« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Hayvanlara ‘onlar ve bizler’ diye mi yaklaşıyorsunuz?

Eğer öyleyse, ciddi bir sorununuz olabilir!... Georgia, ziyaretçilerin kendisine yaklaştığını görünce ağzını suyla doldurmak için musluğa koşuyor ve sonra öteki şempanzelerin arasına karışıyor. Georgia, ziyaretçilerden biri yanına gelinceye dek dakikalarca ağzı kapalı bekleyebiliyor. Ağzındaki suyu püskürttüğünde ortalık çığlıklar ve kahkahalarla inliyor. Peki bu muzipliği nasıl değerlendireceğiz?

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Hayvanları "onlar", insanları "bizler" olarak mı nitelendiriyorsunuz? İnsanların hayvanlar aleminin eşi benzeri olmayan bir türü olduğuna mı inanıyorsunuz? Primatolog Frans de Waal, eğer öyleyseniz sizi "antropoyadsıma" olduğunuzu söylüyor. Bir başka deyişle, öteki hayvanların insanı andıran özelliklerini ve insanların hayvansı yönlerini görmezden geliyorsunuz. Ve çoğumuzun yabancı olduğu şu düşünceleri dile getiriyor:

"Ya da, hayvanlara belki de hiç olmadık duygular yakıştırıp köpeklerin suçluluğa kapıldıklarını ve atların onurlu davrandıklarını öne sürüyorsunuz. Hayvanların bu tür duygular yaşamalarının olanaksız olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Ne var ki, bu gibi yorumlar genellikle insana özgü duyguların hayvanlara mal edildiği insanbiçimci (antropomorfik) bir temele dayanıyor.

Bilim insanları yıllarca insanbiçimciliğe kuşkuyla yaklaşırlarken, antropoyadsımayı da göz ardı etti. Insanoğlu genellikle kendisini farklı bir yere oturtma eğiliminde olduğundan, insanbiçimcilik gerçekten de bir sorun olabilir.

İnsanbiçimciliği eleştirenler hayvanların insan olmadıklarını söylüyorlar. Haklılar da. Ancak, bu arada insanların hayvanlar aleminin bir parçası olduğunu unutuyorlar. Şempanze Georgia’nın öyküsü bu duruma ışık tutabilir.

Georgia’nın öyküsü

Georgia, Yerkes Ulusal Primat Araştırma Merkezi’nde yaşayan bir şempanze. Ziyaretçilerin kendisine yaklaştığını görünce ağzını suyla doldurmak için musluğa koşuyor ve sonra öteki şempanzelerin arasına karışıyor. Gözlerinden hiç bir şey kaçmayan en sıkı gözlemciler bile onda sıradışı herhangi bir durum sezmiyorlar. Georgia ziyaretçilerden biri yanına gelinceye dek dakikalarca ağzı kapalı bekleyebiliyor. Ağzındaki suyu püskürttüğünde ortalık çığlıklar ve kahkahalarla inliyor.

Bir kezinde Georgia’nın musluğa koşturup gizlice yanıma yaklaştığını fark edince, gözlerimi gözlerine dikip Felemenkçe,"Seni gördüm," diyerek onu uyardım. Hemen geriye çekildi. Ağzındaki suyun bir bölümünü tükürdü, bir bölümünü de yuttu. Onun Felemenk dilini anladığını söylemem abes olur. Gelgelelim, yaptığından haberdar olduğumu ve kolay kolay oyuna gelmeyeceğimi sezinlemişti.

Mesleği gereği bu canlılarla yakından ilgilenen bizler zaman zaman garip durumlara düşeriz. Onların yaptıklarına insana özgü yorumlar getirmekten kendimizi alamayız. Bu da, çoğu evcil sıçanlar, güvercinler, domuzlar, ya da hayvanla hiç ilgisi olmayan canlılarla çalışan bilim insanlarıyla filozofların yaşadığı türde bir öfkeye yol açar.

Ödül getiren oyun

Eleştirmenlerin aktarmaya çalıştıkları ileti kabaca şöyledir: "Georgia kafasında herhangi bir şeyi tasarlamamıştır; Georgia insanlara şaka yaptığının bilincinde değildir; Georgia yalnızca birtakım şeyleri farelerden çok daha hızlı öğrenebilmektedir."

Eleştirmenler Georgia’nın yaptıklarının kökenini onun özünde aramak yerine, çevresinde aramaya ve bunun davranışlarını nasıl biçimlendirdiğini bulmaya çalışırlar. Georgia yalnızca bu tür bir davranışın kendisine insanları kızdırmak ve şaşırtmak gibi karşı konulmaz bir ödül kazandıracağını keşfetmiştir.

Iyi de, Georgia’nın öyle davranmasına neden göz yummalı? Aynı şeyi bir insan yapmış olsaydı, bu davranışından sorumlu tutulurdu. O halde bizlerle çok yakın benzerlikler taşıyan bir hayvanın etki-tepki sürecinin edilgen bir aracı sayılması neden?

Burada yalnızca insanbiçimcilikle antropoyadsıma arasında bir seçim söz konusu olmakla kalmayıp, bilimin bağrına bastığı cimrilik kavramının iki yönü arasında da bir seçim söz konusudur.

Bilişsel cimrilik, olayları daha "basit" zeka yetenekleriyle açıklayabildiğimiz sürece "karmaşık" nitelemelerden uzak durmamızı söyler. Böylelikle, aldatmaca yerine koşullandırılmış tepki gibi basit bir açıklamayla yetinmek durumunda kalırız.

Ortak gelişme süreci

Öte yandan, evrimsel cimrilik ortak gelişme sürecini göz önünde bulundurur. Yakın benzerlikler taşıyan canlıların aynı davranışları sergilemeleri durumunda bu davranışların altında yatan nedenlerin de büyük bir olasılıkla aynı olduğuna inanır.

Bir başka seçenek, benzer davranışlara yol açan farklı süreçlerin evrildiğidir ki, evrimsel açıdan aralarında yalnızca birkaç milyon yıllık bir fark olan canlılar için hiç de ekonomik bir varsayım sayılmaz.

Söz gelimi, köpeklerle kurtların sergiledikleri aynı davranışlar için farklı nedenler öne sürmüyorsak, genetik açıdan çok daha yakın benzerlikler taşıyan insanlar ve şempanzeler için neden böylesi bir yaklaşım sergileyelim?

Hangi açıklama?

Kısacası, bir ikilemle karşı karşıyayız. Karmaşık bilişsel açıklamalar yerine basit olanları yeğlemek zorundayız, ama bu da insanlarla maymunlar arasında hangi ortak davranışa farklı bir açıklama getirildiğine dayanarak bir çifte standart uygulanması anlamına gelmektedir.

Belki de kendimize yepyeni sorular sormalıyız. Bir hayvanın zihinsel yaşamını hafifsemenin mi, yoksa onu göklere çıkarmanın mı riskini göze almalıyız? Insanbiçimcilikle antropoyadsıma arasında bir benzerlik olduğuna ve her birinin de kendine özgü güçlü ve güçsüz yanları bulunduğuna göre, basit bir yanıt söz konusu olamaz.

Oysa, olay evrimsel bir bakış açısından ele alındığında, antropoyadsımanın giderek kuşku götürdüğünü söylemek hiç de yanlış olmaz. Görünüşe bakılırsa, karmaşık ve bildik bir içsel yaşam Georgia’nın yaramazlığına getirilebilecek en pinti açıklama olacaktır.

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler