GeriKelebek Cem Hokkabaz’da harika oynadı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cem Hokkabaz’da harika oynadı

Cem Yılmaz’ın son filmi "Hokkabaz", illüzyonu ve illüzyonistleri yeniden gündeme getirdi. Dolayısıyla Türkiye’de illüzyon denince akla ilk gelen isim olan Sermet Erkin’i de... Seninle dergisinin görüştüğü Erkin, röportajında "Hokkabaz" filmine hazırladığı Cem Yılmaz’a da övgüler yağdırdı.

Önce Edward Norton’un "Sihirbaz"ı, sonra Cem Yılmaz’ın "Hokkabaz"ı derken illüzyon ve illüzyonistler, TRT yıllarında sonra pek yeniden yerleşti gündemimize.

Türkiye’de bu işin öncüsü olarak bilinen isim Zati Sungur kuşkusuz... Onun ilk ve tek öğrencisi ya da kendi deyimiyle "katibi" ise Sermet Erkin. Biz de filmlerden öğrendiğimiz bu "sihirli" dünyayı bir de gerçek bir illüzyonistin ağzından dinleyelim dedik.

Her ne kadar kendisi "Yıllar önce bir varmış bir yokmuş döneminde doğdum ben" dese de aslında sadece 49 yaşında Sermet Erkin önce bu işe nasıl başladığını anlatıyor:

"Karamürsel’de doğdum. Yani şu anda yaşadığım yerde. Adımı Safiye Ayla’nın eşi koymuş. İlkokula başlayacağım yıl İstanbul’a taşındık, Zati Sungur’un evinde kiracı olarak oturmaya başladık. İşte o günden sonra benim illüzyonluk hayatım başlamış oldu. Zati Sungur’un son yıllarına yetiştim ben. Kısa bir süre sonra sahneyi bıraktı... Ortaokula başladığımda Zati Sungur’un katipliğini yapıyordum. Bu, ölene kadar sürdü. Hep ona çok yakın oldum, hatta eski Teşvikiyeliler beni Zati Sungur’un torunu sanırlardı."

İlk İsviçre’de sahneye çıktı

Erkin, önce İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girmiş. 1974’ten 1977 yılına kadar İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda pek çok oyunda görev almış. Ama ilk profesyonel sahne deneyimi İsviçre’de olmuş: "İsviçre’de yaşayan halamın kızının yanına gitmiştim. Canım sıkılınca çocukları yanıma toplayıp onlara gösteriler yapıyordum. Bunu gören Yunanlı komşularımız, Paskalya eğlencesinde onlara gösteri yapmamı istediler. Henüz 19 yaşındaydım o zamanlar. Meğer İsviçre’nin iyi menajerlerinden biri de oradaymış ve beni izlemiş. Onun vasıtasıyla Zürih’in en iyi gece kulüplerinden birinde çalışmaya başladım. Tabii Batı’da illüzyonistlik çok daha bilinen, tanınan bir meslek bize göre..."

Sonra da Türkiye’ye gelmiş ve başta Kervansaray olmak üzere dönemin pek çok ünlü eğlence mekanında sahne almaya başlamış. Ardından çeşitli televizyon ve radyo programları, gazetelerde çocuk sayfaları, çocuk dergileri, sirkler, turneler...

Eşi Nuray Hanım’la tanışıp evlendikten sonra, birlikte sahne almaya başlamışlar. "Onu hiç kestiniz mi" diye soruyoruz, "Ooo hem de kaç kez" diye cevap veriyor. Sahne hayatına hálá birlikte devam eden çift, şimdi iki çocuklarıyla beraber Karamürsel’de yaşıyor. Mesleği nedeniyle başından epey ilginç olay geçmiş Sermet Erkin’in. Bunlardan bir tanesi askere gitmeden önce yaşanmış: "Salonda herkesin huzurunda kura çektim. İstanbul çıktı. Salondan gülüşmeler geldi. Bunun üzerine denetleyici bir paşa vardı, o geldi ve ’Ne oldu’ diye sordu. ’Efendim herhalde mesleğimden dolayı böyle bir tepki verdiler, illüzyonistim ben’ dedim. ’Sen şimdi sihir mi yaptın’ dedi. ’Yok efendim öyle bir şey’ dedim. ’Bir daha çek o zaman’ dedi. Tekrar çektim yine İstanbul çıktı. Bunun üzerine paşa geldi ve ’Var bunda bir şey’ diyerek kendisi çekti. Ama yine İstanbul çıktı."

"Bir Sermet Erkin vardı, nerede şimdi" sorusu bizim de kulağımıza çalınıyordu zaman zaman. Yakalamışken soruyoruz kendisine. Kendine göre haklı gerekçeleri var elbette:

"Tıpkı arabesk müzik gibi bir televizyon patlaması oldu. Pek çok kanal açıldı ve televizyondaki eğlence tarzı, eğlence anlayışı değişti. Şimdi gideceksin Kibariye’nin programına diyelim ’Abe nasılsın bee? İyi ki geldin be Sermet’ diyecek. Ben ne diyeceğim ona? ’Hoş bulduk kız" mı diyeceğim? Nasıl çıkayım o programlara?". Birgül KOPUZ

Keçi nereye kayboldu

"Bir gün Kastamonu’nun bir ilçesinde turnedeydik. O zaman bir kutum vardı ve ben o kutunun içinden sırayla çeşitli hayvanlar çıkarıyordum. Önce kutuyu açıp içinde hiçbir şey olmadığını gösteriyordum seyircilere, sonra kapatıyor ve içinden tavşanları çıkarıyordum. Bir gün yine çıktım sahneye. Kutudan önce tavşanlar çıktı, ardından ördekler ama keçi yok. Şaşırdım tabii ama bozuntuya vermedim. Gösteri bitti, sahneden iner inmez sorumlu arkadaşı yanıma çağırdım. Meğer olay şöyle olmuş: Bizim gösteri yaptığımız halk eğitim merkezinin yanında itfaiye vardı. İtfaiyeciler bekçiyi kandırmışlar ve keçiyi kesip afiyetle yemişler. Nasıl olsa bu adam sürekli çevirip çevirip kutuyu bir hayvan çıkarıyor ne olacak, tekrar çıkarır demişler. Rakıya meze yapmışlar benim keçiyi anlayacağınız. Ertesi gün keçi bulamadık, bir kuzuyla devam ettik gösteriye."

Cem Yılmaz’a başarısız değil şanssız demeliler

Hokkabaz filmini beğendim. Her ne kadar bazıları Mazhar Alanson’u başarılı bulmasa da, ben onu Kavuklu’ya karşı Pişekar gibi gördüm ve oyun tarzını o anlamda beğendim. Filmi illüzyon açısından ele alacak olursam yine hiçbir kusur olmadığını söyleyebilirim. Her şey gayet inandırıcı... Filmin tanıtımlarında "Cem Yılmaz başarısız bir sihirbazı canlandırıyor" denmesine karşıyım. Burada "başarısız" yerine "şanssız ya da talihsiz" demek çok daha yerinde olurdu. Zira Cem Yılmaz, günümüzde illüzyonistliği meslek olarak seçmiş pek çok kişiden daha başarılı. Üstelik iki ay evden çıkmayıp Houdini’nin (dünyaca ünlü sihirbaz) sualtı oyunu için nefes egzersizleri yapacak kadar da azimli."

Yorumları Göster
Yorumları Gizle