Hürriyetin olmadığı yerde fikir gelişmez

Güncelleme Tarihi:

Hürriyetin olmadığı yerde fikir gelişmez
Oluşturulma Tarihi: Ekim 20, 2017 14:30

Bilim tarihi profesörü, akademisyen, diplomat, siyasetçi, yazar ve MHP milletvekili... Türkiye Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, 2014’teki cumhurbaşkanlığı çatı adaylığıyla tanıdı ancak kendisinin pek çok farklı şapkası var. 30 yıllık emeğin ürünü olan son çalışması, iki ciltlik ‘Osmanlı Bilim Mirası’, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Eser için 52 ülkede 527 yazma eser koleksiyonu, 130’dan fazla kütüphane tarandı. Kitap, Osmanlı’nın kayda değer bir bilim mirasına sahip olduğunu belgeler ve istatistiklerle ortaya koyuyor. İhsanoğlu’na, “Mevcut eğitim sistemiyle Türkiye’nin 10 yıl sonraki bilim hayatı nerede olur” diye sorduk, “Bugünden ortada, sıralamalarda en alttayız” dedi.

Haberin Devamı

Hürriyetin olmadığı yerde fikir gelişmez

Osmanlı Bilim Mirası’ 30 yıllık emeğin ürünü. 30 yıl evvel yola nereden çıktınız?

- Başlangıcı bir ihtiyacı görmekti. 600 senelik Osmanlı medeniyetinin, şiir, edebiyat, mimari gibi değişik tezahürleri bugüne kadar incelendi. Ancak 30-40 sene öncesine kadar, Osmanlı bilimiyle ilgili benzer eserler yoktu. Hatta Osmanlı’da bilim olmadığına inanılıyordu. 1984’te Cambridge Üniversitesi’ne yaptığım ziyarette, o dönemin büyük bilim tarihçisi Joseph Needham’la tanışma imkânı buldum. O sırada Çin medeniyeti ve bilimi üzerine önemli eserini hazırlıyordu. Kendi kendime dedim ki, neden biz burada buna benzer bir şey yapamıyoruz?

Haberin Devamı

DİN-BİLİM İLİŞKİSİNE DOĞRU PERSPEKTİFTEN BAKMAK LAZIM

 Osmanlı’da bilim olmadığına dair bir kanaat olduğundan bahsettiniz. Bu hangi çevrelerde yaygın bir görüştü?

-  Dünyaca paylaşılan bir kanaatti. Rahmetli Adnan Adıvar, 1930’lu yıllarda Paris’teyken, ‘Osmanlı Türklerinde İlim’ isimli bir kitap yazmıştı. Bu konudaki ilk çalışmaydı. Adnan Bey büyük bir âlimdi fakat Paris’ten inceleyebildiği kadarıyla yazmıştı. Kitabında iki büyük kanaat vardı: Birincisi; Osmanlı’da kayda değer bilim yoktu, Arapça, Farsça yazılan bazı eserlerin Türkçeye aktarılması vardı. İkincisi de Osmanlı, Batı bilim ve teknolojisinin önüne set çekmişti. Adıvar, büyük savaşlar yaşamış, imparatorluğun yok oluşuna şahit olmuş bir neslin üyesiydi. Hissiyatını anlamak lazım. Bu kitabı okuyanlar, “Demek ki Osmanlı’da büyük şairler, mimarlar yetişmiş ama bilim yok” deyip geçtiler. Bir de tabii Osmanlı tarihine ideolojik bakış açıları vardı.

Hürriyetin olmadığı yerde fikir gelişmez

 Osmanlı bilimi derken hangi coğrafyadan, din, dil ve uluslardan bahsediyoruz?

- 1299-1922 yılları arasında, Osmanlı devleti sınırları içinde gerçekleştirilen ilmi faaliyetlere baktık. Dil bakımından çeşitlilik var. Müslümanlar arasında üç dil kullanılıyor: Arapça, Farsça, Türkçe. Arapça, 18. yüzyıla kadar bilimde hepsinden üstün. 18. yüzyıldan sonra Türkçe’nin bilim dili olarak tartışılmaz yükselişi başlıyor. Bir de tabii gayrimüslimler, farklı mezheplerden Hıristiyanlar ile Museviler ve diğer etnik gruplar var. Rumlar, Ermeniler, Bulgarlar gibi. II. Beyazıt zamanında İspanya’dan Osmanlı topraklarına gelen âlimlerin İbranice eserlerini bulduk. Ancak Rumca, Ermenice ve diğer etnik dilleri bilmediğimizden, yeni işbirlikleriyle bu eserleri de incelemek gerekir.

Haberin Devamı

 Kitap tam da ‘İslam dünyasında bilim ve kültür neden durakladı’ tartışmalarının yapıldığı bir zamana denk geldi. Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir toplantıda “Müslümanlar neden bu hale düştüklerini bilhassa ilim, hikmet ve bilgi kaynaklarıyla kurdukları ilişkide aramalıdır. Son birkaç asırdır kitaptan, kalemden, tefekkürden uzaklaşıldı” demişti. Siz buna katılır mısınız?

- Bu konuları araştırmak bu yüzden önemli. Nerede nasıl geri kaldığımızı öğrenmedikten sonra geleceğe atacağınız adımların zemini çürük olur. Ancak din-bilim ilişkisine doğru perspektiften bakmak lazım. Her şeyi dine mal etmek hem dine haksızlık hem de akla.

Hürriyetin olmadığı yerde fikir gelişmez

Haberin Devamı

MÜSLÜMANLAR DA NOBEL ÖDÜLÜ ALABİLİRLER

 Peki, İslam’ın bilimde geri kalışını siz nasıl açıklıyorsunuz?

- İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri olarak göreve geldiğimde, 10 yıllık bir aksiyon planı kabul ettirdim. Araştırma-geliştirme, inovasyon faaliyetlerini desteklemek için çok önemli bir plandı. Ülkelerin gelişmişliği, gayri safi milli hasılalarından araştırma ve geliştirmeye tahsis ettikleri payla ölçülür. İslam dünyasında yüzde 1’e yaklaşan yoktu o zaman. Bunu yüzde 1’e çıkarmayı başardık. Bilimsel atıf sıralamasında Türkiye, yakın zamana kadar en öndeki İslam ülkesiydi. İran bugün bizi geçti. İslam dünyasının Nobel kazanımlarına bakalım; ilkini 1979’da Pakistanlı fizikçi Abdus Salam, ikinciyi 1999’da Mısırlı kimyacı Ahmed Zuveyl aldı. Üçüncü Nobel de bizim Aziz Sancar’ın oldu. 

Haberin Devamı

 Bu saydığınız isimlerin hiçbiri çalışmalarını İslam coğrafyasında sürdürmüyor. Yine de sahiplenebilir miyiz başarılarını?

- Tabii, bunlar Müslümanların başarılarıdır. Bu üç isim sayesinde görüyoruz ki, Müslümanlar bu başarıyı elde edebilirler. Uygun ortamları buldukları takdirde bu ödülleri alabilirler.

BİLİMADAMI ÖZGÜRLÜK, İTİBAR VE İYİ EKİP İSTER

 Ülkelerinde kalsalar alabilirler miydi Nobel’i?

- Alamazlardı. Çünkü alt yapı yok. Bunun dinle alakası yok ki. Bu araştırma imkânlarıyla, ekipleriyle ilgili.

 Dinle ilgisi yok diyorsunuz. Siyasetle ilgisi olabilir mi? Örneğin Osmanlı’da bilimin en parlak dönem, imparatorluğun siyasi bakımdan en parlak dönemine denk geliyor. Farklı ülkelerden biliminsanları Osmanlı topraklarına geliyor.

Haberin Devamı

- Doğrudur. Sovyetler Birliği dağıldığı zaman, oradaki çok kıymetli bilimadamları dünyanın her tarafına yayıldı. Ama bize gelmediler. Gelselerdi, bugün her şey çok farklı olurdu.

 Oysa 30’larda Almanya’dan kaçan biliminsanlarını buraya çekebilmiştik.

- Evet, onlar Türkiye’de çok önemli hizmetler yaptılar.

 Peki eski Sovyetler’den çıkan biliminsanları neden buraya gelmedi? Değişen neydi?

- Başkaları daha iyi imkânlar sağladı çünkü.

 Bu bir devlet politikası değil midir?

- Birinci olarak devlet politikasıdır. Ayrıca müesseselerin zenginliğiyle, cazibesiyle ilgilidir. Bir bilimadamı iyi bir maaş, ekip, itibar ister. Bunu bulamazsa gelmez.

Nobelli Müslüman biliminsanlarının çalıştıkları yerler, demokrasinin güçlü olduğu yerler. Bunların hiç mi önemi yok?

- Gayet tabii. Hürriyetin olmadığı yerde fikir gelişmez. Güdümlü olan yerlerde belirli şeyler gelişebilir ama insani bir kültürün unsurları olarak gelişemez. Sovyetler’de, Nazi Almanya’sında görüldü bu. Ama 21. yy’da o güdümlü siyaset bilim üretemez. Çünkü bilimadamlarının önünde alternatifler var. Beyin göçü dediğimiz şey bu.

TÜRKİYE ALTI ASIRDIR AVRUPA’NIN PARÇASIDIR

Türkiye’nin mevcut akademik ortamını nasıl buluyorsunuz?

- Hızlı bir şekilde üniversiteler kuruldu. Bunlar hazırlıksız, siyasi yatırım olarak yapıldı. Şimdi de ders verecek öğretim görevlisi bulamıyorlar. Hızlı büyümenin gözden geçirilmesi lazım. İhtisaslaşmaya gitmek, bölgesel üniversiteler kurmak gerek. Birbirine 50 km. mesafede üç-dört üniversite var. Vakıf üniversiteleri ise birkaç istisna hariç ticarethane gibi.

 Hocalar açısından da devlet üniversitelerinde nefes almak giderek zorlaşıyor...

- Tüm vakıf üniversitelerini aynı kefeye koyamayız. Aralarında kuruluş felsefesi farklı okullar da var. Bu üç-dört üniversite, gerçekten de Türkiye bilim hayatında nefes alınmasını sağlıyor. Buralarda yapılan araştırmalar dünya çapında itibar görüyor, parlak öğrenciler yetişiyor. Türkiye’nin 1.5 asırlık bir üniversite kurma gayreti var. Ancak bizden çok sonra yola çıkan ülkeler önümüze geçti. 90’lı yılların sonunda bayağı iyi ilerliyorduk. Neden böyle oldu? Burada dini faktörü kullanmak ucuz bir şey.

 Batı’ya doğru yürüyüşümüz durduğundan olabilir mi?

- Türkiye, 15. asırdan bu yana Avrupa’nın komşusu ve bir parçasıdır. Batı ittifakının bir unsuru olarak OECD’ye, Avrupa Konseyi’ne, NATO’ya girdik. Bu çizgide devam etmemiz lazım. Evet, Batı’da İslamofobi var, Türk fobisi var. Ancak bunlar var diye, bu tarihi yürüyüşü de kesmemek lazım.

EĞİTİMDE MAALESEF HEP ALT SIRALARDAYIZ

Kitabınızda Osmanlı’nın eğitim kurumlarını da tanıtıyorsunuz. Bugün yapboz tahtasına dönen eğitim sistemi, Türkiye’nin bilim hayatını 10-20 yıl sonra nasıl etkileyecek?

- Bilim demek eğitim demek. Eğitim demek gelenek demek. Ben Ankara ve İstanbul üniversitelerinde hocalık yaptım, gelenek görmedim. 70’li yıllardan itibaren de siyaset girdi. Oysa 60’lı yıllarda TÜBİTAK’ın kurulması gibi iyi adımlar atılmıştı. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kurulduğunda belli bir düşünce tarzındaki insanlar, onlardan olmayanları almadılar. Şimdi de tam tersi, yine birileri dışarda kaldı. Ne oraya, ne buraya tabi olanlar bilimadamı sayılmadı. Oxford ve Cambridge dünyanın en eski, en başarılı ve en köklü geleneğe sahip okullarıdır. Oralarda hoca sizi yeterli görmezse doktora vermez mesela. Bizde hocalık hem memuriyet gibi hem de bu imkânı tanıdığınız an ertesi gün suiistimal edilir. Öğrenci kayırmaları başlar. Kurumları her gün değiştirirseniz, gelenek oluşmaz ki. Bundan 10-20 yıl sonra Türkiye’de bilimin ne halde olacağı bugünden ortada. Eğitimde OECD, PISA sıralamalarında hep alttayız. Bunun sorumluluğu eğitim sistemini yürüten insanlardadır, başka kimsede değildir.

 TÜBİTAK’ın mevcut durumunu nasıl buluyorsunuz?

- İlmi faaliyetlerine dair haberler görmüyoruz. Daha çok siyasi polemiklerin çerçevesi içinde geçiyor adı. Çok üzücü maalesef.

BAKMADAN GEÇME!