Stephen Hawking: Şöhretin doruğundaki bilimci

Güncelleme Tarihi:

Stephen Hawking: Şöhretin doruğundaki bilimci
Oluşturulma Tarihi: Nisan 15, 2006 00:00

Günümüzde eğer şöhret internet ortamında adınızın ne kadar sıklıkta yer aldığıyla ölçülüyorsa, o halde Stephen Hawking’i en tepeye yerleştirebilirsiniz. Nitekim Google’da Stephen Hawking yazıp tıkladığınızda karşınıza 1.670.000 yanıt çıkıyor; bu rakam Lady Diana’nınkinden bile kat be kat fazla (540.000)!

Sadece bilgisayar aracılığıyla konuşabilen ünlü fizikçi ve dünyada 33 dile çevrilen ve on milyon kişi tarafından okunan Zamanın Kısa Tarihi adlı kitabın yazarı Stephen Hawking’le Science et Vie dergisi bir söyleşi yayımladı. Bugünlerde hastalığının ilerlediği açıklanan Hawking ile yapılan son görüşmeden bir derleme yayımlıyoruz.

Cambridge’e doğru kendisiyle görüşmeye giderken kelimenin tam anlamıyla olağanüstü bir adamla karşılaşacağımızın farkındaydık.

Görünüşe göre, hiçbir şeyden korkmuyormuş gibi duran birisi... Özellikle de yaşamaktan korkmayan... Doktorlar 1963 yılında kendisine, kaslara komut veren nöronların tahribiyle ortaya çıkan, tedavisi imkansız amyotrofik lateral skleroz hastalığı tanısı koyduklarında en çok iki yıllık ömür biçmişlerdi.

O sıralarda 21 yaşında olan ve Oxford’da doğal bilimlerdeki öğrenimini başarıyla tamamlayan Stephen Hawking, doktorları haksız çıkararak ölmediği gibi, dört çocuk sahibi de oldu.

Ancak Stephen’ın hayatında çok daha başka bir tutku vardı. Kendisi 1993 yılında yayımlanan Kara Delikler’de ne yapacağına daha 13 yaşında karar verdiğini belirterek şöyle diyordu:
/images/100/0x0/55eaee34f018fbb8f89fd620

"Fizik ve astronomi nereden geldiğimizi ve niçin orada olduğumuzu anlama umudu veriyordu. Evren’in derinliklerini keşfetmeyi arzuluyordum."

Kurtarıcısı: Çocukluk düşü

Bedeni kendisinden uzaklaşmaya başladığında Stephen Hawking çocukluk düşünü gerçekleştirmeye başladı: Cambridge’de kozmoloji tezi.

Aynı zamanda, daha sonra karısı olacak ve de Zamanın Kısa Tarihi adlı kitabını adayacağı Jane Wilde’la da tanıştı.

Stephen Hawking hastalığını yenemedi ama hastalığın da kendisini yenmesine izin vermedi. Kendisi halen 63 yaşında ve üç çocuk ve de bir torun sahibi; Jane’den boşanıp hemşirelerinden biri olan Elaine Mason’la ikinci evliliğini de gerçekleştirdi.

Hastalık onu yavaş yavaş hareketsizliğe ve sessizliğe mahkum ettiğinde, çocukluk düşlerine sığınarak hayata tutunmayı başardı. Kozmosun derinliklerini keşfe çıktı: Ceviz Kabuğundaki Evren (2001) adlı kitabında Hawking, Shakespeare’in Hamlet’inde dünyanın vasatlığı karşısında isyan eden genç senyörün sözlerini alır:"Kendimi bir fındık kabuğuna kendimi hapsedip, uçsuz bucaksız uzayın kralı olarak görebilirdim."

Evren’in gerçek doğasını keşfetmek amacıyla da Hawking bu düşünce yolculuğundan önemli kazanımlar elde eder.

Buna göre, örneğin Einstein’ın rölativitesi zorunlu olarak bazı özellikler ortaya koyuyor: Bazı yerlerde Ğyani kara deliklerĞ yerçekimi uzayı ve zamanı o kadar deforme ediyor ki, bu yerler tanımlanamaz hale geliyor.

Ya da kara delikler sanıldığı kadar kara değiller ve çok hafif bir radyasyon yayıyorlar ("Hawking radyasyonu" da deniyor). Kendisi sanki hastalığına karşı sürdürdüğü olağanüstü savaşımında yaşamak ve düşünebilmek için sıra dışı bir kuvvet bulmuştu.

Newton’un kürsüsünde!

Stephen Hawking, Galile’nin ölümünden tam 300 yıl sonra, yani 8 Aralık 1979’da, Cambridge Üniversitesi’nde Newton’a verilmiş olan matematik kürsüsüne layık görüldü.

Hiyerarşik olarak onun bir üstü olan Tim Badley Hawking’le ilgili olarak şunları söylüyor:

"Görevine son derece bağlıdır. Her gün gelir ve departmanın işlerine faal olarak katılır. Fikir verir, eleştirileri formüle eder. Bedeni ona bir şey veremese de karakteri çok güçlü ve mizah duygusu var, düşüncelerini en derinliklere kadar dile getirmekten çekinmez. Kendisi başka insanların yaptığı her şeyi kuşkusuz yapamıyor, örneğin lisans öğrencilerinin derslerine düzenli katılamıyor".

Bununla birlikte, Hawking her salı sabahı bürosunda yapılan toplantılara düzenli olarak katılıyor. Meslektaşı Christophe Galfard, Hawking’in ufuklarını açtığını, müthiş bir sezgiye ve sorunları göz önünde canlandırabilecek şekilde ele alma yeteneğine sahip olduğunu belirtiyor.

Sınırsız evren fikri

Diğer pek çok fizikçi gibi Hawking de, Einstein’ın yerçekimiyle kuantum fiziğini birleştirebilecek bir teori arayışında.

Ancak özellikle de en büyük arzusu Evren’in bir hiçten doğduğunu, ne bir "yaratıcı"nın ne de özel koşulların sonucu olduğunu kanıtlamak.

Fransız öğrencilerinden biri, "Tanrı’nın niçin sorusunu ortadan kaldırdığı düşünülür, oysa Stephen cevap bulmak istiyor. Fiziğe felsefi bir yaklaşımı var" diyor.

Bu hedefe varabilmek için de en uç noktalara götürebildiği modeli, 80’li yıllarda gündeme gelen "sınırsız" bir evren fikrine dayanıyor. Diğer fizikçilerin görüşlerine göre, bu modelin dayandığı matematik henüz kanıtlanamayacak kadar kırılgan. Bununla birlikte, Hawking’in çalışmaları bilim çevrelerinde saygı uyandırıyor.

Kozmolog Marc Lachieze- Rey, Stephen Hawking’in ortalama araştırmacılardan çok daha akıllı olduğunu, son derece ilginç fikirler ortaya koyduğunu kaydediyor. Onun en ateşli savunucuları da kendisini Einstein’la karşılaştırıyorlar.

Thibaud Dumour, Einstein’ın bir dahi olduğunu, Hawking’in ise Einstein olmadığını belirtmekle beraber, yerçekimi, kuantum mekaniği ve termodinamik arasında ilk kez bağ kurduğu için çok önemli bir bilim adamı olduğunu kaydediyor. 1974’teki ışınım ve kara delik teorisinin de büyük bir keşif olduğunu ekliyor.

Nihayet randevu saatinde Stephen Hawking’in odasına girdiğimizde, üzeri denklemlerle dolu büyük bir kara tahta gözümüze çarpıyor.

Konuşma aygıtından yayılan metalik bir ses bize "hoş geldiniz" diyor. Yanına oturuyoruz ve söyleşi başlıyor.

Soruyoruz: "Okurlarımız hep bize iki aynı soruyu yöneltiyorlar: Evren’in dışında ne var ve big bang’den önce ne vardı? Biz de hep aynı yanıtı veriyoruz: Hiçbir şey. Ancak okurlarımız tatmin olmuyorlar. Onları az çok tatmin edebilecek bir yanıtınız var mı?"

Stephen Hawking’in yüzünde tuhaf bir gülümseme beliriyor. Ya da daha doğrusu, hala yapabildiği ender hareketlerden biri olan üst dudağı hafifçe kıvrılıyor. Soru onu eğlendiriyor mu? Gülünç mü buluyor? Kuşkusuz kendisi bu konuda zaten o kadar düşündü ki memnun edici bir yanıt olmadığını biliyor...

Ancak olağanüstü bir çabayla yanıt vereceğini sezinliyoruz. Sonsuz bir sabırla önündeki ekranda bir harf seçip göz kırpıyor. Bip. Gözlüğünün üzerindeki alıcı harfi algılıyor. Ve dakikalar geçtikçe, bip’ler arka arkaya sıralanıyor.

Gerçeküstü ortam

Sanki gerçeküstü bir ortamdayız. Sekreteri Judith elinde bir not defteriyle, her kelimeyi not ediyor. Ara sıra hemşire de gelip ağzını siliyor, kafasını kaldırıyor.

Sanki zaman durmuş gibi. Nihayet bir yarım saat sonra bakışları bizimkine odaklanıp metalik ses sessizliği bozuyor:

"Bazı modern teorilere göre, Evren yüksek boyutsal alanda bir yüzey üzerinde yer alır. Kanımca Big Bang’den önce ne olduğunu sormak Kuzey Kutbu’nun kuzeyinde neler olup bittiğini sormaya benzer. Sadece tanımlanmadığını söyleyebiliriz, hepsi bu."

Hepsi bu mu gerçekten, diye sormaya yelteniyoruz. Yanıt çok kısa. Belki de biz çok fazla şey bekliyorduk.

Stephen Hawking kahin değil. Kendisi, çok uzun ve her dakikası hesaplı üç saatini bize ayırdı. Çok şımardık. Artık ayrılma zamanı geldi. Hafifçe eline dokunuyoruz. Metalik ses, "Bay bay, tanıştığımıza memnun oldum" diyor.

Kampüsten ayrılırken güneşin hiç de ummadığımız kadar parladığını fark ediyoruz.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!