Bunlar sunucu değil artist

Güncelleme Tarihi:

Bunlar sunucu değil artist
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 02, 2006 00:00

Viktor Lazlo ile yaptığı düetle Yunanistan’da büyük başarı kazanan Serhat Hacıpaşalıoğlu, herkesin kendisini sunucu ilan etmesine öfkeli... Kelebek’e konuşan Hacıpaşalıoğlu, "Sunuculuk yapmaya çalışanlar, o kadar çok kendilerini gösterme çabasındalar ki, sunuculuk değil artistlik yapıyorlar" dedi.

Viktor Lazlo ile yaptığınız düet epey ses getirdi.

Türkiye’de herkes meşhur olmak istiyor. Meşhur olmak için tek yolun ya mankenlik ya şarkıcılık olduğunu düşünüyorlar. Bana ilk kez rahmetli Melih Kibar’ın programında söylediğim şarkı sonrasında şarkıcılığı düşünüp düşünmediğim sorulmuştu. Geçmişte böyle bir hayalim de yoktu. O zaman biraz ciddiye aldım. Olcayto Ahmet Tuğsuz’la olan dostluğum, benim müzikteki yönümü belirledi. 2004 yılında Viktor Lazlo ile bir araya gelişim ve "Total Disquise"yi seslendirmem çok kişiyi şaşırttı. Lazlo, bir döneme Sade ile birlikte damgasını vuran bir yorumcu. Dünyanın en iyi birkaç şarkıcısından biri. Çok özel bir sese sahip.

- Bu fikir nereden çıkmıştı?

Ben Türkiye’deki yoz müzik ortamından çok sıkılmıştım. "Ben sizden daha iyisini yaparım" dedim, sonra da söz ve müziği Olcayto Ahmet Tuğsuz’a ait "Total Disquise" ortaya çıktı. Dünyada herkes iyi olan bir şeyi anlar ve kabul eder. Viktor Lazlo da kabul etti, benimle birlikte bu şarkıyı söyledi. Şarkı burada da çok sevildi ama bana asıl kucak açan Yunanistan oldu. Şarkı, orada 2005’in en sevilen 10 şarkısı arasına girdi. Ayrıca 10 ayrı Avrupa ülkesinin listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika’da yılın ümit veren 20 yeni şarkısı arasında yer aldı. Çalışma yurt dışındaki plak şirketlerini harekete geçirdi. Gerçeği söylemek gerekirse Türkiye’deki üç plak şirketi bu şarkının tutmayacağını söyleyerek yapmak istememişti. Yunanistan’daki plakçılar, bu çalışmaya şimdi Olcayto Ahmet Tuğsuz bestesi olan "Chocolate Flavour"ı da ekleyip piyasaya sundular. Hem de bütün Avrupa’da...

- Hacıpaşalıoğlu hayli iddialı bir soyadı. Kimlerdensiniz?

Karadenizli bir ailenin çocuğuyum. Annem de babam da Trabzon-Çaykaralı. Her yerde Karadenizli olduğumu söylemekten gurur duyarım. Deniz subayı İsmail Hakkı Bey’in oğlu olarak 24 Ekim 1964’te Üsküdar’da dünyaya geldim. Babam görevi gereği Türkiye’nin pek çok yerini dolaşmış, ama fedakarlık yapıp bizi yanında götürmemiş. Annemi, ablamı ve beni İstanbul’a yerleştirmiş. Çocuklarının hayatının devamlı değişmesini engellemiş. İlkokulu İcadiye’de bitirdikten sonra Alman Lisesi’ne girdim.

- Alman Lisesi özel bir seçim miydi?

O yıllarda biraz daha farklıydı okullara giriş sınavları... Ben oldukça başarılı bir öğrenciydim. Her lisenin ayrı bir sınavı vardı. Ailem de bana çok güvenmiş olacak ki sadece bu okulun sınavına soktular ve kazandım. Bu kararın faydasını yıllar sonra gördüm. Alman Lisesi’nde çok keyifli geçirdiğim bir sekiz yılım var. Zor okuldu ama bana çok şeyler vermiştir. Almasını bilene çok şey veren bir okuldur çünkü... Bu okul bana bir davranış biçimi, bir hayat görüşü verdi. Hayatta tek başına hareket etme yeteneğini bana kazandırdığını da düşünüyorum.

- Lisedeyken katıldığınız sosyal aktiviteler nelerdi?

Hepsi... Çok başarılıydım ama "inek öğrenci" değildim. Halk oyunları zaten tutkumdu. Lise bitine kadar oynadım. Klasik Müzik Korosu’nda vardım. Halk oyunlarından çıkıp, Mozart’lar, Bach’larla iç içe oluyordum. Dansa çok ilgiliydim. Milliyet Gazetesi’nin Liselerarası Müzik Yarışması’na katıldığımızda ben Alman Lisesi Orkestrası’nın dans grubundaydım. Aynı yarışmanın halk oyunları dalında da Kırım oynamıştım.

- Diş Hekimliği Fakültesi’nde eğitim aldınız, hiç diş çektiniz mi?

Çektiiim! Umarım çok can yakmamışımdır. Diş Hekimliği’ne girişim, Türkiye’de ne yapmak istediğimi bilmememden kaynaklanıyordu. Girdim, severek okudum ve bitirdim, ama meğer benim ilgi alanım medyaymış! İhtisas için Almanya’ya gitmiştim, televizyon işte orada kanıma girdi. Gerçekten her işte bir hayır varmış. Eğer diş hekimi olmasaydım, Almanya’ya gitmeyecek ve belki de televizyonla tanışmayacaktım. 1988’den 1993’e kadar Almanya’da kaldım. Almanya bana çok iyi bir okul olmuştur.

- Askerliği o araya mı sıkıştırdınız?

1990 yılında, hatta tam Körfez Krizi patlamışken, ben bedelli olarak kısa dönem askere gittim. Askerlikten büyük keyif aldım. Bu belki de emekli bir albayın oğlu olmamdan kaynaklanmıştır. O kısa iki ay içinde bile öylesine çok şey öğrendim ki! Askerden tekrar Almanya’ya döndüm. 1993’te televizyonda bir hareket başlamıştı. Birkaç televizyon kanalı ile görüştüm ama hepsi hüsranla sonuçlandı. Onlar için ben bir soru işaretiydim. Moralim bozulmadı dersem yalan olur. Kendimi kaybedeceğimi sandığım bir anda yine ailem yetişti. End Production’ı kurdum. TRT’ye kendimi anlatabilmişim ki, bana kapılarını açtı. Haftada beş gün "Riziko"yu yaptık. 3 Ekim 1994 akşamı ilk kez 19.30’da "Riziko"nun hem yapımcıı hem sunucusu olarak ekrana çıktım.

- Orhan Boran ve Halit Kıvanç’ın izinde olduğunuzu söylemiştiniz! Günümüzde örnek alınacak sunucular var mı?

Halit Kıvanç, Orhan Boran gibi isimler 100 yılda bir gelir. Rahmetli Cenk Koray da çok iyi bir sunucuydu. Ama artık sunuculuk herkesin yapabileceğini sandığı bir iş haline geldi. Şimdi beğendiğim bir sunucu yok! Sunuculuk yapmaya çalışanlar, o kadar çok kendilerini gösterme çabasındalar ki, sunuculuk değil artistlik yapıyorlar! Her eline metin alıp konuşan kişi sunucu değildir.

SPONSORSUZ KALDIK

- 2004’te Yılın En İyi Müzik Festivali seçilen Megahit’i yaptınız. Yeni festivalin hazırlıkları ne aşamada?

Bir ülkenin gerçek olarak tanıtılmasında müzik ve spor kadar etkin bir başka araç düşünemiyorum. Festival işine çok zor koşullar altında, destek almadan başladım. İlkini Aspendos’ta, ikincisini ve üçüncüsünü Fethiye’de yaptık. Bu işin devam etmesi için yerel yönetimlerin destek vermesi, yerel yönetimlere de yerel iş adamlarından yardım gelmesi lazım. Bu yıl çok büyük ilgi var. 20 ülke başvurdu. Ancak şu anda ne bir sponsorumuz var ne de yarışmanın yapılacağı yer belli.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!