GeriKelebek Biri Levni’ye âşık diğeri Kanuni’ye
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Biri Levni’ye âşık diğeri Kanuni’ye

Biri Levni’ye âşık diğeri Kanuni’ye
refid:19380632 ilişkili resim dosyası

İki müthiş kadın. İkisi de sanat tarihçi profesör. Biri teyze, diğeri yeğen. Prof. Dr. Nurhan Atasoy (77) dünyanın da sayılı sanat tarihçileri arasında. Prof. Dr. Gül İrepoğlu (54) ise, sanat tarihi dalında teyzesini hiç de aratmayan araştırmalara imza atan, romanları çeşitli dillere çevrilen bir yazar

Prof. Dr. Nurhan Atasoy, tanıdığım en eğlenceli akademisyen. Kendisi için yapılan saygı gecesinde, “Etrafa baktım, yumurta atacak tiplere benzemiyorsunuz, rahat rahat konuşayım” diye söze başlaması... Yeğeni Gül İrepoğlu, Lale Devri’nin meşhur minyatürcüsü için “Levni’ye âşığım” derken, birden kulağıma eğilip “Allah’tan çok aklı başında kocası var” demesi... Beğendiğimiz erkeklerden bahsederken, laf Clinton Eastwood’a gelince, “Amaaan rençber” diye dudak bükmesi de bunun kanıtları.
Üşenmiyor padişah kaftanlarının patronlarını çıkarıyor, yüzlerce kiloluk padişah çadırlarını sırtlayıp tozunu toprağını silkeleyip çadırlarda hayat nasıldı araştırıyor. Türk Kültür Vakfı için çalışırken ABD kongre üyelerine, Versailles Sarayı’nda oturaklar pencereden dökülürken, Osmanlı çadırlarında hamamlar, tuvaletler olduğunu anlatıyor. 20 ülke, 70 müze, 30 manastır gezip Osmanlı ipek kumaşlarının izini sürüyor ve 20’ye yakın dünya çapında kitaba imza atıyor.
Gül İrepoğlu ise, ‘Vur patlasın çal oynasın’ diye anlatılan Lale Devri’nin, bundan ibaret olmadığını, o dönemin, Türklerin sanat ve kültür hayatındaki son yükseliş olduğunu anlatmaya kendini adıyor: “Bazı dönemlere haksızlık edilmesine dayanamıyorum. Araştırdıkça, kendimi Lale Devri savunucusu olarak buldum.”

Biri Levni’ye âşık diğeri Kanuni’ye

SANATÇI MI TARİHÇİ Mİ

Sokak lambasının altında ders çalışarak doktor olan dedesi Ali Rıza Atasoy’un Nurhan Hanım üzerindeki etkisi büyük. Şark çıbanının tedavisini bulan Ali Rıza Atasoy, tarihe çok meraklı ve I. Mahmut zamanındaki bir sadrazamın torunu. Şeceresine merak saldıkça, Osmanlı arşivlerinin kapısını aşındırır. Bu havadan etkilenen Atasoy, çok da bilinçli olmadan sanat tarihi okumak ister. Kimse sanat tarihini ciddiye almazken, yarısı çürük şeftaliyle gün geçirmeyi göze alarak sanat ve tarih olaylarını incelemeye adar kendini.
Ne sanatçı, ne de tarihçi olduğunu anlatmaktan dilinde tüy bittiği için ‘Eskiciyim’ diye kestirip atan Atasoy’dan: “Sanat tarihçileri, tarihi çerçeve içinde insanların yarattıkları sanat eserlerini inceleyendir.” İrepoğlu ise, “Güzel şeylerle meşgul olmak ve yaşamı sanat üzerinden okumaktır sanat tarihçiliği” diye tarif ediyor.
Hiç evlenmeyen Atasoy, yeğeni İrepoğlu için; “Anası doğurdu ben de ona el koydum. Devamlı yalancı durumundayım. Bir kızım diyorum, bir yeğenim diyorum” diye konuşuyor.
İrepoğlu ise, “Doğduğumdan beri onun koynunda büyümüşüm. Teyze derken çok rahatsız oluyorum, çok sıradan geliyor. Halbuki hissettiğim çok başka bir şey. Annem olduğu için ona anne de diyemedim. Doğduğumda üniversiteye ara verip bana bakmış.”

ZORLA YOLA GETİRİLDİ

Atasoy, 42 yılını Topkapı Sarayı’nda Osmanlı dönemini araştırmaya adamış. Böyle olunca, İrepoğlu’nun oyun alanı da sarayın bahçesi olmuş. Sırf sanat tarihi konusundaki bilgisi görgüsü artsın diye onu 15 yaşında bir aylık bir Avrupa seyahatine çıkardığında müzelerin, kiliselerin üsluplarına kadar anlatmış. Çocukluktan beri damarlarına sanat tarihi zerk edilse de, Gül Hanım, üniversitede mimarlık okumak istemiş. İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olup da sanat tarihi okumak zaten kabul edilemezken, bir de teyzesinin gölgesinde kalmak istememesi bu kararında önemli bir rol oynamış. Ama yeğeninin kaderini çizmek konusunda ısrarcı Atasoy “Kaprisini yaptın ama buraya kadardı. Bundan sonra sanat tarihçisi olacaksın ve seni yetiştireceğim” diyerek, kendi tabiriyle onu yola getirmiş.

BENİ TANIMAMAK ONLARIN EKSİĞİ

“Bilim insanı öyle çok popüler olmaz” dese de; “Ayrıca kendi camiamda çok popülerim. Belki Türkiye’de çok tanımıyorlar ama Hindistan, Mısır, İspanya, Londra’dan çok güzel tepkiler alıyorum. Çok şımartılmış bir bilim insanıyım. Bana bir saygı günü yapıldı, kalabalıktan salona girilemedi. Sonra bir doğum günü yaptılar, dünyanın önemli bilim insanları bir gece için kalkıp geldi. Beni tanımamak, onların eksikliği” diye konuşuyor Atasoy.

NURHAN ATASOY

“Kanuni tam bir Rönesans adamı. Çok iyi bir asker, idareci ve sanatçı. Sadece kitap yazmak, mimariyle ilgilenmek, kuyumculuk yok merakları arasında. Avrupa’daki bahçelerde hiç çiçek yokken, 30 tane çiçekli bahçe yaptırmış İstanbul’a. Ayrıca yazdığı aşk mektupları olağanüstü güzel”

GÜL İREPOĞLU

“Padişah portreleri projesinde çalışırken bana 18. yüzyıl düşmüştü. Levni, müthiş bir padişah portreleri dizisi yapmış. Levni’yi inceledikçe, o dönemin padişahı benim Ahmet’imi (III. Ahmet) getirdi. Bazı konferanslarda Levni için ‘Hayatımın en önemli erkeği’ diyorum. Onları rüyamda görüyorum”

Nurhan Atasoy, ‘Osmanlı Kültürünün Avrupa’daki Yansımaları’ ve Gül İrepoğlu da, ‘Osmanlı Saray Mücevheri’ kitaplarının basımını bekliyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle