Basmakalıp düşünceler

Güncelleme Tarihi:

Basmakalıp düşünceler
Oluşturulma Tarihi: Ocak 02, 1998 00:00

Tuğrul ŞAVKAY
Haberin Devamı

Kendimi bildim bileli basmakalıp her şeyden nefret ettim. Sıradan olan bir şeyin beni mutlu etmesi düşünülemez. Yine de her şeye rağmen yeni yılın yeni bir başlangıç oluşturduğu yolundaki basmakalıp sayılabilecek yaklaşımın çekiciliğinden kurtulamıyorum. Çünkü günahkar insanlar için tövbeye, tövbe için de hep yeni başlangıçlara ihtiyaç var.

Aslında herkes için yeni yıl kendi doğumgünü olmalı; İsa peygamberinki değil. Ama meraklısı zaten kendi yeni yılını kutluyor. Romalılardan miras aldığımız takvimin yıldönümü noktası ise uzun süre mart ayının başı olmuş. Bizde bile mali yıl yakın zamana kadar bu eski takvim geleneğine bağlıydı. Martın yeni yılın dönüm noktası olmasının, doğanın yeniden uyanışının başlangıcıyla çakışması bakımından mantığa uyan bir yanı da var. Ancak bence o günler yeterince bir bayram vesilesi. Heyecan ve kutlamaya asıl kışın şu kasvetli günlerinde gereksinme duymaktayız.

Delilik ile zekanın birbirinden bazen çok zor ayırdedilen sınır çizgisi ile komşu olduğunu hatırlarsak, ‘deliye her gün bayram’ sözündeki hikmeti kavrama yolunda bir aşama kaydedebiliriz. Demek ki deliler, tıpkı çok akıllılar gibi, hayatın değerini iyi kavrayabilmişler diye düşünüyorum. Aklından hiç şüphe etmediğim Romalı ozan Horatius, ‘odes’lerinden birinde şöyle yazar:

‘Aklını kullan, şarap süz, ve bu kısa yaşama göre

Uzun umutları buda! Daha biz konuşurken uçtu gitti bak

Kıskanç ömür. Bugünün meyvasını der

Yarına olabildiğince az inanarak.’

Böyle bir şiirin ‘carpe diem’, yani ‘gününü yaşa’ diye bir atasözü bulunan Roma toplumundan çıkmasına şaşırmıyorum tabii. Ancak yaşlı bir insan gözüyle bakıldığında anlaşılabilen hayatın kısalığından mutlaka ders çıkartılması gerektiğini ne kadar tekrarlasak az. Onun için yeni bir başlangıç yapmaya niyetlenen günahkar-tövbekarlara bu hususu hatırlatmadan geçemedim.

BİR SEVGİ TEZAHÜRÜ

Yeni yılın bir başka güzel yanı da karşılıklı hediye alışverişi. Gazete köşelerindeki hediye verip vermeme yolundaki tartışmaya asla taraf olmak niyetinde değilim. Zaten olamam da. Fatih Altaylı çok sevdiğim bir Galatasaraylı kardeşim, Ayşe Arman da gördüğüm en güzel kızlardan biri. Ben kendi hesabıma sadece birbirini seven insanların bir sevgi tezahürü olarak görüyorum hediye alıp vermeyi. Yalnız bunu yaparken bazı noktalara dikkat etmek gerek. Madem demin Horatius'u andık, armağan vermekten çok yardım etmek konusunda olsa bile onun bir mektubundan küçük bir pasaj aktarayım. ‘Sen beni, taşralının konuklarına tıka basa armut yedirmek istediği gibi, varlıklı yapmadın’ diyor ve ardından bir diyaloğu kaleme alıyor:

‘- Buyur ye.

- Artık yeter.

- Ne kadar istersen, al evine götür.

- Teşekkür ederim, istemem.

- Küçük çocukların için yabana atılmayacak armağan olur.

- Almış kadar oldum.

- Nasıl istersen, bunları bugün domuzlara yiyecek olarak bırakmış olacaksın.’

Diyalog bitince de Horatius sözü:

‘Böyledir işte, küçük gördüğü ve beğenmediği şeyleri başkasına armağan eden kişi eli açık, ama aptal sayılır’ diye bağlıyor.

BİR SELAM KALDI

Bir başka Romalı, Martialis, ünlü epigramlarından birinde ise şunu yazmış:

‘Küçük bir şey istiyorsun,

Büyük kimselerden, Matho,

Onu bile vermiyorlar!

Utancın az olsun diye,

Matho, büyük bir şey iste!’

Kimden neyin, nasıl isteneceği konusundaki vaazımı burada keserek, yeni yıl ile şimdiye kadar yapageldiğim bir işi, yeni yıl için bir şefin yemek önerisini aktarmak istiyorum. Bu yıl öneriyi İstanbul'un yemek alanındaki iddialı kuruluşlarının başında gelen Divan Oteli'nden aldım. Aslına bakılacak olursa, Divan Oteli yılbaşı mönüsünde ‘sızma zeytinyağı ile lezzetlendirilmiş küçük salatası eşliğinde beluga ve somon havyarı ile zenginleştirilmiş füme balıklar’, ‘peynirli galeta ile sunulan ve şeri ile tatlandırılmış sığır kuyruğu konsomesi’, ‘glaze meyvalı parfe’ gibi başka ilginç yemekler de sunuyor. Ancak bunlar profesyonel bir beceri gerektirdiği için mönünün içinden evde yapılabilir olanı seçtim. Umarım yaptığınızda beğenir ve yılbaşı akşamı beni hayırla anarsınız. Günahkar ve günahsız, tövbekar veya tövbeye hiç niyetli olmayan herkese mutlu yıllar diliyorum. Benim verebileceğim hediye de böyle sıcak ve içten bir iyi dilekten ibaret. Büyük bir ozanımız, Nabi'nin dediği gibi, zaten galiba ‘fakat alup verilür bir selâm kalmıştır.’

Fırında pişirilmiş geleneksel yılbaşı hindisi

Malzeme

1 adet ortaboy hindi

700 gr. pirinç

500 gr. Brüksel Lahanası

500 gr. kestane

100 gr. hindi ciğeri

100 gr. çam fıstığı

100 gr. kuş üzümü

250 gr. tereyağı

Karabiber, kimyon, tuz...

Yapılışı

Hindi temizlenir ve nar rengi alana kadar pişirilir. Yarım saat süresince ıslatılmış pirinç alınır, tencerede tereyağı eritilir. Fıstık kavrulur ve pirinç ilave edilir. Hep birlikte kavrulurlar ve ciğer ilave edilir. Baharatlar da ilave edilip karıştırılmaya devam edilir ve üzerine sıcak su ilave edilip kısık ateşte demlenmeye bırakılır. Ayıklanmış Brüksel lahanası ayrı bir tencerede haşlanır ve bekletilir. Pişirilmiş hindinin kemikleri ayıklanır ve bu kemikler bir tencerede su ile kaynatılır ve süzülür. Bu kemik suyu hindi servis edilirken sos olarak kullanılır. Hindi porsiyonlara bölünür ve göz zevkine göre tabağa konulur. Hindinin yanına da iç pilav, iç pilavın da bir yanına brüksel lahanası, diğer yanına kestane konarak servis edilir.



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!