GeriKelebek BUGÜNLERDE... Beynimin içini boşaltıp temizlik yapmalıyım. Geri doldururken lazım olmayanları da atabilirim böylece.Değişik bir his. Psikologlar paranoya
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

BUGÜNLERDE... Beynimin içini boşaltıp temizlik yapmalıyım. Geri doldururken lazım olmayanları da atabilirim böylece.Değişik bir his. Psikologlar paranoya

BUGÜNLERDE... Beynimin içini boşaltıp temizlik yapmalıyım. Geri doldururken lazım olmayanları da atabilirim böylece.Değişik bir his. Psikologlar paranoya diyor, ama ben gerçekten izlendiğime eminim. Sokakta yürürken herkes bana bakıyor. Herkes hakkımda benim bilmediğim bir şey biliyor. Ben çaresizce "yok canım" diyorum, "olur mu öyle şey?" Ama bal gibi de oluyor. Kedi ve köpekler bile farklı davranıyor bana. Benden saklanan bir şeyler var. Yaklaştığımda hissedebiliyorum, çevremdeki bakışlardan, fakat onu bulmak pek mümkün değil, zira kimi zaman bu hislerimin gerçekten bir saçmalık olduğuna ben de inanıyorum.Olağanüstü bir tatminsizlik içindeyim. Çocuk ruhumu eğlendiren şeyler artık boş geliyor -işte bu GERÇEKTEN büyümek-, ancak yetişkin ihtiyaçlarını da arzuladıkça nefret ediyorum. Sinirlerim bozuk olduğunda para harcamak istiyorum. Bu nasıl bir terapi? Nasıl bir genetik kodlama böyle? Tahmin edersiniz ki para harcamak hiçbir zaman "yeterince" olmaz. Bu terapi hep eksik, bu metod daima bir sonraki tamamlayıcısına muhtaç. Tercihler hep başkaları tarafından benim adıma yapılıyor, ama benim buna itiraz edecek gücüm yok. Hem niçin itiraz edeyim? Benim tercihlerim daha mı iyi olacak, ya da daha farklı?Hayatım boyunca asla yapmadığım şeyler yapmaya başlıyorum. Hiç onaylamadığım şeylerin birer özelliğim haline geldiklerini görüyorum. Yeni insanlarla tanışıyor, tanışmak için fırsatlar yaratıyorum. Ben insanları sevmem ki!..Ben "hayvanlara" güvenirim -ki onlara bile tam olarak değil. Hep popüler olmuş bir klişedir ya hani: Hayat bir maskeli balo. Ben biraz daha abarttım galiba: Her odada farklı maskeyle dolaşıyorum. Gerçek karakter ve ruh halimi anlayacak kadar içime dönebileceğim zamanlar azaldıkça da, "tek kollu canavar" denilen kumar makinesindeki gibi, her yeni etkiye bambaşka kombinasyonlarda tepkiler veriyorum. Birileri kolu çekiyor, benim ağzımdan kelimeler dökülüyor, ben bile, şaşkın, dinliyorum kendimi. Canım sıkılmıyor, hayattan nefret etmiyorum, kimseye kızgın değilim, hiç üzgün ya da pişman değilim. Gerçekte yaptığım tek eylem: "varolmak". Hissettiğim tek şeyse beklenti: "Bir gün birisi dayanamayacak ve bana söyleyecek şu büyük sırrı."Kendime minik bir kaktüs aldım. İlginç bir şey; dikenleri içe doğru kıvrık, bu yüzden elinizi bastırdığınızda batmıyor ama geri çekmek istediğinizde bir bakıyorsunuz, elinizi bırakmamak üzere rehin almış. İsmini net-arkadaş cald_FORTE verdi minik kaktüsümün: Ramses. Şu an bunları anlatmamın önemi büyük, çünkü "değişim"in nasıl bir şey olduğunu anlayacaksınız...Çocukken en sevdiğim ikinci şey kaktüslerdi. Annem, halam hep çiçek bakımından hoşlandıkları için benim kaktüs ilgimi de erken fark etmişlerdi, ve bakımından sorumlu olduğum küçük sevimli kaktüsler edinmemde yardımcı olmuşlardı bana. Ne kadar ağır büyürlerse büyüsünler, ben anlayıverirdim hemen, hangi gün hangisi ne kadar uzamış, ya da genişlemiş. Zaten onlar da benim çocuk sevgimin aşırı saflığından mıdır nedir, pamukta yetişen fasulyeler gibi boy atar olmuşlardı. 6-7 yaşlarımda himayeme aldığım kaktüslerimi lise son sınıfta biraz boşladım. Artık annem onlarla benim ilgilendiğimden daha çok ilgileniyordu; tabi haftada iki kez birer çay kaşığı su vermek ilgilenmek sayılırsa. Fakat yine de onlar benim kaktüslerimdi ve varlıkları benim için çok anlamlıydı. Beraber büyümüştük çünkü! Onlar benim çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecimin minik tanıklarıydılar.Ben Ankara'ya gelirken kaktüslerimi orada bıraktım. Eski hayatımda. Ve hiç özlemedim onları. Ramses'i görünceye dek hatırlamadım bile. Ramses! Bir kaktüs için amma da iddialı bir isim! Bu yeni minik kaktüsü alarak, belki hayatımda bir şeyleri yine eskisi gibi yaparım diye düşündüm sanırım, eskinin ne olduğunu tam olarak hatırlayamayarak. İlk iki gün iyi geçti. Ders çalışırken yanımda taşıdım Ramses'i odadan odaya. Net-arkadaş'larıma anlattım onun ne sevimli bir yaratık olduğunu. İkinci günün sonunda içimde bir şeyler huzursuzlanmaya başladı.Saksısı çok mu küçüktü? Toprağı da hiç hoş görünmüyordu hani, içi taş doluydu. Ben de Ramses'in minik saksını ve toprağını şöyle kabaca bir temizlemeye karar verdim. Son günlerde biraz dalgın olduğum için kaktüsümün dikenlerinin özelliğini unutarak, onu örme bir elbeziyle tuttum; ve Ramses adını hatırlamışçasına sıkı sıkı yapıştı, bütün dikenleriyle zavallı elbezine. Birkaç saniye sonra da asıl zavallının elbezi değil Ramses olduğu ortaya çıkıverdi tabi. Sevgili kaktüsüm üzerinde bir battaniyeyle yaşamak istemiyorsa, bütün dikenlerini de elbeziyle beraber bırakmak zorundaydı! Mart ayında kavgadan dönmüş yoluk tüylü erkek kediler gibi üzgün ve gururu kırılmış bir ifadeye büründü zavallı Ramses'im. İşte küçük hikayemin can alıcı noktasındayız. Benim ilk düşündüğüm şey ne oldu dersiniz? Hemen ve hiç utanmadan söyleyeyim: Ramses'i çöpe atmak ve zaten çok ucuz olan bu kaktüslerden bir tane daha almak! Yani, kendi kendime duyduğum şaşkınlığı ve hayal kırıklığını anlıyorsunuz değil mi? Bir eşya olmadığını bilerek sahip olduğum kaktüsümden, sırf dış görünüşü bozuldu diye vazgeçmek istedim. Bir ismi olan, hayatıma küçük de olsa neşe getiren sanki o kaktüs değilmiş, sadece bir simgeymiş gibi, bozulmuş olanı yok etmek ve unutmak hezeyanına kapıldım hemen.Ramses yaşıyor. Başına talihsiz bir kaza daha gelmesine rağmen üstelik. Bir de kazağımın koluna yapışmayı denedi macerasever kaktüsüm. Şimdi iyi, ve ben de onunla olduğum için iyiyim. Fakat bu yaşadığım tecrübe beni o kadar korkuttu ki, bir dahaki "ben olmayan" davranışımı bu kadar ustalıkla bertaraf edebilecek miyim bilemiyorum. Canım sıkılıyor, hayattan nefret ediyorum, herkese kızgınım, çok üzgün ve pişmanım. Gerçekte hakkını vererek yaptığım tek eylem; uyumak. Hissettiğim tek şeyse korku: Bir gün birisi dayanamayacak ve bana söyleyecek şu büyük sırrı. Belki de beynimin için boşalttığımda öylece bırakmalıyım. Yalçın PEMBECİOĞLU - 16 Şubat 2000, Çarşamba