Doğum sonrası depresyonu

Güncelleme Tarihi:

Doğum sonrası depresyonu
Oluşturulma Tarihi: Aralık 01, 2005 17:34

Kimi psikolojik rahatsızlıkların kadın olmaktan kaynaklandığı, bazı hormonların depresyonu ya da manik-depresif durumu tetiklediği biliniyor. İşte doğum sonrası depresyonu da bunlardan biri…

Haberin Devamı


Uzman doktorların yanıtlamasını istediğiniz soruları ve sorunlarınızı fsaka@dbr.com.tr adresine gönderebilirsiniz.

 

Kadına, kendini dünyanın en güçlü varlığı olduğunu hissettiren, adeta tanrılaştıran  doğum, aynı zamanda onun hayatını kabusa da çevirebiliyor. Kimileri “doğum sonrası depresyonu”,  kimileri ise eski tabiriyle “loğusalık depresyonu” diyor…Kadınların değişen hormonları, yeni bir hayatın hazırlıklarını yaparken, sonrasında, belki bir ömür boyu sürecek depresyona da zemin hazırlıyor. Eskiden doğum yapan kadınları 40 gün 40 gece yalnız bırakmayan aileler, henüz depresyonun adı konulmamışken, bu yeni annelerin nasıl da hüzne boğulduklarını, kimi zaman kendilerinin ve bebeklerinin bile hayatlarına kıydıklarına şahit olmuşlardı belki de. “Al bastı” hikayeleri de bu yüzdendi kim bilir.
Şimdi değişen ve gelişen dünyada artık sorunun adı konuldu, çözümleri de var ama yaşanmasına hala kimseler engel olamıyor.

Doğum önemli bir yaşam değişikliği


Psikiyatr Dr. Arif Verimli, doğum sonrası depresyonunu tanımlarken, “kadınlarda doğumu takiben ilk iki ay içinde ve o kadınların hayatlarında ilk defa artı ilk doğumdan sonra yaşadıkları depresyonlar vardır. Burada, endişe ve kaygının ön planda olduğu panik hastalık benzeri endişeli bozukluklar da yaşanabilir” diyor.

Bunun neden böyle olduğu meselesine gelince; Psikiyatr Dr Verimli’nin bazı önemli tespitleri var. Mesela bu sendrom, her 100 doğumdan 5’inde ortaya çıkıyor ve bazen 25’e kadar da çıkabiliyor. Ve sorunun psikolojik nedenleri var. Verimli bu konuda yorum yaparken şunları söylüyor. “Tahminen birinci önemli neden; doğum önemli bir yaşam değişikliğini oluşturuyor kişilerin hayatında. Yeni oluşan bebek fikrine pek kolay alışamıyor kadın. İstese de istifa edemez ki, tam bir yaşam değişikliği önemli bir psikolojik baskı oluşturuyor.İkincisi,  biyolojik olduğunu tahmin ettiğimiz hormo nal sebepler giriyor devreye. Doğum öncesinde adet görülmediği için bazı hormonlar salgılanamıyor ama doğumdan sonra normal sisteme geçiyor vücut ama bu da ortalama 40 gün zaman alıyor. Bunlar beyin kimyasını da değiştiriyor. Sonuçta, psikolojik ya da biyolojik nedenlerle doğumdan sonra kadınlarda bazı bozukluklar oluyor” diyor.

Psikiyatri uzmanlarının araştırmaları gösteriyor ki; Doğuma yakın zamanda ortaya çıkan bu tür depresyonlu hastalar izlendiğinde, doğum sonrasında, doğum gibi başka bir sebebe dayalı olmadan da başka yaşamsal olaylarla yine depresyonun ortaya çıktığı görülüyor. O zaman tekrarlayıcı depresyon tanısına gidiliyor. Yeni yapılan çalışmalar, doğumun tekrarlayıcı depresyonu  tetiklediğini gösteriyor. Verimli’nin bu konuda söyledikleri de gerçekten dikkate değir. “1980’den önce, menopoz, doğum gibi biyolojik nedenlerle, psikiyatrik hastalıkların ilintisi olduğu iddia edilse de 1980’den sonraki yıllarda doğum sonrası meselelerinin depresyonla ilişkisi ortaya kondu.  Dünya ile Türk kadını arasında da bu konuda istatistiksel bir fark yok. Yalnızca bazı vakalarda doğum, aile içi psikolojik etkileşimi değiştiriyor. Kadının geçici olarak da rahatlatabiliyor.”


Doğum sonrası  hüznü

Psikiyatr Dr. Bahadır Bakım ise Doğum sonrası rastlanan duygu-durum bozukluklarının; Doğum sonrası hüzün yaşantısı, doğum sonrası depresyonu ve psikozu olarak değerlendirilebileceğini belirtiyor. Doğumu izleyen 2-4. gün içinde oluşan ve hafif düzeyde de olsa gerginlik, yorgunluk, çocuğunun ya da kendisinin sağlığını konu edinen endişeler, ağlama, sıkıntı, dikkati odaklayamama ve uykuya dalmada sorun ya da sık uyanma gibi sorunlar yaşanan durumun doğum sonrası hüznü olarak adlandırılabileceğini belirten Bakım, “Bu durum en yoğun olarak iki gün kadar yaşandıktan sonra, iki hafta kadar sonra düzelir. Doğum yapan kadınların en az yarısında görülür” diyor.

Doğum sonrası depresyonu: Psikiyatrik araştırmalar gösteriyor ki, Doğum yapan kadınlarda yüzde 10-15 arasında doğum sonrası depresyonu görülüyor. Mutsuzluk, ağlamaya hazır bir görünüm, gelecek için umutsuzluk, karamsarlık, kendini anne olarak yeterli görememe, iştahta azalma, unutkanlık, yorgunluk, cinsel isteksizlik, başka bir vücutsal hastalığı olduğu şeklinde düşünceler,intihar düşünceleri bulunabiliyor. Bakım, “Doğum öncesinden, doğumdan bir yıl sonrasına kadar olan dönemde kadınların yüzde15’inde görülebilen bir rahatsızlık bu. Daha önceki hamileliklerinden sonra, bu şekilde bir dönem yaşayanlarda yarı yarıya risk var” diyor.

Hamilelikte, depresyon riskinin en fazla 32’inci gebelik haftasında olduğu ve riskin doğum sonrasında sekizinci ayda en düşük düzeye indiği saptanmış. Kişilerin % 60-70 i bir yıl içinde iyileştiği ve tedavide ilaç ile sonuç alınamazsa elektroşok tedavisinin kullanılabildiği biliniyor.


Doğum sonrası depresyonunda riski arttıran etmenler


Sorunlu evlilikler, sorunlu birliktelikler, kişinin çocukluğunda ya da gençliğinde ağır sorunlar yaşaması, doğumun uzun sürmesi, çocuğun doğumu, öncesi ve sonrasında mutluluk veren bir ortamın olmaması, annenin yakın çevresinin kişiye destek olmaması, adet sorunları, kişinin kadınlığa bakışı, algılayışı ile ilgili sorunlar önemli risk etmenleridir.

Doğum sonrası psikozu, yaklaşık olarak 500 kişide 1 oranında görülebiliyor. Önceki hamileliklerinde psikoz tablosu görülenlerde risk 3 kişide 1’e yükseliyor. Uykusuzluk , gerginlik, baş ağrıları, duygusal açıdan aşırı tepkisellik, huzursuzluk ve gün içinde sıkça dalgalanan bir ruh hali ile başlayabilen bu durum kendini her tür kötü olayın sorumlusu olarak görme, doğan çocuğun aslında kendi çocuğu olmadığını , hatta doğumu bile kendisinin yapmadığı, bebekte bir sağlık sorunu olduğu, ona yeterince bakamayacağı ve acı çektirebileceği için onu ya da kendini öldürerek acılara son verme düşünceleri, bebeğini öldürmesi, kurban etmesi yolunda olmayan sesler duyma gözlenmektedir . Kendilerine zarar verileceği, çevrelerinde olan olayların kendilerine yönelik olup, özel anlamları olduğu, haklarında konuşulduğu şeklinde düşüncelerle birlikte olabileceği gibi aşırı neşe ya da öfke, yerinde duramama, kendini çok büyük, her türlü güce sahip ve önemli bir kişi olarak algılama ve bu yönde sesler duyup,ona göre davranma gibi sanrı denilen belirtilerle de seyredebiliyor.


Doğumu izleyen ilk iki hafta içinde başlayabilen bu durum erken dönemde ve yeterince tedavi edilmezse yıllarca sürebilen, tedavisi zor bir hale dönüşebiliyor.

Rahatsızlığın en üzücü tarafı, bu rahatsızlıkta hastaların yüzde  4’ünde rastlanabilen bebeği öldürme davranışıdır. Psikiyatrlar “bu nedenle hastalık kişinin çevresince önemsenmeli ve dikkatli olunmalı.Tedavide anne ve bebeğin güvenliği açısından hastaneye yatırılma, emzirmenin kesilmesi ve ilaç tedavisi, tedaviye yanıtsızlık ve ölüm düşünceleri halinde elektroşok tedavisi düşünülmeli” diyor.

 

Östrojen azalıyor

 

Psikiyatr Dr. Nevzat Tarhan’da doğum sonrasında kadınlarda beyin kimyasının bozulduğunu, meselenin biyolojik boyutunda annelik duygusu ile ilgili hormonların daha yoğun salgılandığını, östrojenin azalıp, luteinizan hormonların arttığını belirtiyor. Gebelik sonrasında ise östrojen hormonu salgılanıyor ve normale dönmek için 6 haftalık bir karmaşa yaşanıyor. Bu aşamada beyindeki seretonin miktarı azalıp, anne depresyona yaktın hale geliyor. Annede ayrıca,  depresyon özgeçmişi, manik depresiflik anlamında genetik yüklülük varsa bu durumda doğum sonrası depresyonu tetikleniyor. Tarhan doğum sonrasında, en sağlıklı annede bile annelik hüznünün oluştuğunu belirtiyor ve “Kadın bu dönemde kendini yalnız hisseder, sığınacak liman arar. İşte o zaman eşe büyük görev düşüyor. Kadına yalnız olduğunu hissettirmemek gerekiyor. Özellikle aile büyükleri ve eşin ilk altı ay annenin yanında olması lazım çünkü depresyon bazen psikoza dönüşüyor” diyor.

 

 

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!