GeriEkonomi Öncü Doğu Gürsoy: Çok naif ve heyecan verici bir duygu
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öncü Doğu Gürsoy: Çok naif ve heyecan verici bir duygu

Öncü Doğu Gürsoy: Çok naif ve heyecan verici bir duygu

Pure New Media Creative Directorü Öncü Doğu Gürsoy, Kırmızı Ödülleri'yle ilgili yaptığı açıklamada; "Ödül ne kadar prestijli olursa ve ödül veren kişiler ne kadar konusunun uzmanıysa o ödülü alan emekçiler de o kadar gurur duyuyorlar. Aynı zamanda buna ihtiyaçları da var. Kısacası çok naif ve heyecan verici bir duygu" dedi.

Kırmızı Uygulamada Ustalık yarışması Jüri Özel Ödülü ‘nü kazanan, Huawei Türkiye için yaptığınız “Sevgiyle Her Şey Mümkün Dijital Reklam Filmi” isimli çalışmanın hikayesini anlatabilir misiniz? (Nasıl bir brief ile yola çıkıldı, hangi iç görü üzerinden ilerlendi, bulunan yaratıcı fikir nasıl doğdu, tasarım aşamasında neler yaşandı) Huawei ’nin yaklaşımı nasıldı? 

Türkiye pazarına mevcut rakiplerinden daha sonra giren, ilk başlarda yoğun bir şekilde iletişim yapmamış olan Huawei’in, yerel pazarda tüketiciyle duygusal bir bağ kurabilmesi için bir içerik stratejisine ihtiyacı vardı.

Pure New Media olarak bu duygusal bağın kurulabilmesi için birçok marka gibi biz de özel gün iletişimi yapmayı uygun bulduk. Ancak özel günler -özellikle de sevgililer günü- yıllardır birçok marka tarafından fazlaca tüketilmişti.

14 Şubat daha gelmeden; kırmızı kalplerin, minnoş ayıcıkların, demet demet güllerin arasında boğuluyorduk. Farklılaşabilmek adına “anti sevgililer günü” konsepti bile birçok marka tarafından defalarca işlenmişti.

Biz de diğer markaların iletişim stratejilerinden ayrışabilmek adına farklı bir yol çizdik. 14 Şubat’ı özel yapan o kavramın derinine inip tekrar yorumladık.

Öncü Doğu Gürsoy: Çok naif ve heyecan verici bir duygu

Günümüzde daha da değerli bir hale gelen “samimiyet” kavramı, Sevgililer Gününde karşılıksız ve çıkar beklenmeyen “hayvan sevgisinde” vücut buldu. Zira hayvanların insanlara duyduğu sevgi ve bağlılık, insanların insanlara duyduğundan çok daha saf ve samimiydi…

Eğer samimi sevgiden bahsedecek olursak bunu bir oyuncu ya da karizmatik bir sesle değil; hayatını hayvanlara adamış, bu sevgiye en az 4 ayaklı dostları kadar temiz bir yürekle karşılık veren, kanlı canlı “gerçek” bir kişiye ihtiyacımız vardı.

Ankara’da mütevazı bir hayat süren ve insanların bağışladığı mamaları hiçbir karşılık beklemeden ve yağmur çamur dinlemeden sevgili dostlarına ulaştıran Erkan Şahin, tüm samimiyetiyle filmimizin başrolü oldu.

Kendisiyle beraber yola çıktık ve onun sıradan bir gününü kayıt altına aldık. Kendi hikayesini de kendi sesinden dinledik.

Örnek vermem gerekirse işten çıkıp sevdiği kişiyle buluşmaya gitmenin heyecanını herkes yaşamıştır.

Erkan Bey, tıpkı bizler gibi her buluşma öncesi işinden evine gelip “en güzel kıyafetlerini” giyiyor. (Bu kıyafetler, sokak köpeklerini beslerken giydiği çamurlu kıyafetler tabii ki.) “Fiyakalı” arabasına atlıyor (İçi mama dolu, yaralı bir kopeği hastaneye taşırken kazalar atlattığı emektar arabası.) ve “hediyelerini” (Dağıttığı mamaları.) sevdiklerine yani sokak hayvanlarına ulaştırıyor.    

Ve günün sonunda hepimizin yaşadığı “sevdiğiyle buluşma heyecanını” farklı bir şekilde, sadece özel bir günde değil her gün yaşıyor.

Filmde bahsettiğimiz gibi deliye her gün bayramsa Erkan Şahin’e de her gün sevgililer günü.

Jürinin çalışmanızı özel ödüle değer bulmasını sağlayan özellikler sizce neler?

Senaryomuzun içeriğini oluşturan strateji, metnimizin derinliği ve karakterimizin gerçek hikayesi bu ödülü almamızın sebeplerinden olabilir. Aynı zamanda filmimiz; yönetmen İlker Canikligil tarafından küçük bir ekiple ve Huawei Mate 10 Pro’nun kamerasıyla çekildi. Yakaladığımız görüntü kalitesi, sinematografi ve tüm görsel materyaller markanın kendi ürünü olan bir akıllı telefonla çekildiği için jürinin gözünden kaçmadı diye düşünüyorum.

Ancak değerli jüri tarafından, uygulamada ustalık/en iyi dijital film kategorisinde “jüri özel ödülüne” layık görülmesinin en büyük sebebi; senaryonun ruhunun, işlenme şeklinin ve prodüksiyonunun, her haliyle “dijitalin ruhuna” uyuyor olması olabilir.

Gayet cüzi bir medya bütçesine rağmen ciddi miktarda insana organik olarak ulaşabilmemiz ve neredeyse sıfıra yakın olumsuz yorum almamız da ödülü almamızda etkili olmuştur.

Bu anlamda gayet riskli ama heyecan verici bir maceraydı. Müşterimiz de elini taşın altına koyup bu riski ve heyecanı bizimle paylaştı.

Kırmızı’nın sektöre katkısı konusunda ne düşünüyorsunuz? Kırmızı gibi bir yarışma neden olmalı, neden önemli?

Yaratıcılığın ve zanaatkar emeğinin tüm dünyada değersizleşmeye başladığı yıllarda, Kırmızı Ödülleri gibi yaratıcı fikri ve kaliteli zanaatkar emeğini ödüllendiren, benim de başka bir kategoride jürisi olmaktan gurur duyduğum bir yarışmada onore edilmek, tüm çalışma arkadaşlarım için önemli bir motivasyon kaynağı oldu.

Reklam ajansları, ajanslarla birlikte hizmet veren prodüksiyon ajansları, yönetmenler, bu projelerde yer alan yazar, çizer, oyuncu ve birçok farklı zanaat grubundan insanlar -ki ben tüm bu camiayı aynı kandan görüyorum- yaptıkları işi sadece para kazanmak için değil, harcadıkları emeğin takdir görmesi için de yapıyorlar.

Ödül ne kadar prestijli olursa ve ödül veren kişiler ne kadar konusunun uzmanıysa o ödülü alan emekçiler de o kadar gurur duyuyorlar. Aynı zamanda buna ihtiyaçları da var. Kısacası çok naif ve heyecan verici bir duygu.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle