiştim. Seyahatten önce diziler çok yoğun gidiyordu ve artık yorulduğumuzu hissetmeye başlamıştık. Zaten Mehmet’le böyle bir hayalimiz vardı, “Şimdi bunun tam sırası” dedik ve yola çıktık. Döndük, yeniden çalışmaya başladık, değişen bir şey olmadı. Yine gideriz, yine geliriz, arada çalışırız. İnsanlar değişimleri bir diğer hayatın tamamen yıkılması olarak düşünüyorlar, sanki ondan önceki hayatımızı çöpe atıyormuşuz gibi. Halbuki bu çok yanlış bir algı.

Ufukta yeni bir macera var mı?

YB: Şimdi bizi yeni bir yolculuk bekliyor. Bu kez kuzeye gidip yeni teknemizi Türkiye’ye getireceğiz. Bir süredir tekneye sığamaz hale gelmiş ve büyütmeye karar vermiştik. İki yıldır araştırıyorduk, en sonunda geçenlerde aradığımız tekneyi Finlandiya’da bulduk ve satın aldık. Bu ay Finlandiya’ya gidip yeni teknemizle aşağı ineceğiz. En geç yaz sonu gibi güneye varmış oluruz herhalde. İki yıldır uzun yol yapmıyorduk, tekrar yola çıkıyor olmak bizi çok heyecanlandırıyor.

İSTANBUL’DA ÇOK ZORLANDIK

Teknede yaşam nasıl gidiyor?

YB: Güneydeyken çok keyifli ama şehirdeyken zor. Çünkü şehrin birtakım ihtiyaçları oluyor sizden beklediği. Örneğin her gün temiz ve ütülü bir şeyler giymeniz gerekiyor. Bunlar yaşamsal öncelikler değil ama sıralaması şaşmış durumda şehirde. Bu zorunlulukları da teknedeyken yerine getirmek kolay değil.
MA: Şehirdeyken bir imaj dünyası içerisinde yaşıyoruz. Burada orta ve üst sınıfın içinde var olmak istiyorsanız, bırakın var olmayı o insanlarla herhangi bir ilişki sürdürme zorunluluğunuz varsa o gösteri toplumunun kurallarını uygulamanız bekleniyor sizden. Yeni kıyafetler, pahalı bir araba, pahalı aksesuvarlar gibi... Yani gerçekten hayatta kalmakla birebir ilişkisi olmayan şeyler. Bütün bu gereksinimler de sıradan bir tekne hayatıyla uyuşmuyor. O anlamda İstanbul’a gelince çok zorlandık. Seyahate çıkmadan önce kolileyip kaldırdığımız eşyaların çoğunu yeniden tekneye almak zorunda kaldık. Dolayısıyla yaşam alanımız daraldı, su ve enerji tüketimimiz gereksiz yere beşe katlandı.

Peki insan niye bu eziyete katlanıyor?

MB: Bunun rasyonel bir açıklaması olmayabilir. Aslında denizde yaşamak şehirli refleksiyle pek kolay kabul edilebilir bir durum değil. Birtakım titizliklerinizi, bazı olmazsa olmazlarınızı kenara koymanız şart.

YB: Sıradan bir evde yaşamanın da zorlukları var. Dolayısıyla tekneyi de ondan çok fazla ayıramıyorum ben. Ama açıkçası denizin bana sağladığı hazzı başka hiçbir şeyde bulamıyorum. İstediğim an palamarlarımı çözüp istediğim yere gidebilme özgürlüğünün, son derece otonom bir hayat sürdürebilme şansının ve dışarıya bağlı olmamanın verdiği haz o eziyete değiyor.

ÇOCUK İSTİYORUZ

Çocuk düşünüyor musunuz?

Yeşim Büber: Aslında tekneyi büyütüyor olmamızın bir sebebi de bu. Çünkü teknede yaşamaya devam etmek istiyoruz ama bir yandan çocuğumuz da olsun istiyoruz. Bir gün Mehmet’le “Niye çocuk yapmıyoruz?” dedik ama tekneye baktığımızda emekleyecek yer bile olmadığını fark ettik. İstiyoruz, bakalım ne olacak...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle