3 bin metre yüksekte 40 kilo çantayla 10 gün 70 kilometre yürüyerek balayı

Güncelleme Tarihi:

3 bin metre yüksekte 40 kilo çantayla 10 gün 70 kilometre yürüyerek balayı
Oluşturulma Tarihi: Mart 24, 2008 00:00

Sağlık sektöründe proje koordinatörü Murat Selçuk ile yönetici asistanı eşi Eda Selçuk’un yolları 2002’de katıldıkları Boğaziçi Bilgi Topluluğu’nda (BOBİT) kesişti. Doğa yürüyüşlerinin rotası evliliğe kadar uzadı. Balayı seyahatlerinde güneş, deniz ve kum üçlüsü yerine, aşklarının başladığı doğayı tercih ettiler. 10 günlük balayı tatilini, sırtlarında 40 kiloluk çantalarla Kaçkarların 3 bin metrelik zirvelerinde gezerek geçirdiler. Murat Selçuk, 5 yıldızlı otel odası yerine sayısız yıldız altındaki çadırı, sıcak duş yerine soğuk dereleri, deniz ve kum yerine dağ gölü ve kar kulvarlarını seçme sebeplerini "Kaçkarlarda Balayı" kitabında anlattı. Tabii böyle bir balayında birbirlerini nasıl keşfettiklerini de...

Doğaya olan ilgim babaannemin çocukken aldığı Kodak marka fotoğraf makinesiyle başladı. Ayrıca Ankara Hacı Bayram’daki evimizde kız kardeşim Öznur’la birlikte Barış Manço’nun Dağlar Dağlar parçasını söylerken sesimizi kasete çeken anne ve babamız hayatımızı yönlendirecek şeyin bu şarkı olacağını bilselerdi belki başka şarkı dinletirlerdi. Ben gezgin oldum, kız kardeşim arkeolog. Eda ile BOBİT’te tanıştık. Baktık ki aynı hayatı paylaşıyoruz, aynı şeylerden hoşlanıyoruz, hayatımızı birleştirmeye karar verdik. Eda, balayını Kaçkarlarda geçirme teklifime tereddüt etmeden evet dedi. Ancak çevremizdekiler bu fikre uzaya gidecekmişiz gibi baktı. Oysa bu yolculuk Eda ile beni, başka hiçbir şekilde olamayacak kadar birbirimize bağladı. Her zorlu kayayı tırmanıp geçerken elini uzatan partner ya da doğanın içinde hissedilen yalnızlık duygusunu sıkıca sarılarak çözen iki sevgiliydik. El ele vererek geçtiğimiz patikalar, onlarca yıllık evlilik deneyimine eşdeğer oldu.

MACERALI BİR YOLCULUKTAN SONRA NASTAF YAYLASI’NA ULAŞTIK
/images/100/0x0/55ea8cddf018fbb8f8874f0b

Erzurum Otogarı’ndan fırına benzer bir araçla Yusufeli’ne hareket ettik. Aktarma yaparak outdoor sporlarının merkezi konumundaki Yusufeli’ne vardık. Yaylalara kalkan son araca bindik, Olgunlar Köyü’ne hareket ettik. Barhal Çayı’nın yanından, oldukça keskin virajlı stabilize yolda heyecanlı bir yolculuk geçirdik. Aracımız arızalandı. Normalde 2 saat süren yolculuğu 5.5 saatte tamamlayarak Kaçkarların ilk merhabasıyla karşılaştık. Olgunlar’dan sonra şehri çağrıştıran her şeye veda ederek kendimizi saf doğanın kucağına bıraktık. İlk geceyi Deniz Gölü Pansiyonu’nda geçirdik, sabah zirve yapmak için yola çıktık. Benzersiz manzaralı vadiden geçerek Nastaf Yaylası’na vardık. Manzara sanki üzerinize eğiliyor. Yaylada yığma taşlardan oluşan 20-30 kadar ev var. 5 saatlik bir yürüyüş sonrası Dilberdüzü’ndeki kamp alanına ulaştık.

EDA ZİRVEYE 100 METRE KALA AKUT DAĞ HASTALIĞINA YAKALANDI

Hemen yeşil alana yayılıp bir şeyler atıştırarak yorgunluk attık. Sabah 03.00’te zor da olsa kalkıp zirve yoluna düştük. Dağlarda yolların yön levhası olarak kullanılan üst üste dizilmiş taşlar bize yolu gösterdi. 3 bin 375 metrede aniden karşımıza çıkan Deniz Gölü muhteşem görüntüsüyle bize merhaba dedi. Ayaklarımızı sokup mataralarımızı doldurduk ama göl kenarında kamp kuranlardan biri göle dalınca Eda bu suyu içmekten vazgeçti. Altimetre 3 bin 820 metreyi, barometre ise 1100 milibarı gösterirken korktuğum başımıza geldi. Eda yüksekliğe alışamadığı için akut dağ hastalığına yakalandı. Onu iyi bir yere yerleştirdim. Ancak Eda zirve tırmanışına devam etmem için beni teşvik etti. Ben devam ettim. Zirve defterini imzalayıp hemen Eda’nın yanına döndüm. Tekrar denemeye söz verip dönüşe geçtik. Kamp alanına indikten sonra buz gibi dere sularında temizlenip, yorgunluktan bayıldık.

NEDEN LANETLENME GEÇİDİ DEMİŞLER GAYET İYİ ANLADIK
/images/100/0x0/55ea8cddf018fbb8f8874f0d


Olgunlar’a dönüp bir gece daha geçirdik. Sırasıyla Dobe Yaylası, Lanetleme Geçidi, göller, Yukarı Kavron ve Ayder Yaylası’na doğru yola çıktık. Yolda İsrailli bir grup, derede çıplak yıkandıkları için kendilerini gören köylü tarafından nasıl azarlandıklarını anlattı. Dobe yaylasında misafir olduğumuz taş evlerden birinde, balayı için Kaçkarlar’a geldiğimizi söylememiz gülüşmelere neden oldu. İkram edilen kete, cevizi yedik, çayı içtik, yolumuza devam ettik. 3 bin 400 metredeki Lanetleme Geçidi’ni aşarken bu adın neden konduğunu daha iyi anladık. Eda’nın ayağında sorun çıksa da yavaş yavaş aşağı inmeye başladık. Geçidin zikzaklı patikasından inip, aşağıda görünen masallardan çıkma göl ve yeşilliğin birbirine karıştığı manzaranın yanına vardığımızda kısa süreli bir mola verdik. Önümüze dik bir yamaç daha çıktı. Onu da zar zor geçtiğimiz de Kavron üzerindeki Büyük Deniz Gölü’nün mest eden görüntüsüyle karşılaştık. Mor renkli kantoronlar, iki renkli çiğdemler, iğneli astrantiaların baharla arzı endam ettiği yeşil patikadan Kavron’a indik. Yamaçlarda, bahçelerine kara lahana ekili evlerin arasından geçip, şirin köy havasını çoktan kaybetmiş Yukarı Kavron’a girdik. Gezginlerin uğrak yeri Şahin’in Yeri’nde ardı ardına içtiğimiz çaylar bizi kendimize getirdi.

BÜYÜLEYİCİ AYDER, ORMANLARIN İÇİNDE SAKLANAN ÇAMLIHEMŞİN

Çocukların sıktığı oyuncak tabancalar ile koca koca adamların patlattığı torpil sesleri arasında dolmuşa binerek bitiş çizgisi olan 1350 metredeki Ayder Yaylası’na indik. Ayder’in doğa olarak insanı büyüleyen ama yapılaşması nedeniyle içini acıtan manzarasını izledik. Ahşap bir binanın küçük odalara bölünmesiyle oluşmuş İstanbul Pansiyon’da kaldık. Sıcak duş ilaç gibi geldi. Yemek için Nazlı Çiçek Restoran’a gittik. Burada ne isterseniz var: Mısır çorbası, Akçaabat Kötfesi, tereyağlı muhlama, bol soğanlı salata, sürahi dolusu ayran. Ertesi gün dolmuşla Çamlıhemşin’e geçtik. Fırtına Vadisi’nde 2 bin 500 nüfuslu, yağmur ormanlarıyla çevrili şirin bir ilçe Çamlıhemşin. Türkiye’nin belki en özgün mimarisine sahip evlerden oluşma mahalleleri ormanların içine saklanmış. Fazla ilaç aldığı için ’Antibiyotik Mustafa’ lakabını alan dolmuşçu ile sohbet ederek Pokut Yaylası’na gitmek için anlaştık. İlçeden çıkar çıkmaz eski ismiyle Makveris Konakları’nı gördük. Özellikle Hurşit Ağa’nın Tarakçılar Konağı ile ona nispet olarak akrabası Recep Ağa tarafından yaptırılan Dudi Konağı. İkisi de ayakta durma mücadelesi veriyor. Mustafa 13 kilometrelik, 38 dik viraja sahip yolda bizi tepeye kadar götürmeyi başardı. Hazindağ ve Samistal yaylalarını da gezmeyi düşünmüştük ama Eda’nın ayağındaki sorun yüzünden programı bitirip Ayder’e döndük. Hamam sefası ve 78 kişilik horon macerasıyla günü bitirdik. Ertesi gün Zil Kale, Fırtına Vadisi ve konakları gezdik. Vakti olanlar Çat ve Palovit şelalelerini de mutlaka görmeli. Uzungöl ve Sümela Manastırını da balayı rotamıza ekledik. Sümela yolu üzerinde Coşandere Tesisleri’nde kaldık. Odamızdaki saç kurutma makinesi Eda’yı çok sevindirdi. 10 gün süren, 70 kilometre yürüyüş yaptığımız balayımız Eda’nın ayağındaki yaralar, verilen kilolar ve unutulmaz anılarla sona erdi. Bir sonraki projemizi ise ağrı Dağı olarak belirledik.

ÇOCUĞUMUZ OLURSA ONUNLA BU GEZİLERİ SÜRDÜRECEĞİZ

Yolda gördüğümüz Uzakdoğulu gezgin kadının çok küçük yaşta olan çocuğunu sırtında taşıyarak binlerce kilometre gelip buraları gezmesi bize de ilham verdi. Oysa bizim kültürümüzde çocuk, özellikle birkaç yıl ebeveynlerin sosyalleşmesinin önünde bir engel olarak görülür. Çocuğumuz olursa, onu da yanımıza alıp gezilerimizi sürdürmeye karar verdik.

NİNE SENİN ANANDIR UŞAĞUM!

Eda’ya Pokut ve Sal yaylalarını göstermeye kararlıydım. Sislerin içinden çıkarak "Hoşgeldiniz" diyen yaşlı kadına "Hoşbulduk nine nasılsın?" deyince kafama sopayı indiriyordu. "Nine de neymuş, nine senin anandır uşağum. Aha da ben seni cebimden çikarirum" diye tatlı şivesiyle gülerek fırçaladı beni.

NE OKUYOR: Gezeceği bölgeyi tanıtan gezi kitapları ile okunması kolay şeyler.

NE GİYİYOR: Tişört, polar ve goretex mont ve bot. Bol pantolon.

NEREDE KALIYOR: Çadır

NE YİYOR: Yöresel yemekler ve enerji veren şeyler

NEYLE SEYAHAT EDİYOR: Toplu taşıma araçları

ÇANTASINDA NE VAR: Çok amaçlı çakı, kamp ocağı, yağmurluk.

ORADAN NE ALIYOR: Yöresel hediyelik eşyalar.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!