GeriKelebek Bu ömrü birilerini giydirerek tüketmem
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu ömrü birilerini giydirerek tüketmem

Bu ömrü birilerini giydirerek tüketmem

Modacı Tanju Babacan, çevresindeki sahte yaşamlardan bunalıp göç ettiği Bursa’dan döndü ve yeniden işinin başına geçti. Ünlü sanatçıları giydirmeye devam eden Babacan, ömrünün geri kalanını sadece birilerini giydirerek tüketmeyeceğini, hedeflerinin çok daha büyük olduğunu söylüyor.

- Neden Bursa’ya gidip de dört yıl ortadan kayboldunuz?

İstanbul’dan sıkıldım çünkü. Buradaki sahte dünya ve ikiyüzlülükler beni Bursa’ya itti. Bir bakıma da nadas süreciydi.

- Orada nasıl bir yaşam sürdünüz?

Bursa’da da mesleğimi yapmaya devam ettim. Oradaki cemiyet hayatına hizmet verdim. Fakat İstanbul ile de bağlarımı koparmadım. Ayşe Hatun Önal ve Tuğba Özay’la televizyon programlarındaki kostümleri üzerine çalışmalarım devam etti.

- Sahte dünya ve ikiyüzlülük sözüyle neyi kastediyorsunuz?

Burada insanlar kendi kendilerine oluşturdukları bir oyunu yaşıyorlar. Özleriyle bağdaşmayan bir oyun bu... Sedirden sahneye süren bu serüvende bazı yaşanmışlıkları es geçiyorlar. Ve bu suni tavır bir sanatçı olarak beni fevkalade etkiliyor. Elinde mikrofon olanla arkada kanun çalan arasındaki sanatçı unvanı farkı nedir?

SES SANATÇI OLMAYA YETMEZ

- Bu piyasada bulunduğunuz 12 yıl boyunca neler yaşadınız da bu kadar kırıldınız, ortamdan soğudunuz?


Çok keyif aldığım zamanlar da oldu. Ama sadece üç-beş senedir bu piyasada olup da bir tek Allah vergisi sesleriyle birkaç çantacısından başka hiçbir şeyi olmayan "sanatçı"ları da gördüm. Sanatçı değil midir; özüyle, sözüyle, tavrıyla, yaşam biçimiyle unvanına yakışır hareket etmesi gereken! Yurt dışındakiler gibi kendilerini bir ürün değil de şahıs veya artist olarak görmeleri çok keyifsiz. Çünkü dünyada bu bir üründür. Ekipteki herkes aynı anda el çırpmalıdır ve ürünün yaşam süreci uzun olup, sanatkár kariyeri sağlamlaşırken, ticari geri dönüşümleri de vermelidir. Bu durumda bizler, yani bu ürünün arkasındaki ekip de suçluyuz bir anlamda. Yönetmenin kostümden haberi yok, makyöz ışıktan bihaber, herkes kendine göre bir derebeyliği kurmuş. Mesela Gülben Ergen beni son klibinde çok şaşırttı. Ekibindekilerin bu enerjiyi bu denli yanlış yönlendirmiş olmaları hayret verici.

- Nasıl bir yanlış yönlendirmeden söz ediyorsunuz?

Gülben Ergen’in profesyonel dansçı ekibine rağmen -ki başlarında bu işin töre ve yöresini bilen eşi Mustafa Erdoğan var- hiç çalıştırılmadan karşımıza çıkarılmasından söz ediyorum. Bunu başarısızlık olarak değerlendiriyorum. Acaba klip Jennifer Lopez’in olsaydı, bu klibe hazırlanmak için ne kadar zaman ayırırdı? İki çizme, bir leopar ve şapkayla tamamlanmıyor görsellik. Nedense bizim kadınlarımızda kalça kıvırma ve seksapalite vardır. Vamptırlar ve böylece her şey tamamlanmıştır.

EBRU’YU PIRILTILIKOSTÜMLERDEN KOPARDIM

- İstanbul’a dönüşte işe nereden başladınız?


Seray Sever ve Gamze Özçelik’in "Türkstar" yarışmalarındaki kostümleriyle yeniden "merhaba" dedim. Ardından, bir Roman getirdiler karşıma; o da Tarık Mengüç’tü. Underground akımın gündeme gelişiyle sound’larda oluşan ritim farklılıklarını o da farketmişti. Bu yüzden 9/8’lik oynayan Romanlar’dan bir adım öne geçmeliydi. Ve MTV ayarında bir Roman yaratmak adına asetat ve metalden kostümler yaptım. Daha çok Amerikan rap’çileri formatında bir çizgi oluşturdum. Bu proje benim için çok kolay olmuştu, çünkü yıllar önce de Rober Hatemo’yu da 9/8’lik parçasıyla patlatmıştım. Ebru Gündeş’in "Ben Seçilmem Seçerim" klibindeki siyah deri tulumunu hazırladım. Ve bu çalışmada Ebru Hanım’ın sanatçı kimliğine yakışır bir tavrının olduğunu gördüm. Kendisini pırıltılı sahne kostümlerinden koparıp, deri bir tulumun içine sokmak, sanatım adına bana keyif verdi. Aynı keyfi yıllar önce Uche ile birlikte çektiği "Sen Allah’ın Bir Lütfusun" klibinde de yaşamıştım. Yunan mitolojisinden yola çıktığım bir imzaydı. Ve Nazan Öncel’in "Hokka" klibinde de sanat danışmanlığı yaptım. Boynunda biber taşıyacak kadar doğurgan bir sanatçıyla çalışmak, bir kez daha üniversite tezine hazırlanmak kadar keyifliydi.

- Şu an kimlerle çalışıyorsunuz?

"Canlı Canlı" programının sunucusu Gül Gölge’nin program kostümlerini hazırlıyorum. Son zamanlarda eğildiğim bir başka konu da Niş denilen grupların üzerine tasarımlar yapmak.

- Niş grupları nedir?

Asla hayvansal ürünlerden hoşlanmayanlar yani vejeteryenler... Bir de diğer canlı gruplarını giydirmek...

- Yani kedi, köpek giydirmek gibi mi?

Evet... Onlar bu dünyada varlar ve yüreklerindeki sevgiyi sadece gözleri ve hareketleriyle ifade ediyorlar. Onları ve onları seven insanları mutlu etmek inan beni de çok mutlu ediyor ve heyecanlandırıyor.

EVCİL HAYVANLAR İÇİN GİYSİ TASARLAYACAĞIM

Evcil hayvan giysisi konusunda eksik var. Yalnızca hava olsun diye hayvan besleyen insanlardan değil, veterinerlerden bile duydum bunu ve o eksiği kapatmak için bazı teklifler aldım. Üzerinde çalışıyorum. Bu haber kulaktan kulağa çoktan yayıldı bile... Ayrıca duayen unvanı almış meslektaşlarım gibi bir ömrü Ayşe’yi, Fatma’yı giydirerek değil, sanatımı belki 40 yaşında bardak yaparak, belki de koltuk yaparak devam ettireceğim.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle