GeriKelebek Bozacı geçsin istiyor sobayı bile özlüyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bozacı geçsin istiyor sobayı bile özlüyorum

Bozacı geçsin istiyor sobayı bile özlüyorum
refid:3403465 ilişkili resim dosyası

‘Perihan Abla’ ve ‘Şehnaz Tango’ dizileriyle hafızalara kazınan, şimdilerde ‘Hayat Bilgisi’nin otoriter ama bir o kadar da sevecen Afet Hoca’sı olarak izleyici karşısına çıkan Perran Kutman, gelecek nesle bir şeyler bırakabilmemiz konusunda karamsar... Birçok güzel alışkanlığın tarih olduğunu söyleyen oyuncu, ‘Bozacının geçmesini istiyor, sobayı bile özlüyorum’ diyor.

Ramazan ayına girmek sizde ne gibi hisler uyandırıyor?

Ulvi ve çok güzel bir his... Pek çoğu gibi beni de çocukluğuma götürüyor. Yanlız eskiden insanlar oruç tutarken bu kadar sinirli olmuyorlardı! Herhalde yaşam koşulları, trafik, geçim derdi falan bunda çok etkili...

- Çocukluğunuzdan anımsadığınız ne var Ramazan’a dair?

Bir olay var ama hiç de hoş değil... Çocukluğumda bir konakta babaannem ve kız kardeşi ile beraber yaşardık. Oruç
/images/100/0x0/55ea37e6f018fbb8f8720c11
tutmazdım ama onlarla birlikte sahura kalkar, iftar masasına yine onlarla otururdum. Bir iftar masasında babaannemin kardeşi yemeği fazla kaçırdı ve gözümün önünde felç geçirdi. Sağ tarafına inme indi. O olay beni çok korkuttu.

- Çocuk yaşta tanık olduğunuz bu olay sizde derin izler bırakmış olmalı...

O zamandan beri oruç tutmaktan korkuyorum açıkçası... Ama düşünüyorum da, yine de çok keyifli zamanlar geçirmişiz. Mutlaka her akşam iftarda misafirimiz olurdu mesela... Bir de burnumda pişmiş soğan kokusu kaldı. Çünkü soğanlı veya kıymalı yumurta mutlaka iftar masasında bulunurdu.

- Başka neler olurdu sofranızda?

Evde yapılmış reçeller, zeytin, hurma, peynir çeşitleri, mutlaka bir çeşit çorba ve ardından ana yemek...

GELECEK NESLE BİR ŞEY KALMAYACAK

- Gelecek nesle geçmişten neler bırakacağız sizce?

Galiba hiçbir şey kalmayacak! Dün akşam Kıbrıs’tan bir arkadaşımız vardı bizde. Çocuğu İngiltere’de okuyor. İnternetten görüntülü olarak sohbet ediyorlar. Yani özlemek, görememek diye bir şey dahi kalmadı. Ama ben hálá mektup almayı ve göndermeyi seviyorum. Onları saklayacak, bundan 5-10 yıl sonra çıkarıp okuyacağım. Bana gelen kartları, çiçeğin üzerine iliştirilmiş notları saklarım mutlaka. Zaten internetten anlamıyorum ki!

- Mektup neredeyse tarihe karıştı... Ya onun dışında özledikleriniz...

Bozacılar... Geceyi anımsatan, hüzün veren bir sesi vardır bozacıların, işte o sesi duymak isitiyorum. Sobayı bile özlüyorum inanın. Sobanın üzerine mandalina, portakal kabukları koyardık ev güzel koksun diye. Şimdi zaman zaman bir teflon tavada yapıyorum bunu. Elbette teknolojiye ayak uyduracağız, ama geçmişi de unutmadan...

- Razaman eğlencelerine katılır mıydınız?

Böyle eğlencelere pek gitmedim. Tek hatırladığım, Gülhane Parkı... Oraya da babaannem götürmüştü.

AFİŞİMİ GÖREN KAPTAN BENİ ÖLDÜ SANDI

- Yeni yeteneklere en çok destek veren isimlerdensiniz...

Öyle olmalı. Ben de Ulvi Uraz’ın yanına gittiğim zaman 16 yaşındaydım. Gerçek bir hocaydı. Onunla sohbetlerim sırasında öğrendim her şeyi. Sahneye, kişiye, mesleğe saygıyı, hepsini... Ulvi Uraz’ın mesleğine saygısından yola çıkarak eğittim kendimi. Mesleğime saygısızlık edene tahammülüm yoktur. Bana saygısızlık yaparsan bir bahane bulup seni affedebilirm, ama mesleğime yaptığın saygısızlığı asla! Sanatın ve sporun torpili olmaz.

- Sanat dünyasındaki gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanat, bazı ne yaptığını bilmez kişiler yüzünden değerini kaybetmeye başladı. Bu işin sadece moda olarak görülmesi çok üzüyor beni. Aslında bu furya geçene kadar inzivaya çekilmek ve onlara ‘Buyrun ne yapıyorsanız yapın siz’ demek lazım. Elenenler elendikten, ortalık sakinleştikten sonra da yeniden bizler çıkarız. Ama işte o kadar zaman yok. Durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor.

- ‘Hayat Bilgisi’ diziniz uzun zamandır devam ediyor. Mutlaka ilginç olaylar da yaşanıyordur sette...

Hem de çok. Hangi birisini anlatayım. Mesela tayinim çıktığı için Haydarpaşa Garı’ndan uğurlandığım sahneyi çekiyoruz. Öğrencilerin hazırlattığı, üzerinde devasa bir fotoğrafımın bulunduğu ve altında ‘Seni unutmayacağız’ yazan bez afiş garın duvarına asıldı. Tam çekime başlayacağız, arkadan bir geminin düdüğü çaldı. Şaşkınlıkla gemiye doğru döndük. Meğer adam beni öldü zannetmiş ve saygı için düdüğü çalmış! Çekimler sırasında sete ağlayarak gelenler bile oldu o gün.

REYTİNG KALİTEYİ BALTALIYOR

- Diziler son derece kaliteli bile olsa, reyting alamadıkları için yayından kaldırılabiliyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Cuma günü yayınlanıp, cumartesi günü reyting denilen şeyleri alıyoruz. Hiç anlamadığım bir şeydir bu. Sen mi diyorsun ‘Bu aleti benim evime koyun’, yoksa televizyonlar mı ‘Şimdi sizin evinize bu aleti koyuyoruz’ diyorlar, bilmiyorum. Ama birinci olmak çok önemliymiş, bunu öğrendim. Ben reyting kaygısında değilim. Her zaman kaliteli iş yapmaktan yanayım. ‘Şehnaz Tango’ düşük reyting aldı diye kaldırılmıştı. Yayından kaldırıldı diye Bursa’daki kadınlar yürüyüş yapmıştı. Aynı dönem delikanlılığın kitabı gibi şeyler yayınlanıyordu. Onlar da maç reytingi yapıyordu. Semra Hanım AB grubunda ve total’de -neyse o, bilmiyorum artık- birinciydi. Kaliteli yapımları da baltalayan bir şey bu reyting. Çok güzel projeler kaldırılıyor reyting uğruna. İnsan kendi kendini çürütmek zorunda kalıyor maalesef. Hep iyiler gidiyor. Şevket Altuğ’un dizisini kaldırdılar, bunu hálá affetmem mesela. Küstürdüler onu. Küstürmeyin, yetişmiyor bunlar! Niye bu kadar sabırsızsınız?

MÜJDAT’I KOCAM SANIYORLARDI

Müjdat Gezen’le dokuz sene beraber çalıştık. Dünyanın en güzel günleriydi benim için. Derken eşimin (Koral Sarıtaş) askerlik dönemi geldi. Sene 1983... İyi günde, kötü günde beraberiz dedik ya, birlikte Sarıkamış’a gideceğiz. Gecenin bir vakti Ankara’ya indik. Gece otelde kalıp, sabah yeniden yola çıkacağız. Otellerde yer yok. Turneye çıktığımızda, Kızılay Meydanı’nda bir otelde kalmıştık daha önce, oraya gittik. Resepsiyondaki adam bana ‘Sizi açıkta bırakmam. Bir tek odam var, onu size vereceğim. Ama beyefendiye yer yok’ dedi. ‘Biz beraber kalacağız’ deyince de görevli, ‘Öyle mi? Müjdat Bey nasıllar’ diye sordu. ‘Beyefendi benim eşim’ cevabını duyunca adam şaşırdı. ‘Affedin, ben sizi Müjdat Bey’le evli zannediyordum’ dedi.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle