GeriKelebek Dalyaya iki kala İsmet Kür’e maşallah
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dalyaya iki kala İsmet Kür’e maşallah

Dalyaya iki kala İsmet Kür’e maşallah
refid:19994517 ilişkili resim dosyası

Hiç 98 yaşında berrak bir hafızası, tıkır tıkır bir programı ve kesintisiz çalışma hayatı olan biriyle tanıştınız mı? İsmet Kür işte böyle biri. Hem yetişkin hem de çocuklar için yazan verimli bir edebiyatçı, eğitimci, gazeteci... Üstelik yazar Pınar Kür ve heykeltıraş Işılar Kür’ün annesi, şair Halide Nusret Zorlutuna’nın kardeşi, başta Kemal Tahir olmak üzere ünlü edebiyatçıların dostu. Aman nazar değdirmeyin ve anlattıklarına kulak verin...

Efendim, yeni şair ve yazarları eskisi kadar izleyemiyorum. Maşallah sayıları çoğaldı ve benim vaktim çok azaldı...
98 yaşında bir santimi bile yitirilmememesi gereken bir nesne zaman. Gençlikte insan önündeki zamanı çok uzun ve geniş sanıyor. Hele de bir şey yapmak istiyorsanız özellikle ölçülü kullanmak zorundasınız. Maalesef geç uyanıyorum, en erken 10.00-10.30. Gayet tabii hareketlerim de yavaşladı. Eskiden yüzümü yıkamak, dişlerimi ovmak az zamanımı alırdı, şimdi öyle değil. Günaşırı yatak jimnastiği yapıyorum, ömrüm boyunca çok hareketliydim. Gençliğimde çok spor yapmasam halim iyi olmazdı. Tenis, voleybol, kayak ve her sabah egzersiz, aletli jimnastik...
Yeni bir çocuk-gençlik kitabı üzerine çalışıyorum: ‘Gel Katıl Bize’. 9’dan 99’a kitapsever dostlarım için yazıyorum. Toplam  kitap sayısı 28 oldu galiba. Büyüklere yazarken daha özgür hissediyorum. Kahvaltıdan sonra CNNTürk’te Medya Mahallesi’nin başına oturuyorum, aklı başında bir hanım (Ayşenur Arslan) yapıyor. Eskiden beri kızartma yemem. Sigaraya kırkımdan sonra başlamıştım, 65-70 yaşında bıraktım. Dostlarımla buluştuğumda nadiren tek rakı içerim. Onu da, ilk kez ikinci çocuğum Işılar doğduktan sonra tattım. Öğleden sonra çalışmaya oturuyorum, kahvaltı faslım iki saat sürdüğü için öğleni atlıyorum.

/images/100/0x0/55eac181f018fbb8f894ac8a

SİLİVRİ’Yİ BOYLARDIM

Her gün çalışmaya gayret ediyorum. Selçuk Üniversitesi’nden bir hanım kız benim için doktora tezi hazırlamış, bir başkası daha hazırlıyor. Onu okurken unuttuğum eserlerimi de hatırlıyorum. Yazmaya başlamadan önce her şeyi ince ince tasarlarım,  çabuk yazarım. En beğendiğim yetişkinlere yazdığım ‘10. Sigara’. Ancak pek şanslı bir kitap değildi, defalarca baskı yapmadı. İşkence sahnelerini yazarken tansiyonum 24’e fırlamıştı.
Biri babamdan kalma, 100 seneden eski iki daktilom var. Uzun süre Cumhuriyet’e makale yazdım, şimdi olsa Silivri’yi boylardım herhalde. Bayağı sert yazılardı. Onları yeniden düzenleyip Sözcü’ye göndermeyi düşünüyorum. Barış ve Yeni İstanbul gazetelerinde de köşe yazdım ve eğitim sayfası hazırladım.                 
‘Yarısı Roman’ ve ‘Yıllara mı Çarptı Hızımız’ anı kitaplarım... Şimdi de ‘Varan 3’ diye politika ağırlıklı bir kitap yazmaya hazırlanıyorum. Babam Avnullah Kazimi gazeteci ve politikacıydı, zincirlere vuruldu. Ne yazık ki altı aylıkken kaybettim. Babamla yaşayabilseydim, fikirlerinden faydalanabilseydim, iyi bir politikacı olurdum. Partilerden teklif aldım ama kabul etmedim. Bizim Meclis’tekilerin emir kulu olmaya yatkın olmaları bana uymuyor. Halk Partisi’nin ilk yıllarında gazeteci olarak Ecevit’le seyahatlere gittim, Ecevit’i hâlâ severim. Demokrat Parti’yi hiç sevmedim.
Her gün Sözcü ve Vatan okurum, kitap eki için Cumhuriyet alırım. Mustafa Mutlu sert yazardı ama patronlar kulağını büktü herhalde... Bir de Can Ataklı’yı okurum. Hürriyet’te Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’u da takip ederdim. Oktay Ekşi’yi beğenirdim, Meclis’te sesinin çıkmamasına hayret ediyorum.

BU KAFA YÜZ YIL GÖTÜRÜR

Okuyup yazmak ve farklı konularla meşgul olmak zihni berrak tutuyor. ‘Osmanlıca Çocuk Dergileri’ inceleme kitabım için Atatürk Kitaplığı’nda çalışırken düştüm, kafamın sesini duydum resmen. Cerrahpaşa’dan genç bir psikolog arkadaşım yemeğe çağırdı. Gelir gelmez “Aman çocuklar, Fenerbahçe ne oldu?” diye sorunca masadaki bir hanım dedi ki, “Kafanızdan şüphe etmeyin, sizi yüz yaşından fazla götürür”. Fenerbahçe başkanının bu kadar sıkı tutuklanıp eziyet görmesinin de başka sebepleri olduğuna eminim. Politikayla ilgileniyorum ama en çok keyif veren edebiyat.
Tek torunum Pınar’ın oğlu Emrah Kolukısa 40 yaşında, NTV’de program yapımcısı. Oğlu Cem ilkokul üçte. Beni pek sevmiyor, kitapla arası iyi değil. Çok da az görüşüyoruz, halbuki babasıyla çok iyiydik. Çok televizyon seyrediyor, bilgisayarla oynuyor. Geniş bir kitaplıkları olmasına rağmen kitap kokusunun güzelliğini alamadı. Fakat çok iyi bir öğretmeni var, kompozisyonunun altına “Kür Ailesi’ne yeni bir yazar geliyor” notu düşmüş. Babaannesi Pınar “Aman sakın yazar olma” deyince tiyatrocu olmaya karar verdi.

SOYADIM ZORLUHANKIZI

Kür eşimin soyadı. Kızlarımın babası klasik müzik ve resim seven bir matematikçiydi. Kanun çıkınca Zorluhankızı soyadını aldım, çünkü İsmet’i erkek ismi sanıyorlardı. Babamın altı-yedi kuşak öncesi Erzurum’da Zorluhan Beyi, fakat çok sevildiği için İstanbul’a sürülüyor. Göztepe’de bir köşkte, edebiyatın içine doğdum. Ablam şair Halide Nusret Zorlutuna. Yazarlar, şairler evimizde toplanırdı. Ailede çok yazar olduğu için Işılar heykeltıraş oldu, fakat o kadar güzel yazar ki...
Pınar benim yazarlığımı nasıl bulur pek bilmiyorum, fakat onun özellikle ilk kitaplarını çok beğenerim. ‘Tersine Akan Sular’dan sonra üslubu biraz değişmeye başladı. Az yazdığı için üzülüyorum ama kızamıyorum, içinden gelmiyor galiba.
Televizyona sık çıkıyorum: Öğretmenler Günü, Atatürk’ün ölüm yıldönümü, Seda Sayan’ın programına bile çıktım. Herkes hayatımı çok dolu ve değişik buluyor ama mesele benim öyle bulmamam. Fotoğraf albümü hiç yapmadım. İçinde çok kıymetli fotoğraflar olan bir kutu yanlışlıkla atıldı mesela. Aklıma estikçe eski fotoğrafları da yırtıyorum zaten. Ben öldükten sonra çocuklar kıymet verir, saklamak zor, yük olmasın...
Moda yaratmaya çok meraklıyım. Mina (Urgan) “Yaşlılar aynaya küser” diye yazmıştı,
kendimi güzel bulmama imkân yok ama artan çizgilerime filan bakarım. Her hafta eve berber geliyor. Kocam rahmetli fazlaca kıskançtı, ne gerek var diye kızardı...

WARNER BROS’UN PATRONUNU REDDETTİ

Burs alıp hiç İngilizce bilmeden Londra’ya gittim, neredeyse 60 yıl önce. İki küçük çocuğumla azıcık paralarla yaşadım. BBC’de program yaptım. Aynı şekilde bir süre kültür ateşeliğimiz için çalıştım, çocuklarla New York’ta yaşadık. Canım sıkılınca havaalanı kafesine giderdim. Bir gün orada mektup yazarken, bir adam masama gelip sohbet etmeye başladı. Özel uçağıyla Los Angeles’a gelmemi teklif etti, reddettim. Sonradan öğrendim ki, ünlü film şirketi Warner Bros’un patronu Jack Warner’mış. Herkes beni çok cesur bulur ama yaşadıklarımda bir fevkaladelik görmüyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle