“Play Off’ a karşıyım” ama “Süper Final şahane” (2)

Güncelleme Tarihi:

“Play Off’ a karşıyım” ama “Süper Final şahane” (2)
Oluşturulma Tarihi: Nisan 17, 2012 22:09

“Play Off’a karşıyım” ama “süper finali” sevdim durumu söz konusu ülkede.

Haberin Devamı

Biz de bu “süper final ’in ne olduğunu anlamaya devam edelim.

Bu fikir ortaya atıldığında ilk tepki;

 

“Bu Play Off, bu yıl yaşanan özel durumdan dolayı,ilginin (paranın) azalmaması için ortaya atılan bir buluştur” oldu.

 

Daha sonra;

“Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde play-off yok.” dendi.

Play-off’ u hayatımıza getirenler de gitti.

Sahibi olmayan bir çocuk gibi.

Tartışmadan kabullendik.

Konuşmadan yok etmeyelim.

 

Önce gerçekten bu play off, bizim bu özel yıl için ürettiğimiz bir icat mı?

Ve Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde uygulanıyor mu?

Haberin Devamı

Bakalım…

Maalesef yine tablo ve sayılar…

 

“Play Off’ a karşıyım” ama “Süper Final şahane” (2)

 

Tabloya bakınca verilecek cevap;

Evet doğru;

Futboldaki gelişmişlik seviyesine göre baktığımız zaman Avrupa’nın ilk 6 takımında (İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya, Portekiz, Fransa) Play off uygulanmıyor.

 

Ama play off da bizim, “bu yıla özgü özel durumdan dolayı yarattığımız bir icat” da değil.

Belki bu yıl yaşanan özel durumdan ortaya çıktı ama en azından bizim icadımız değil.

Özellikle bizim seviyemizdeki ülkelerde (Rusya, Hollanda, Belçika, Yunanistan) farklı şekillerde de olsa yaygın olarak kullanılıyor.

                                  *

Ayrıca Avrupa’nın “her yaptığı doğrudur” demek de, doğru değil.

Hele bize uyar mı? diye düşünmeden,” aynısını biz de yapalım” demek hiç değil.

Futboldan örnek verelim;

“Galibiyete üç puan”uygulamasını, Dünya’dauygulamaya başlayan ilk ülkelerden biri Türkiye’dir.

Öncüsüdür.

İngiltere, 1981 yılında “galibiyete üç puan” uygulamasına geçmiştir.

Daha sonra ve sırasıyla, İsrail, Yeni Zelanda ve Türkiye.

Haberin Devamı

Almanya, İtalya, İspanya, Fransa, Brezilya ve Arjantin özetle futbolun devleri, bizden yıllar sonra (7ile10 yıl)kabullenmişlerdir.

O zaman;

“Onlarda yok” diye ret etmeden, “var” diye kabullenmeden;

Komplekse kapılmadan, bize uyar mı? diye düşünerek,

Daha dikkatle incelemeliyiz.

                                       *

Tabloyu inceleye devam;

Süper finali oynatmayan ülkelerin Avrupa’daki temsil ettikleri takım sayısı ilginç.

Genellikle Avrupa’da 7 takım ile temsil ediliyorlar.

Basit bir hesap ile ilk yedi için, 10-12 takım sezon sonuna kadar yarışsa, düşmemek için de 4-6 takım mücadelenin içinde kalsa, sezon sonuna kadar lig heyecanı bitmez.

Daha açık ifadesi ile, “hedefsiz maç sayısı çok azdır”.

Haberin Devamı

 

Bir diğer ilginç nokta da,Avrupa’da 6 takımla temsil edilen ve de play off oynatmayan, Fransa, Portekiz, Ukrayna gibi ülkeler.

Bu ülkelerin ligleri 16 takımdan oluşuyor.

Gene benzer hesap ile, “hedefsiz maç sayısının minimum” olduğu ortaya çıkıyor.

                                       *

Dikkat ederseniz bütün açıklamaların sonuna, “hedefsiz maç sayısını minimuma indirme” gibi bir fikri baş tacı ediyorum.

Gerçekten de benim takıntım bu.

Ne yapmalı bölümünde daha açıklayıcı bir şekilde değineceğim ama bence işin özü;

“Hedefsiz maç sayısını minimuma indirme” olmalıdır.

Hele bizim ülkemizde.

Sakın yanlış anlaşılmasın, derdim, şike teşvik falan değil.

Haberin Devamı

“Konsantrasyon”.

“Maç öncesi konsantrasyonun her takıma karşı eşite yakın olması”.

                                      *

Örnek versek daha şık olacak.

Play Off olmasaydı;

Bence bu yıl Antalyaspor küme düşmüştü.

Tabii ki, sadece tahmin.

Sivasspor, Samsun’da oynadığı son maça hedefi kalmadan çıkacaktı.

Rıza Hoca’nın söylediği gibi belki bazı oyuncuları izin alacak, bazıları transfer öncesi kendini sakınarak oynayacaktı.

Hiçbiri olmasa;

Saha içinde can derdine düşmüş bir takıma karşı bizim için önemi olmayan bir müsabakada aynı dirençle karşı koymak, tabiatımıza uygun değil.

Hatta gelenek ve göreneklerimize ters bile denilebilir.

Biz bunu profesyonellik olarak yorumlayamıyoruz.

Haberin Devamı

Daha ziyade, “Ne derdin var ki böyle oynuyorsun” şeklinde yorumlanıyor.

Hatta iş son son maça kaldıysa, “ayıp” bile denilebiliyor.

Şehirler birbirine küsebiliyor.

                         *

Oysa ki oynadığımız motive olmayan futboldan;

Yakınımızda olmayan, o anda görmediğimiz için üzülmediğimiz bir başka futbolcu arkadaşımızın (bu örnekte Antalya olabilirdi) içi yanıyor…

 

Evet, süper final adil değil.

Ama her maça ayrı değer vermek de adil değil.

Takım seçmek de, maç seçmek de adil değil.

Bence,Türk futbolun en büyük kanayan yarası bu.

Bu yara biraz bize özgü.

Avrupa’da işini bitirmiş takımların hedefi olan takımlarla yaptıkları maçları seyrediyorum. Özellikle basketbolda inanılmaz.

Fenerbahçe Ülker’i işi bitmiş Bilbao eledi.

Hepimiz biliriz ki;

“Ligin sonunda kümede kalmayı garantileyen takımlar sürekli puan kaybederken, düşme hattındakiler acayip puan toplarlar”.

Bunların büyük çoğunluğu, “konsantrasyon eksikliği ve gönül şikesinden” kaynaklanır.

“Kazanılan her puana para” uygulaması ile son yıllarda azaldı ama bitmedi... 

                               *

Yeniliğe karşı incelemeden bir muhalefetimiz var.

“Ben bir itiraz edeyim de ne olur ne olmaz gibisinden”

Ya da değişikliğin arkasında, “çapanoğlu arama alışkanlığı”.

Sanırım yaşanan olayların yarattığı bir deneyim.

Ya da, kolaycılık.

Neden olduğunu bilmiyorum ama var bu.

Gençlerin de bu şekilde düşünmesi içimi acıtıyor

.

Özellikle üniversiteli gençlerin;

“İrdelemeden ret etmesini”,

“Hesap makinesi ile mi seyredeceğiz “ demesini,

“Bitmiş bir ligi bir daha oynuyoruz” demesini,

Yadırgıyorum.

 

“Topla, çarp, aç parantez, kapa parantez” diyenlere;

Sanki anlaşılmamış sanıp, anlatmaya çalışıyorum.

“Zor bir matematik yok burada, puanlar ikiye bölündü ve lig devam ediyor”

Diyorum.

Biliyorum komik oluyor.

“Bitmiş bir ligi bir daha oynuyoruz” diyenlere;

Sanki bilmiyorlarmış gibi,

“Oyunun kuralları, oyun başlamadan kondu. İtirazını lider olmadan yapmalıydın”

Diyorum.

Biliyorum komik oluyor.

                             *

“Bu kadar matematiğin futbolda ne işi var”

Diyenler en azından yukarıdaki tabloda Türkiye’nin puanına baksınlar.

35.575 Allah Allah !!!

Birde yazı ile yazalım.

Otuzbeşbinbeşyüzyetmişbeş.

Böylesine sayı nasıl oluştu.

Fazla rakama boğmamak için yazmadım.

Son beş yılın puanları toplandı öyle oluştu.

Her yılın puanın oluşması ise, Avrupa’da temsil eden takımlarımızın her birinin getirdiği puanlar ve oynadıkları ligin ağırlığı ile çarpıldı öyle oluştu.

Yani hesap; hayatın her alanında olduğu gibi futbolda da var.

                       *

Bu gerçeği bilmemize rağmen,

Hatta takımımızı çalıştırırken, en bilimsel yöntemleri deneyip,

“Topla çarp, böl, nerden çıktı bu play offdemek,

Olmuyor.

Çünkü lider böyle söyleyince,

Yanlış, katlanarak büyüyor.

 Medyanın en saygın mensupları, pırı pırıl genç beyinler, hep birlikte tekrar ediyor;

 

“Topla çarp, böl, nerden çıktı bu play off”

 

                       *

Yapmayın gözünüzü seveyim.

Hepi topu ligde aldığımız puanları ikiye böldük, çok mu zahmetli oldu.

Bu işlemi yapamaz isek;

“Sahada oynayan futbolcumuzun koştuğu mesafeyi, performans analizlerini inceleyip, form durumunu organize edecek, formayı dağıtacak hocaya, 300 milyon Türk Lirası değerindeki takımımızı nasıl emanet ettik”

 Diye sorma hakkım doğmaz mı?

 

Yapmayın.

Yanlış yerlere yönlendirmeyin çocukları.

Süper finali tartışalım.

Ülkemize yararlı mı bakalım.

Ama bugün ki konumumuza bakmadan bakalım…

                   *

“Play Off’a karşıyım ama süper final fena değil”

Devam edecek…

Bugün, Avrupa’da durum nedir,

“Matematik tadımızı kaçırıyor mu?”

Bunları yazdık.

 

Devamında;
Zararları nelerdir?
Yararları var mıdır?
Önümüzdeki yıllarda oynayalım mı?
Adalet mi? Para mı?
İkisi birden olsa nasıl olur?

Gibi sorulara yanıt bulmaya çalışacağım.
Tabii ki, bu işin asli oyuncusu hiç olmamış birinin gözü ve kalemi ile…

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!