Kocatürk ailesiyle keyifli sohbet

Güncelleme Tarihi:

Kocatürk ailesiyle keyifli sohbet
Oluşturulma Tarihi: Kasım 30, 2011 00:00

Kemal & Ayça çifti ile 4 kişilik ailelerini ve "Can" oyununu konuştuk.

Haberin Devamı

30 yıldır tiyatronun içinde yer alıp sayısız oyuna imza atan oyuncu Kemal Kocatürk, bu sezon başarılı oyunu “Can” ile adından sıkça söz ettiriyor. Senaryo, dekor ve rejisi ile seyircisine farklı bir deneyim yaşatan oyununun yanı sıra, aile yaşantısını da konuşmak için Kocatürk çiftinin Sarıyer’deki evine konuk olduk.

İlişkilerini çocuk sahibi olma fikriyle evliliğe dönüştüren Kemal ve Ayça çifti, 10 yıllık birlikteliklerini dünya tatlısı iki kız çocuğu ile taçlandırmışlar. 6.5 yaşındaki Yasemin ile 8 aylık Damla evin neşe kaynakları… Ayça Hanım aynı zamanda İstanbul Devlet Konservatuarı’nda Öğretim Üyesi. 2 çocuğu arasına master ve doktora sıkıştırmayı başaran, aynı zamanda eşinin oyunlarına müzikler hazırlayan bir süper anne. Oyun müziği hazırlamadaki yeteneğini eşinin keşfettiğini söylüyor Ayça Hanım.

Haberin Devamı

Patron-çalışan ilişkisi giriyor mu işin içine?

Kemal: Hiç öyle değil. Çoğu zaman evde hazırlıyoruz işi. Yaratım süreci biraz sancılı geçebiliyor, hemfikir olamıyoruz bazen.

Ayça hanım: Ama çok büyük saygı gösteriyor benim alanıma. Sonuçta bir yönetmen ve oyunu ilgilendiren her konuda bilgi sahibi ve yönlendirme yapıyor haliyle.

Eviniz şehir merkezinden oldukça uzakta. Bu seçimde çocuklarınız olmasının etkisi var mı?

Ayça: Daha önce Teşvikiye’de oturuyorduk. Yasemin doğduğunda buraya geçtik. Depremden kaçmıştık aslında, ben çok etkilenmiştim. Madem çocuk yetiştiriyoruz daha güzel bir alan olsun istedik. Her imkan var bu sitede. Bizim için gidip gelmek zor oluyor işe ama çocuklar için razı geldik. Çocukları korumak için burada olsak da içeride oldukça özgür bırakmaya çalışıyoruz. Şimdilik sıkılmıyorlar ama büyüdükçe nasıl olur bilemeyiz.

Dışarıyı bilmem ama evin içinde oldukça özgür görünüyorlar. Salonu tamamen işgal etmişler :)

Ayça: Bu toplanmış hali. Mümkün olduğu kadar ortalıkta bırakmaya çalışıyoruz. Güvenlik önlemi bile almadık merdivenler için. Biblo gibi şeyler de koymuyoruz çocuklara “Yapma, etme” dememek için.

Kemal: Yasemin’i büyütürken de öyle bir bariyer kurmadık. Yürümeyle birlikte merdiveni öğrendi. O anlamda öğretmek gerekiyor çocuklara.

Haberin Devamı

   

Kocatürk ailesiyle keyifli sohbet
   

Genelde anne ile daha fazla zaman geçirdiği için çocuklar, kriz anında babaya sığınır. Sizde de var mı böyle bir durum?

Ayça: Kemal daha az gördüğü için özleminden kaynaklı daha çabuk indiriyor yelkenleri.

Kemal: Güzel bir şey bu. Eve geldiğinizde size koşan bir kız çocuğunu kucağınıza almanın tadı bambaşka.

 “Şekip amca yine yanlış yapıyor baba!"

Kızınızın sanata ilgisi var mı? 

Ayça: Yasemin’in bale tutkusu var. Bunun yanında müziğe de yatkın. Ben ufaktan piyano derslerine başladım, fazla üzerine gitmeden. Ama bunlardan öte asıl tiyatroya yeteneği olduğunu düşünüyorum. Babasına fazlasıyla hayranlığı var zaten. Mesela konserlerde çabuk sıkılıyor ama tiyatroyu sonuna kadar izliyor. Babasının oyunlarına defalarca gitti ve neredeyse repliklerini ezberledi.

Haberin Devamı

Kemal: Evde ben ezber yaparken o da benim peşimde dolaşıyor sürekli. Arkadaşları ile oynarken onları yönetme isteği de var. “Sen şimdi şu olacaksın, ben bunu yapacağım” gibi direktifler veriyor. Bir gün de gelip “Şiirimi dinler misiniz?” dedi. Benim Can oyunundaki tonlamalarımı kapmış ve öyle bir okudu ki inanamadık. Sonra bunu alışkanlık haline getirdi. Kesinlikle biz yapması için yönlendirmedik, kendi kendine gelişti.

Sizinle provalara da geliyor mu?

Kemal: 3 yaşındayken Adana’daki oyunun hazırlıklarına gelip kaldılar benimle 15 gün. Ayça da yine müzikleri yapıyordu. Yasemin sahnede olup biten her şeyin farkındaydı. Hatta başrol oyuncumuz Şekip Taşpınar’ı gelip bana şikayet ediyordu; “Şekip amca yine yanlış yapıyor baba!” diye. Daha sonra oyunun prömiyerinde Şekip onu sahneye davet etti yönetmen yardımcısı olarak. Yasemin de çıktı sahneye, selamını verip alkışını aldı :)

Haberin Devamı

"Papaz kaçtı oyunu..."

Damla çok küçük olduğundan sormuyorum bile. Henüz emekleyemiyor bile değil mi?

Ayça: Hayır. Yürüteçle oyalanıyor biraz. Bebek kucaktayken yemek vs. yapılmıyor yoksa. Yanınızda biri olunca o bebeğe bakıyor, siz de işlerinizi yapabiliyorsunuz.

Kemal: Sürekli çanta gibi elden ele dolaşıyor zaten.

Ayça: Papaz kaçtı oyunu diyoruz biz. Herkes birine bırakıp kaçıyor “Ben şunu yapacaktım” diye (Kahkahalar).

Keşke ikisini bir arada görebilseydik şimdi.

Ayça: Yasemin burada olsaydı yalnızca o konuşurdu, bize sıra gelmezdi :)

"Tiyatro Kumpanyası bir ihtiyaçtan doğdu"

O halde hazır meydan size kalmışken biraz da Tiyatro Kumpanyası’ndan bahsedelim Kemal bey…

Haberin Devamı

Bu bir ihtiyaçtan doğdu. Yıllar boyunca çok yer dolaştım ve şuna karar verdim ki insanın kendi sözünü, kendi özünden söylemesi gerekiyor. Tiyatro kumpanyası bu kaçınılmazlık arasında, artık mecbur olunarak kuruldu ve bu yolda önce kendi özümden yola çıkarak Can’la başlamalıydım. Can Yücel benim hayatta tutunduğum en büyük şairlerden biridir.

Kendi yazdığım 17 tane oyun var, bir kısmı hayata geçemedi ve bunu aşmanın yolu da korkusuz, fütursuz ve özgür düşüncenin ışığında olabilir. Tiyatro Kumpanyası öyle bir alan olacak diye düşünüyorum. Çok yeni henüz. Bu yaz başında tek başıma kurdum. Uzun zamandır aslında Ayça’yla tartıştığımız bir şeydi. “Geç bile kaldın” diyordu. Haklıymış, Can oyunu bize bunu gösterdi.

Kocatürk ailesiyle keyifli sohbet

Can oyunun yazılma aşamasından bahseder misiniz biraz?

Hayalimde Can Yücel ile ilgili bir iş yapmak vardı zaten ve halihazırda Genco Erkal’ın hazırladığı metni kullanmaya karar verdim. Ondan metni aldım ve okudukça bazı şeyler canlanmaya başladı kafamda. Aslında sözcükleri aynı şekilde dizmişiz ama söyleniş tarzları değişik ya da yürüme biçimimiz farklı ya da göstermeye çalıştığız gösterge farklı.

Biz bu projeye başladıktan yaklaşık iki ay sonra Can Yücel’in mezarına bir saldırı gerçekleşti. Enteresan bir şekilde o saldırıdan sonra araştırdım ve Can Yücel’in 1977 yılında Vatan Gazetesi’nde yazmış olduğu bir köşe yazısına ulaştım. O dönem Deniz Gezmiş’lerin mezarlarına yapılmış saldırılarla ilgili mezar deşmek fikrinden, mezarlık köpeklerine varmış Can Yücel. Ben bunu da eklemek istedim oyuna ve Genco ağabeyden izin aldım.

Bu süreçte Mehmet Güleryüz’ün müthiş bir katkısı oldu. Oyun içinde video desenler size yolculukta elinizi hiç bırakmadan, aslında bir taraftan da oyunun sırlarını açıyor. Bunun yanında Ayça’nın müziği de eklenince seyri doyumsuz haline dönüştü oyun. Bir de şu var ki yalansız, yalın ve harbiden tiyatro dediğiniz bir tiyatro içinde bunu yapıyorsanız, oyun da bu özelikleri taşımalı. Dolayısıyla oyundaki boş mekan, bir tane merdiven ve tek başına bir oyuncu bu düşünceyi destekliyor.

Peki, bu yalınlık kıstasınız ileride sahneleyeceğiniz oyunlarda sizi kısıtlar mı sizce?

Bugüne kadar kısıtlamadıysa bundan sonra da olmaz. Aksine beni daha da açar. Tiyatro ortaya bir şeyler yığıp, bırakıp gitme hadisesi değildir. Tiyatro, ortada yığılmış şeyleri açma, bölüştürme ve tanzim etme meselesidir. Ne kadar yalın olursanız o kadar kolay tanzim edersiniz.

Can Yücel’in söylemlerinden ayrı, dışarıdan bir yorum eklemeyi düşünmediniz mi hiç oyuna?

Can Yücel’in cümleleriyle bunu yapmam lazımdı aksi halde kendi düşüncem üzerinden söz söylemiş olacaktım. Ben kendime ait tek bir sözcük koymadım oraya. Can Yücel bunları yani mezarlık köpeklerini lanetleyebilirdi, o ancak bunu o taş kafalılara göstermeliydi ve çok doğru bir yere oturdu.

Uzun sohbetimiz boyunca güler yüzleriyle bizi misafir eden Kemal&Ayça Kocatürk çiftine, değerli paylaşımlarından ötürü çok teşekkür ederiz. 

Röportaj: Hanife Yaşar

Fotoğraf: Merve Hazinedaroğlu

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!