Ben sonbaharım, çok mu kötüyüm?

Güncelleme Tarihi:

Ben sonbaharım, çok mu kötüyüm
Oluşturulma Tarihi: Haziran 16, 1998 00:00

Haberin Devamı

Aslına bakarsanız, bu diziyi gerçekleştirmemiz hiç de kolay olmadı. Her ne kadar ihtiyarlığa karşı olan, üretkenliği elden bırakmayan, yenilikleri takip eden, yaşlı (!) insanlarla biraraya gelsek de onlara bu dizinin amacını anlatmakta zorluk çektik. Çünkü, ‘‘yaşlı’’ lafını duyan çekimser kalıyordu. Kimisi yaşı ortaya çıkacak diye görüşmeyi reddetti, kimisi ise yaşlılıkla ilgili bir haberde yer almak istemediği için olumsuz cevap verdi. Belki bir elin parmakları kadar insanla görüşebildik ama geleneksel yaşlılığın kalıplarını kırmış yüzlerce yaşlı var ülkemizde. Onlar kendilerini biliyor!

Kadınların Mehmet Efendi Kahvesi dışında kahve pişirmediği, şapkasız sokağa çıkmadığı, süslenmemenin ayıp sayıldığı dönemde yaşadı. O hayatı boyunca bir Beyoğlu kadını oldu ve yaşı yüzünden asla yaşam tarzından taviz vermedi.

‘‘Güzellik aşkıdır gözlerde tüten/Başucunda mehtap, solunda Nurten/Sağında ruhu da dini de aydan/Tanrıların oturduğu saraydan/Her zaman asil aşkıyla gelen/Her zaman musiki faslına gelen/Bir peri var; muzip, firari, şirin/Çelik yaydan kavi, ipekten Nermin/Cihanı yakar sam gibi lodos/Zekanın atında süvari çerkez/Görür çiğner geçer adım başında/Canlar yakar Nişantaşı'nda...’’

Bu şiir Behçet Kemal Çağlar tarafından Nermin Olgaç için yazıldı. Çağlar onun için, bugün bir şiir yazsaydı, hiç kuşkusuz yine aynı dizeleri sıralardı. Çünkü onun hayata bakışı, alışkanlıkları, geçen yıllardan etkilenmedi. Bugün her ne kadar yalnız yaşamayı tercih etse de dostlarıyla yaşamın güzelliklerini paylaşmaktan, haftada bir konserlere gitmekten, vizyondaki kitapları takip etmekten alıkoymuyor kendisini. Yaşı 70'e dayansa da en sevdiği renk hala kırmızı. Makyajında kırmızı tonlara ağırlık veriyor, saçını kızıla boyatıyor, giysilerinde, evinin dekorasyonunda kırmızıyı tercih ediyor. Ve tabii ki modayı yakından takip ediyor...

‘Ben yaşımı kabul etmiyorum. Bu yüzden nüfus kağıdımı hiç üzerimde taşımadım. Torunumun çocuğunu gördüm ama yaşımı hiç düşünmem. Bazı insanlar 30 yaşında da ihtiyar olabiliyor, hatırlatayım.’’

14 yaşındayken mahkeme kararıyla evlenen Nermin Olgaç, ancak eşi vefat ettikten sonra çalışmaya başlamış. Kızılay yaptığı katkılar nedeniyle ona madalya takmış. Bir süre ANAP Belediye Meclis üyeliği yapan Olgaç, siyasetten vazgeçemiyor. ‘‘Kanıma işlemiş, siyasi tartışmaları çok seviyorum. Zaman zaman tuttuğum gazeteciler vardır. Bu dönem favorim Sedat Ergin.’’ Bugünlerde ise bir roman yazıyor; Adı, Dişili Erkekli Yirmi Serseri. ‘‘Soframda çok meşhur kişiler oturdu. Eşim ünlü bir hukukçu olduğu için çevremiz çok genişti. Yahya Kemal'ler, Behçet Kemal'Ler, Mesut Cemil'ler... Ben onları bambaşka tanıyorum.’’

MUZİP BİR KADINIM

Eşi ve dostlarıyla her akşam masa başında akademik bir toplantı gibi, bilimsel ve kültürel sohbetlerle vakit geçiren Olgaç, artık böyle kaliteli ortamların yaşanmadığını söylüyor. ‘‘Yüksek tahsil yapan birçok kadın tanıyorum. evlerine çekilip çocuk büyütüyorlar. Bunları kabul edemiyorum. Çok fakir milletiz. Bir görev almak lazım.’’ ANAP Belediye Meclis üyesiyken dürüstlüğüyle adından sözettiren Olgaç, her yaştaki insanın ablası olmuş. ‘‘Evimiz bir akademi gibiydi, evimde aldığım kültürü yansıttım.’’

Dünyadaki emekli yaşını kabul etmiyor, Olgaç. Gönüllü çalışmalarına devam ediyor. ‘‘Ben devrelerimi çok güzel yaşadım. Güzel oldum, akıllı bulundum, yetenekli bulundum. Bundan başka ne isteyebilirim ki? Kendimle çok barışığım. Bana diyorlar ki estetik ol. Niye olayım ki, insanların belki yüzlerini değiştirebilirsiniz ama bakışlarını, ifadelerini asla... Ben muzip bir kadınım. Torunlarımla onların çocuklarıyla oynuyorum, oyalanıyorum ama o kadar. Onları ben doğurmadım ki...’’

Gece yaşamayı seviyor. ‘‘Beni arkadaşlarım daha çok gece arar. Çünkü gece okumayı çok seviyorum. Güncel bir roman okur, arkasından Mevlana'ya geçerim. Halil Cebrani'yi çok seviyorum. İçinizin temizlendiğini hissediyorsunuz. ‘Vaktim yok okuyamıyorum' diyenlere sinirleniyorum ve maalesef bugün bir gazeteyi okuyanı bile artık kültürlü buluyorum. Ekmeksiz kalabilirim ama gazetesiz asla’’.

Hayattan devamlı şikayet eden, sağlık problemlerini anlatan, kötümser insanların yanında durmamaya çalışıyor. ‘‘O an evime dönüp, bir kitap okumayı tercih ediyorum.’’ On beş günde bir Pera Palas’ta düzenlenen şiir günlerine katılıyor. ‘‘Bir gün bana telefon edip o haftaki temanın ilkbahar olduğunu söylediler. Konuşma hazırlamam gerekiyordu. İlkbahar konuşması bana yalancılık gibi geldi. Çünkü yaş fasatisine baktığınızda aralarında en küçük bendim. Konuşma sıram gelince söyledim. Burada ikinci değil üçüncü baharını yaşayanlar var, dedim. Ben de baharımı yaşayamadan kendimi kadın olarak buldum. İdeal anne, ideal eş olmak için uğraştım. Çıkın bakın sonbahara, ilkbahardan daha güzel değil mi? Yapraklar dökülmüş. Yürüyün kuru yaprakların üzerinde ama kolunuzda biri olsun. Neticede ben sonbaharım, çok mu kötüyüm' dedim. Bir alkış koptu. Safiye Ayla yanıma yaklaşıp beni kutladı. ‘‘Sen sonbaharsan ben de kışım’’dedi. Ve o kış vefat etti...’’

SÜREKLİ GEZİYORLAR

Atatürk'ün kurtuluş savaşını başlatmasından iki ay sonra doğdu. Hırsı ve çalışkanlığıyla Akademi'nin en başarılı öğrencilerinden biriydi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk mimarlarından Lütfi Erdağ, bugüne kadar yüze yakın esere imza attı. Çocuk siteleri, tütün evleri, devlet binaları, bugün oturduğu evin ve 428 daireden oluşan uçaksavar sitesinin projesi ona ait. Boyu 1.80. Kilosu 79. Ne kamburu var, ne de sağlığıyla ilgili başka bir sorunu. Yaşama espriyle yaklaşan, 25 yıllık arabasıyla eşini alıp küçük gezi kaçamakları yapmaktan hoşlanan, bilgisi, hafızası ve birikimleriyle insanları etkileyen bir karakter o. Yıllarca Türkiye'de çalıştıktan sonra, başarılarını Almanya'ya da taşıyan Lütfi Bey, eşi Şükriye Hanım'la birlikte yirmi yıl bu ülkede yaşamış.

Artık emekli bir mimar. Günlerini okuyarak, dinlenerek, arabasıyla dolaşarak ve alışveriş yaparak geçiriyor. Şükriye ve Lütfi Bey'in vazgeçemedikleri alışkanlıkları ise seyahat. Ancak öyle küçük seyahatlar değil. Bugüne kadar Kuzey Kutbu dahil 23 ülke görmüşler. Malta'dan Rusya'ya, Norveç'ten Hollanda'ya, Monaco'dan Yunanistan'a, Tunus'tan İsrail'e kadar.... ‘‘Şimdi sırada Avusturya var. Küçük bir pansiyon kiralıyoruz. İki ay kalıyoruz. Türkiye'den daha ucuza geliyor bu tatil. Hem de havası daha temiz.’’

Bu kadar zinde kalmayı ve yaşlanmamayı nasıl başardığını soruyoruz ona. ‘‘Bir kere sigarayı günde en fazla iki üç kere tüttürürüm. İkincisi içki içme alışkanlığım yoktur. Haftada bir, et yemeklerinin yanında ya bira içerim, ya da eşimle bir kadeh kırmızı şarap içeriz. Yirmi yıl bu ülkeden uzak olduğum için de sinirim yoktur. Şükriye'yle benim sağlıklı olmamızın en önemli sırrı ise bol bol gezmek.’’ Lütfi Bey asla eşi olmadan seyahate gitmiyor. Gülerek ‘‘O benim portföyümdür’’diyor. Birbirlerine bakarken hala gözlerinden aşkları okunan Lütfi Bey ve Şükriye Hanım birlikte yaşlanmaktan çok hoşnutlar. ‘‘Hergün kavga ederek mutlu kaldık’’ diyorlar.

Gelecek için dünya seyahati planları yapıyorlar. Şimdilik hayalini kurmak bile onlara mutluluk veriyor. ‘‘Şükriye Hanım'ın üç yıl önce birdenbire bir bacağı dört santim kısalıverdi. Kemik erimesi başlamış. Bu yüzden planlarımızı biraz ertelemeye karar verdik. İyi ki mutfak işlerinden anlıyorum, yarı yarıya mutfak işlerini ben üstlendim.’’ Lütfi Bey'in severek yaptığı yemeklerin başında zeytinyağlı yaprak sarması geliyor. ‘‘Bu kış on dört kavanoz reçel pişirdim. Portakal kabuğu, elma ve armut reçelleri...’’

Bİrlikte galerileri geziyor, küçük kaçamaklar yapıp Rumeli Kavağı'na gidiyor, midye yiyorlar. Onların yaşlılığı düşünecek vakitleri yok. Bazen yapmak istediklerini zamana sığdıramıyorlar. Onlara göre en güzel yaş 70'ler... Bir de şu yüksek tansiyon derdi olmasa.

ÜNLÜ 70'LİKLER

Semiha Berksoy, Atıf Yılmaz, Çetin Altan, Aysel Gürel, Tarık Minkari, Hayrettin Karaca, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Betül Mardin, Mithat Perim, Hakkı Devrim, Süleyman Demirel, Avni Arbaş, Münir Özkul, Fikret Otyam, Erdal İnönü, Müzeyyen Senar






Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!