GeriKelebek Daha ilk gününde zabıtalara yakalanan bir seyyar satıcıydı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Daha ilk gününde zabıtalara yakalanan bir seyyar satıcıydı

Halen vizyonda olan ‘Gönül Yarası’ filmiyle, yüreklerimizde bir kez daha derin bir yer edinen Şener Şen için nihayet bir kitap yazıldı. Giovanni Scognamillo tarafından yazılan ve Kabalcı Yayınları’nın Sinema Dizisi’nde yayımlanan Şener Şen Kitabı, ünlü ve usta oyuncunun başarısının gerisinde yatan dünyayı seriyor gözler önüne. Hatırlamaya çalışın lütfen: Hababam Sınıfı’nın o acıklı ama hayli de sevimli Beden Eğitimi öğretmeni ‘Badi Ekrem’ olarak mı çekti dikkatinizi ilk kez? Yoksa, Tosun Paşa’da, Kemal Sunal’a, ‘Süt oğlan seni sevmedim, senin babanı da sevmezdim zaten’ derken mi? Öyle veya böyle, Türkiye’de sinemayla ilgilenen hemen herkesin nasıl bir Türkan Şoray serüveni varsa, bir de Şener Şen macerası vardır mutlaka! Muhsin Bey, Arabesk, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Eşkiya ve şimdi de Gönül Yarası gibi filmler, bu macerayı tutkuya dönüştüren kilometre taşları elbette.Giovanni Scognamillo, Kabalcı Yayınları tarafından yayımlanan Şener Şen Kitabı’nda, okuyunca gayet net bir biçimde göreceğimiz gibi, Şen’in, pek de ‘şenlikli’ olmayan, hatta trajik yanları ağır basan bu serüvenini anlatıyor zaten. MARANGOZUN OĞLU ŞENERŞener Şen, 26 Aralık 1941 tarihinde Adana’da dünyaya geldiğinde, asıl mesleği marangozluk olan babası Ali Şen’in, Adana Halkevi Tiyatrosu’na olan ilgisinin bir süre sonra kendi hayatında da merkezi öneme sahip olacağını bilemezdi kuşkusuz. Bildiği, daha doğrusu annesinden duyduğu, ilk adımlarını Adana Halkevi Tiyatrosu’nun sahnesinde attığıydı. Ancak, ailenin 1950’de İstanbul’a yerleşmesiyle, hem babasının hem de kendisinin kaderi değişecekti: ‘İstanbul’a gelince, o zamanlar henüz teşekkül halinde olan Zeytinburnu’na yerleştik. Her türlü insanla, hayatın içindekilerle, birçoklarının bilmediği, tanımadığı insanlarla iç içe yaşadım. Yani biraz gecekondu çocuğuyum ben. ’ Bakırköy Ortaokulu ve İstanbul Erkek Lisesi’nde okurken, laf aramızda, tam da Hababam Sınıfı’na yakışacak bir öğrenci olmasına rağmen, her iki okul da, bu ‘sade vatandaş’ın kültürel imkánlarını genişletecektir bir miktar. Yine de Şener Şen, ‘sade bir vatandaş’ olarak, 1959’da, akşam lisesinden mezun olmayı tercih edecektir: ‘Liseye kadar her şey normal gitti. Fakat lisede bir şey oldu. Ne olduğunu şimdi ancak anlıyorum. Meğer o yaşlarda herkese olan şey bana da olmuş. Lise bir türlü bitmiyor. 1’den 2’ye geçemiyorum. Üçüncü sene dediler ki, ‘Niye geliyorsun evladım? Gelme, bekle biraz! İşte sen belgeli oldun, sonra gel! Ama ben okula gitmek için hevesliyim. Yani gidiyorum, kitaplar yeni. Yalnız her yıl başka dersten kalıyorum.’ GÖNÜL YARASI’NDAKİ NÁZIM ÖĞRETMEN KENDİSİYDİ Şener Şen’in Gönül Yarası filminde canlandırdığı ‘idealist ve şiir meraklısı’ Názım Öğretmen, bir parça da kendisidir aslında. Çünkü, babasının izinden giderek oyuncu olmak için girdiği Ankara Devlet Konservatuvarı sınavlarını kazanamayınca Anadolu’da alacaktır soluğu. Muş, Malazgirt ve İzmit köylerinde neredeyse üç yıl öğretmenlik yaparken görürüz kendisini bu dönemde. Öğretmenliğin ardından, yıllar sonra filmlerinde neredeyse birebir işine yarayacak muhtelif işleri de denemekten çekinmeyecektir Şener Şen. Zeytinburnu’ndaki bir iplik fabrikasında iki yıl boyunca işçidir mesela, yahut Sirkeci’de işportacı. Öyle bir işportacı ki, Sirkeci’de yolun kıyısına tezgáh kurup eşarp satmaya kalktığı daha ilk gün, belediye zabıtaları tarafından yakalanmasında hiçbir şaşırtıcı taraf yoktur. Şaşırtıcı olan, yıllar sonra Züğürt Ağa’da, utana-sıkıla ‘patlıcan-domates’ diye seyyar satıcılık yaparken yakaladığı o tuhaf başarı olsa gerektir. Belediye zabıtalarıyla baş edemeyince, ehliyet alıp altı ay boyunca Kasımpaşa ile Sirkeci arasında şoförlük yapan da Şener Şen’den başkası değildir. 1967’de ise hayatının akışını değiştirecek yeni bir şey olur. Ergun Köknar’ın desteğiyle, 1980’e kadar tam 13 yıl boyunca muhtelif işler yapacağı İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girer. O yıllarda, Şehir Tiyatroları’na figüran olarak eğitimsiz oyuncular da alınmaktadır.Hababam Sınıfı filmlerinin unutulmaz Badi Ekrem’iŞener Şen, seyircinin hafızasına o ünlü Hababam Sınıfı filmlerinde canlandırdığı Beden Eğitimi öğretmeni Badi Ekrem karakteriyle yerleşmiştir aslında. Bir öğretmende olması veya olmaması gereken ne varsa, Badi Ekrem hepsini birden üstlenmiştir sanki. İşin tuhafı, Badi Ekrem’in acıklı ile komik arasında gidip gelen karakter özelliklerinde herkes biraz da kendini bulmaktadır galiba. Bu nedenle, Giovanni Scognamillo, Şen’in canlandırdığı Badi Ekrem tipini analiz ederken şunları söylemekten alamayacaktır kendisini :‘Gülünç bir karakterdir Badi Ekrem, filmin havasına son derece uygun ve seyirciden çok iyi tepkiler alan bir ‘maske’dir. Bir beden eğitimcisi olarak sürekli hareket halinde olması, tutturamadığı performanslara kalkması; derste öğrencilere abuk sabuk sorular sorar; kendince ‘yeni’ bir şekilde cirit atmaya kalkışır, ancak yanlış nişan alır, cirit pencereden Mahmut Hoca’nın (Münir Özkul) odasına girer, duvara saplanır; Montreal Olimpiyatları’nın tişortünü giyer, Montreal’a gittiğini söyler, Türkiye katılamadığı için duygulanır; eski bir santrafor olduğunu söyler, penaltı atmaya kalkışır, yere yuvarlanır; yangın tatbikatında pencereden atlar, ama tutulan brandanın üzerine düşmeyi başaramaz; İnek Şaban’a saldırır, cinnet getirir.‘YARIN :Turgul-Şen ikilisi neden ‘İş yapıyor’