GeriKelebek Dilek Abla sen çok güzelsin üniversitelere gider şirin ayakkabılar giyersin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dilek Abla sen çok güzelsin üniversitelere gider şirin ayakkabılar giyersin

Dilek Abla sen çok güzelsin üniversitelere gider şirin ayakkabılar giyersin
refid:9617500 ilişkili resim dosyası

Başlıktaki sözler, Sulukuleli çocuklardan birinin, gönüllü öğretmenleri genç Dilek Turan için yazdığı rap şarkısının sözleri. Sulukuleli çocukların eğitimle arası pek iyi değil. Şu sırada devam eden kentsel dönüşüm projesi uyarınca, evler birer birer yıkılıyor, bu da onları etkiliyor. Bu yüzden pek çoğu okullarını bırakmış. Çocukların şimdi eğitimle ilgili en önemli bağları yüksek lisans öğrencisi Dilek Turan.

Bir buçuk yıl önce tanıştığı Sulukuleli çocuklara okuma yazma öğretiyor. Beş çocukla başladığı bu yolculuğun sonunda 80 çocuğa ulaşmayı başardı. Eğitim önce kaldırımda başladı, sonra eve, sonra mahalle kahvesine taşındı, ardından Santral İstanbul onlara bir yer verdi. Bugün çocukların kalıcı bir atölyesi var. Hepsi de bunları başaran Dilek Turan’a bayılıyor, onu bir dakika bile yalnız bırakmıyor, peşinden "Dilekk Ablaaa" diye bağırarak koşturuyor.

Dilek Turan (27), İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler bölümünde yüksek lisans öğrencisi. Bir buçuk yıl önce kent yaşamı ve sanatı konu alan bir ders için kısa film projesi gerçekleştireceği sırada, Sulukule ve halkıyla tanıştı. Kentsel dönüşüm projesindeki yıkımları biliyor ve Sulukule’de neler oluyor diye merak ediyordu. İlk günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Şoke oldum. Çünkü ben öyle bir mahallede yetişmedim. İnsanların yaşadıkları travmaları görmek bende de bir süre sonra travma yarattı."

Kısa film projesi Turan’ın 10 gününü aldı. Ödevini bitirdi, teslim etti. Ama Sulukule’de tanıştığı insanlar, dinlediği dertler semtten uzaklaşmasına engel oldu. Sulukule’yi her hafta ziyaret etmeye başladı. En çok sokaktaki çocuklarla vakit geçiriyor, onlarla sohbet ediyordu. Çoğunun okula gitmediğini öğrendi. 7-12 yaşındakilerin çoğu okuma yazma bile bilmiyordu. Bir şeyler yapmak gerekiyordu. Dilek Turan çareyi kendi başına gönüllü öğretmenliğe soyunmakta buldu. Kaldırımda oturup saatlerce çocuklarla çalışmaya başladı.

ÇOCUKLAR ONLARI DİNLEMEMİ SEVDİLER

Dilek Turan’ın derslerle birlikte sıklaşan ziyaretleri mahallelinin ilgisini çekmeye başladı. Bu kız kimdi? Niye sık sık mahallelerine geliyor, ne istiyordu? Kendini semt sakinlerine kabul ettirmek 3-4 ayını aldı. Çocukların aileleriyle tanıştı, niyetinin onlara okuma yazma öğretmek olduğunu anlattı. İlk günlerde çocuklarla iletişim kurmak zordu:

"Hayatlarında hiç okula gitmemiş çocuklar vardı. Çok kavga ediyorlardı, saldırgandılar. İletişimleri bağırış, çağırış ve küfür üzerineydi. Ufak bir tartışma kavgaya dönüşebiliyordu. Aralarında birlik, beraberlik yoktu. Bilgiden çok eğitim almaya ihtiyaçları vardı. Gerçi onların hayat tecrübeleri benim hayat tecrübemden daha fazlaydı. Bunu gözlerinin içine baktığımda görüyordum."

Kış başlayınca sokakta çocuklara ders öğretmekte problem olmaya başladı. Ama Dilek Turan pes etmiyordu. İmdatlarına mahalle sakinlerinden Lale ablaları yetişti. Onlara evinin dokuz metrekarelik odasını açtı. Evdeki dersler beş öğrenciyle başladı. Ama hızla kulaktan kulağa yayıldı. Çocukların sayısı 15’i buldu. Hepsi o küçük odaya giremiyor, kapının önünde bekleyip sırayla ablalarından bir şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Son çare mahallenin kahvesine sığındılar.

Peki Sulukuleli çocuklar Dilek ablalarında ne bulmuştu? "Benim anakolu veya ilkokul öğretmenliği gibi deneyimim yok" diyor Dilek Turan. "Kendi halinde bir öğrenciyim. Çocukların bana bu kadar bağlanmasındaki sebep bence bugüne kadar ailelerinden veya başkalarından ilgi görmemiş olmaları. Devlet, özel kurumlar ya da sivil toplum örgütlerinden de kimse mahalleliye ilgi göstermemiş. Çocuklar ya polisleri ya da dozerleri görmüşler. Benim çocuklara bağırmayıp dinlemem, aramızda bir bağ oluşturdu. "

ASANSÖR BİLE BÜYÜK YENİLİKTİ

Çocukların derslere ilgisinin en yoğun olduğu dönemde Dilek Turan, Sulukule Platformu Sözcüsü Hacer Foggo ile tanıştı. İkili çocuklara bir okulda ders vermenin hayalini kuruyordu. Santral İstanbul bu hayali gerçeğe dönüştürdü. Üç ay boyunca her cumartesi çocuklara bir sınıf ve bir servis tahsis edildi. AÇEV’den de gönüllü öğretmenler programa katıldı. Kitap ve defterleri AÇEV verdi. İş büyüdü; Roman dansçı Aydın Elbasan da çocuklarla dans çalıştı.

Dilek Turan üç aylık bir eğitimin çocukların hayatına köklü değişikler getirmese de onların dünyaya bakışlarını değiştirdiğini anlatıyor: "Kendilerine güvenleri geldi. Bütün aileleri ve akrabaları Sulukule’de, onlar için bu mahallenin dışına çıkmak çok önemliydi. Asansöre binip üst kata çıkıp aşağıya inmek bile hiç görmedikleri büyük bir yenilikti."

Santral İstanbul’daki 30 kişilik programa 80 çocuk dönüşümlü olarak katıldı. Çocukların yüzde 70’i de erkekti. Aileler kız çocuklarını sadece Kuran kursuna yolluyordu: "Ben de kızınız okuma yazma öğrensin diye kapı kapı dolaştım. Bazı aileleri ikna ettim."

ATÖLYENİN İLK ÇALIŞMASI ROMEO VE JULİET

Sulukule Paltformu’nun desteğiyle kurulan Sulukule Çocuk Atölyesi 25 metrekare. Boyasından masalarına kadar her şey gönüllülerin desteğiyle alınmış. Atölye pazar hariç altı gün açık olacak. Aynı zamanda İstanbul Roman Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği’nin ofisi olarak da kullanılacak. Mahallelinin dilekçe yazmalarına, yeşil kart başvurularına atölyedeki gönüllüler yardımcı olacak. Kirası İstanbul Roman Kültürünü Geliştirme Derneği tarafından ödenecek. İlk workshop Almanya’da Dilek Turan’ın çalışmalarını duyan bir psikolog ve tiyatrocu tarafından ağustos ayında düzenlenecek. Romeo ve Juliet oyununu çalışacaklar.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle