GeriKelebek Çalarken, bestecinin karşımda oturduğunu düşünürüm
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çalarken, bestecinin karşımda oturduğunu düşünürüm

Çalarken, bestecinin karşımda oturduğunu düşünürüm
refid:3918055 ilişkili resim dosyası

Türkiye’de yetişen bir klasik gitarcı İspanya’daki Andres Segovia, Malaga, Alirio Diaz gibi uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yapıyorsa egosu tavana vurmuş, kendini dünyanın merkezinde zanneden bir sanatçı olduğu sanılabilir. Ama 50’nci yaşının eşiğindeki Ahmet Kanneci’yi bir kere tanıyınca, onu sadece alçakgönüllülük ve olgunluk kavramlarıyla anmaya başlıyorsunuz.

Sakinliğinden ve huzurundan etkilenmemek mümkün değil. Ahmet Kanneci, 2002’deki Popular Classics albümünün ardından geçtiğimiz günlerde Sony Classical etiketi ile yeni albümünü yayınladı. İsmi, "Ahmet Kanneci Plays Italian Baroque." İtalyan Barok dönemine odaklanan albümde Kanneci, 19 eseri kendi uyarlamasından ilk kez gitarla seslendiriyor.

Bu çalışmanın üç albüm olarak yayımlanacağını okumuştum. Biri çıktı, diğerlerin akıbeti nedir?

- Tümünü kaydedip Sony’ye teslim ettim. Üçlü düşünülmüştü, tek tek yayınlamayı tercih ettiler. Diğer iki albüm tamamen Türk bestelerinden oluşuyor. Birinde Turgay Erdener’in gitar besteleri, diğerinde ise İstemihan Taviloğlu ve Ertuğ Korkmaz’ın gitar için yazdığı solo besteler var.

İtalyan Barok eserlere yorumda nasıl bir farklılık getirdiniz?

- 22 eserden 19’u ilk kez gitarla icra ediliyor. O dönemde gitar yoktu, hiçbiri gitar için yazılmamıştı. Sonatları gitara uyarladım. Geçmişte gitara uyarlananları ise yapısına çok dokunmadan seslendirdim.

Bu eserlerin bugüne kadar gitarla hiç icra edilmemesini neye bağlıyorsunuz?

- O dönem beste açısından çok zengin. Mesela bu albümdeki dört Scarlatti sonatından sadece biri daha önce kaydedilmiş. Öte yandan gitarla icra edilmiş 100’e yakın Scarlatti sonatı dinlemek mümkün. Bu benim başlattığım bir akım değil. Albüm repertuvarını seçerken, geçmişte gitarla seslendirilmemiş olmalarına özen gösterdim.

ÇOK DOĞRU VAR AMA YANLIŞ TEK

"Besteci, eseri vücuda getirir. İcracı ise güzel elbiseler giydirir, saçlarını tarar. Ben icracıyım" diyorsunuz. Sizi daha mutlu eden şey, bir eser yaratmaktan çok yorumlamak mı?

- Tercihim olsa, besteciliği seçerdim ama baştan böyle gelişti hikayem. Birileri yeni bir şeyler üretir, birileri de benim gibi onları anlamaya çalışıp yorumlar. İkisi de ayrı ayrı ömür yetmeyecek kadar önemli işler. Keşke ben de besteci olabilseydim, ama icracılıktan da çok mutluyum.

Bir eseri yeniden yorumlamak bir taraftan riskli de bir şey değil mi? O eserin ilk halindeki duygusunu kaybetmemek için nasıl çalışıyorsunuz?

- Doğru tek değildir, ama yanlış tektir. O yüzden çok dikkat etmek lazım. İcracıların esere sorumluluk sahibi bir tavırla yaklaşması gerekiyor. Ve mutlaka donanımlı olmalısınız. Önce bestecinin ne söylemek istediğini iyice anlamanız gerek. Ben her zaman bir eseri "Şu anda bestecisi karşımda olsa, bu halini dinlese nasıl hisseder" diye düşünerek icra etmeye çalışıyorum. Zaten bir eseri yeniden yorumlamak öyle bir çırpıda olan bir şey de değil. Bazen haftalar, aylar sürebiliyor. Ben kendi doğrularımı yansıtmaya çalışıyorum ama mutlaka iyi müzik bilen arkadaşlarımın, hocalarımın da fikrini soruyorum.

Gitarla ilk tanışmanız lise yıllarında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın bir konserinde olmuş. Gitarı duyar duymaz ona aşık oldum, demiştiniz. Hálá o zamanki heyecanınızı ve masumiyetinizi koruyor musunuz?

-Evet, kesinlikle. Tabii ki o zamanki heyecanlarım başkaydı, şimdikiler başka ama müzik yaparken hálá çok heyecanlanıyorum. Zaman zaman günler bana yetmiyor müzikle uğraşırken. Zaten sanat uçsuz bucaksız bir şey olduğu için heyecanımın azalması mümkün değil.

ÇALIŞMALARIM REFERANS OLSUN İSTİYORUM

O konseri izlerken hiç gitar çalmayı bilmediğinizi biliyorum. Bir gün böylesine büyük bir gitar virtüözü olacağınızı hayal edebiliyor muydunuz?

- Bilmiyordum ama hayal ediyordum. Çünkü sanatta birkaç yıl ileriyi görmezseniz sığ kalırsınız. Ben hep yeni çalışmaların arayışındayım. Bu bitti, şimdi ne yapacağım diye bakıyorum. Bu konuda telaşlıyım da biraz.

Neden?

- Türkiye’de klasik gitarın ilklerindenim. Bizde geride bir kayıt bırakmazsanız ya yerden yere vurulursunuz ya da efsaneleştirilirsiniz. Ben ikisi gibi de tepkiler görecek bir adam olmadığımın farkındayım. Olabildiğince fazla kayıt yapıp CD’lerde biriktiriyorum. Bir yandan da notalarını kaydediyorum. Bu işi ben en iyi yapıyorum demiyorum, ben böyle çalışıyorum diyorum. Tek derdim yaptıklarımın bir referans olabilmesi.

Yurtdışında da birçok konser verdiniz, çok tanınıyorsunuz. Sizde farklı olarak ne buldular?

- Konser vermeye başlayınca, birçok yerden teklif gelmeye başladı. Böyle böyle yayıldı. Bende farklı olarak ne buldular bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim, eserlere düşüncemi, yorumumu katmaya çalışıyorum. Türk kültürünü yurtdışına taşımaya çalışıyorum. Konserde bazen türkü çalarım, bazen de Türk bestecilerinin eserlerini. Gün geldi sadece bizim bestecilerin eserlerinden oluşan konserler yaptım.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz bizim müziğimizle ilgili oralarda?

- Müzik açısından bizim coğrafyanın çok önemli olduğu aşikar. Geldiğim coğrafya ve kültür yüzünden çok ilgilendiler benimle.

KÜLTÜREL BİRİKİMİ ZENGİN TOPRAKLARDA DOĞDUM, ŞANSLIYIM

Dünyada kültürün odaklandığı noktalar var. Bunlar Güney ve Orta Amerika, Mısır ve çevresi, Anadolu ve Uzakdoğu. Biz, kültürel birikimi çok zengin topraklarda doğmuşuz. O yüzden çok şanslıyız. İstanbul, Kapadokya, Antalya, Zeugma, Antakya hepsi birbirinden önemli kültürler. Geldiğim coğrafya ve kültür yüzünden çok ilgilendiler benimle.

TÜRKİYE HER MÜZİK TÜRÜNDE DÜNYA STANDARDININ ÜSTÜNDE

Üzerime düşeni yaptım ama dünyaya kendimizi yeteri kadar tanıtamadığımız ortada. Bu konuda en önemli iş Kültür Bakanlığı’na düşüyor. Daha ulusal müzik arşivimizi bile oluşturamadık. Türkiye’de her müzik türünde dünya standartlarının çok üzerinde birçok besteci, yorumcu ve müzisyen var ama onları yeterince tanıtamıyoruz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle