GeriKelebek Yeryüzünde 3 şey insanın ayağını yerden keser: Puro, aşk, motosiklet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    3
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeryüzünde 3 şey insanın ayağını yerden keser: Puro, aşk, motosiklet

Karşımda ‘Çin Seddi’ duruyor. Kötü benzetme de değil. 78 kilo, 1.90 boy. Kendi çapında bir duvar sayılabilir. Ama aşması zor değil! İddia edildiği gibi, Başbakan’ın başdanışmanı olarak Başbakan’ı herkesten kaçırdığı, görüşmesini engellediği doğru değil. En azından o böyle söylüyor. O kim mi?

O, Ömer Çelik... Prototip AKP’li nasıl olur bilmiyorum ama onlardan değil! Prototip bir siyasetçi gibi de değil. En önemli özelliklerinden biri, özgürlükleri korkuların önüne geçirmeye çalışan biri olması. Bu yönüyle şaşırtıcı biri olduğunu itiraf etmeliyim. Ve bilgili. Üstelik bilgisini sunma konusunda ‘timing’i iyi. Ne insanın gözüne sokuyor ne de çok geride tutuyor. Bilgisini tam kıvamında kullanıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim, akademisyen. Siyaset bilimi doktorası yapıyor. Yakın zamana kadar köşe yazarıydı, ‘ağır’ köşe yazıları yazdı. Ciddi ve teorik. Allah’tan konuşurken öyle değil. Tane tane, akıcı. Ne söylediği anlaşılıyor. Adana Milletvekili. Hemşehrim yani. Bakımlı bir Adanalı. Teşbihte hata olmaz Zegna gömlekleri ve Gucci takımları üzerine çektiğinde, Başbakan’ın siyasi danışmanı gibi değil de, bir futbol kulübü başkanı gibi duruyor. Çok havalı. Bunun da farkında. Ama benim en önemsediğim özelliği, motorlu adam olması... Siz istemez misiniz, Meclis’e her gün Harley Davidson ya da BMW motoruyla giden değişik, farklı bir milletvekili? Ben isterim. Motosiklet kullandığını duyduğumda, ‘Bunu mutlaka görüntülemeliyiz’ dedim. ‘Bir gün inşallah’ dedi. ‘Hayır, hayır yarın!’ dedim. Ertesi günü Alya’dan izin alıp, Ankara’ya tekrar geldim...

Şu an bulunduğunuz konumdan yüzde yüz mutlu musunuz?

- Tabii ki değilim. Bundan sonra bulunacağım hiçbir konumdan da yüzde yüz mutlu olacağımı zannetmiyorum...

Nedir hayatta daha fazla istediğiniz?

- Benim bir konum elde etme hırsım yok ama hayatı daha çok anlamak, daha çok kavramak gibi bir derdim var...

Anlayıp kavrayınca ne olacak?

- Okuduğum her satırın, dinlediğim her müziğin, içime çektiğim her nefesin, gördüğüm her güzelliğin tadına daha fazla varacağım!

İktidar sahibi birinin danışmanı olmak nasıl bir his?

- İktidar sahibi birinin danışmanı gibi hissetmiyorum kendimi. Ortada Türkiye için düşünülmüş bir proje var, bu projenin yürütülmesini sağlayan bir siyasi hareket var, bu siyasi hareketin bir lideri ve kadrolarının bir karar mekanizması var. Ben bu karar mekanizmalarına bir şekilde katkıda bulunmaya çalışan biri olarak görüyorum kendimi...

‘Kendim için bir şey istiyorsam namerdim, varsa yoksa partim’ mi diyorsunuz!

- Yok canım. Kendisi için doğru şeyleri isteyemeyen insanların başkalarına faydası olmayacağını düşünürüm ben...

‘İktidarın bodyguard’ı olarak eleştirilince neler hissettiniz?

- Onların baktığı yerden gerçeklik öyle gözüküyor olabilir. Hiçbirimiz gerçekliği kendi baktığımız yerden tümüyle kuşattığımızı söyleyemeyiz. Ama beni iktidarın ‘bodyguard’ı olarak nitelendirmek biraz gülünç. Ben bir şey önerip sahanın dışına çıkan biri değilim, bizzat siyasi sorumluluk sahibiyim...

Bu tür eleştirilere üzülüyor musunuz?

- Üzülüyor muyum üzülmüyor muyum bunu bile düşünmüyorum. Vakit kaybı. Ben işime bakıyorum. Bir de Kazancakis’in sözünü hatırlıyorum: ‘Bağırmayın, acılarınız azalmaz!’

İktidarın başdanışmanı olmak yerine bizzat kendisi olmak ister miydiniz?

- Bizde iktidar kavramı çok kategorik algılanıyor. Bir makam arabası ve üç koruma eşittir iktidar zannediliyor. Oysa iyi bir restoranın emsalsiz bir aşçısı da bir iktidara sahiptir. Yani geniş bir yerden bakıyorum ben iktidar kavramına. Göreceli bir şey. Neredeyse aklım ermeye başladığından beri iktidar kavramı üzerine kafa yoruyorum, o yüzden siyaset bilimi okudum.

Bu siyasetçilere özgü bir şey mi? Lafı çevirip çevirip karşısındaki insana ‘Bir dakika ya, ben ne sormuştum?’ dedirtmek...

- Benim gibi laf çeviren bir siyasetçi varsa, ben de tanışmak isterim doğrusu!

Bazıları 1. değil de 2. adam olmak için doğmuştur...

- Bende ne 1 ne 2 ne de 3. adam gibi bir kategori var. O anda hangi işi yapıyorsam, o işin adamıyım. Her işi de iyi yaparım!

Peki danışmanlar tam olarak ne yapar? Bazılarına göre hiçbir şeyi yapmayan adamdırlar ya...

- Bizde karar sürecine katkı sağlayan arkadaşlarımız danışmanlık yapıyorlar... Aklınıza gelebilecek her türlü politik, ekonomik ve kültürel sorunla ilgiliyiz...

Artık saklamaya gerek yok, isimler ortalığa döküldü. Nazlı Ilıcak’ın haklı olduğu herhangi bir nokta var mı: ’Başbakan’ın çevresine set koyuyorlar, onu ulaşılmaz kılıyorlar, put haline getiriyorlar, yıkılmasını kolaylaştırıyorlar...

- Bu eleştiriyi dikkate bile almadım. Şunun bilinmesi gerekir: Başbakan’ın isteği dışında herhangi bir oluşum, herhangi bir tavır, herhangi bir duruş ortaya çıkamaz. Çeşitli konulardaki fikirlerimizi sayın Başbakan’a olabilecek en açık biçimde söyleriz ama en son kararı hep o verir. Dolayısıyla, meşru bir takım talepleri engelleyen, Başbakan’ın çeşitli insanlarla iletişimini bozan bir örgütlenme mümkün değildir. Başbakan’ın mesaisinin büyük bölümü zaten bu kabullerle geçiyor. Engelleme, birinin önünü kesme, söz konusu bile olamaz.

Siz bu göreve gökten zembille mi indiniz?

- Yok, hayır. Yeni Yüzyl gazetesinde köşe yazıyordum. Tayyip Bey’in de belediye başkanlığının son yılıydı. İstanbul Belediyesi sık sık sempozyumlar düzenliyordu. Bir sempozyuma beni de davet ettiler. Tanıştık. Benim telefonumu aldı, ben onun telefonunu aldım, o günden beri görüşüyoruz.

Ne zaman ‘Gel benim danışmanım ol’ dedi...

- Böyle bir konuşma hiç geçmedi aramızda. O tanışıklıktan sonra çeşitli siyasi konularda konuşa konuşa böyle bir şey kendiliğinden oldu.

Kahrolur musunuz bu görev elinizden alınırsa?

- Yok canım. Ne zaman bir konumu kaybetmişsem, o bana daha büyük bir kazanç olarak dönmüştür...

Oldu mu böyle şeyler?

- Tayyip Bey’le fazlaca beraber oluyorum diye üniversitede hakkımda soruşturma açılacaktı, ben de istifamı verdim. Dönüş yolunda hissettiğim şuydu: Şimdi ruhumun en özgür olduğu zamanlardan biri...

TAYYİP ERDOĞAN BİRİLETİŞİM SİHİRBAZIDIR

Başbakan konuşmalarını kendi mi yazar?

- Hiçbir Başbakan konuşmalarını kendi yazmaz. Ama konuşmalarla ilgili söyleyecekleri olur: ‘Şu girsin, bu girsin. Şöyle bir tavır alalım.’ Yönlendirici kendisidir...

Peki metinlerin redaksiyonlarını siz mi yaparsınız?

- Yaptığım oluyor...

Şu kelimeleri kullanmayalım, onun kelimesi değil gibi şeyler...

- Tabii tabii. Sayın Başbakan’ın bir duruşu, bir üslubu var. O üslubu, o duruşu mutlaka gözetiyoruz. Zaten onun ötesinde bir şeyi de Başbakan okumaz...

Onun hitabetini nasıl buluyorsunuz?

- Bir iletişim sihirbazı olduğunu düşünüyorum. Yasaklı olduğu ve akabinde partiyi kurmaya çalıştığı zamanlarda kendisine bazı meşhur iletişimciler, iletişim ve imaj danışmanlığı vermek istediler. Fikrimi sordu. Kendisine en büyük gücünün doğallığı olduğunu söyledim. Hatta iletişimcilerin onda eleştirdiği tarafların halk nezdinde onu üstün kılan tarafları olduğunu... Yürüyüşünü eleştiriyorlardı, Kasımpaşalı gibi konuşuyor diyorlardı. Oysa onların eleştirdiği bu şeyler, halk nezdinde onun sahiciliğinin ifadesi olarak algılanıyordu.

Başbakan’ın yabancı dil sorunu nasıl çözülüyor?

- Onun konuşmalarını tercüme eden arkadaşlarımız var. Başta bu meselenin çok büyük sorun olacağı düşünülüyordu. Hiç olmadı. Başbakan gerçekten beden dilini çok iyi kullanan birisi. Doğrudan iletişim kurabiliyor.

KADINLAR HAKKINDA

4 Siyasetçilerin kadınlar hakkında konuşmasını değil, konuşmamasını haber yapmak lazım...

4Bence erkeklerin bilmesi gereken bir şey var: Bir sohbette kadınlar neyi talep ediyorsa, onu konuşacaksınız. Dümeni kesinlikle onlara bırakacaksınız. O zaman, o yemeğin de o gecenin da tadına doyum olmaz!

4Kadınların neyi niçin beğendiği ve neyi niçin düşündüğü bir erkeğin idrakinin yetmeyeceği bir şeydir. O sebeple kadınları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Halil Cibran’ın bir şiiri var diyor ki: ‘Kadın ve erkek iki ayrı sütunsunuz. Birbirinizden çok ayrı giderseniz tavan düşer. Çok yapışırsanız da tavanı taşıyamazsınız. Bir şekilde bağlanacaksınız ama ayrı durmayı da bileceksiniz...

4Kabul etmek lazım ki, erkeklerin hayata bakış biçimleri çok standart ve sıkıcıdır. Erkek olmanın sıkıcılığını yegane gideren şey de kadınların varlığıdır...

4Hiçbir şey, bir erkek istiyor diye olmaz. Ne arkadaşlık ne aşk ne de evlilik. Erkek hazırdır ya da değildir. Süreci belirleyen, sonucu tayin eden hep kadındır.

AŞK, BOYACI KÜPÜ DEĞİL SIK SIK İÇİNE DÜŞÜLMEZ

Aşklarınızı nasıl yaşıyorsunuz bu trafik içinde?

- Schopenhauer’in bir lafı var: ‘Hayatı yaşamak kadar saçma bir şey yok, bırakın hayat sizi yaşasın!’ Bir erkek hiçbir zaman ben şöyle bir aşk yaşıyorum demez. Bir aşk onu yaşamaya değer buluyorsa, onu yaşar...

Sizi yaşamaya değer bulan aşklar var mı?

- Bu yaşa kadar olmuştur.

Olmuştur ne demek...

- Oldu tabii.

Ama bu aralar aşkın içine düşmüş değilsiniz...

- Zaten bu boyacı küpü değil! Aşk kelimesi köken itibariyle zehirli sarmaşık demek. Bir insanın hem çok istediği hem de onu çok yaralayan bir şey. İsteklerimizle bir yarayı taşıyabilme gücümüz arasında denge kurmaya her zaman hazır olmalıyız. Daha doğrusu bizi böyle bir denge kurmaya hayat her zaman layık görmez. Gördüğü anda, aşk olur. Ama bu herhalde insanın başına bütün bir hayatı boyunca bir iki kez gelir. Üç kereyi geçmez. Aşk, ağır meseledir.

Taksitle Harley almak ister misiniz?

Kaç tane motorunuz var?

- Üç tane: Harley Davidson, BMW Cruiser, bir de arazi için Dakar...

Peki mecliste kaç tane motorcu milletvikili var?

- Hiç rastlamadım... Benden başka yok galiba...

Motosikletle fotoğrafınızı çeksek...

- Olmaz...

Arkada ben oturacağım, belinizden size sarılacağım... Şahane olur!

- Başka bir zaman inşallah...

Yok, yok çok iyi fikirmiş.... Ben yarın yine geliyorum Ankara’ya. Artık beni kırmaz o fotoğrafları çektirirsiniz... Ne zaman başladı motor sevdanız?

- 12, 13 yıl oldu...

Meclise hiç motosikletle gittiniz mi?

- Hayır ama gitmeyi düşünüyorum. Takım elbisenin üzerine tulum giyip...

Müthiş olur! Tulum çıkacak, siz şu üzerinizdeki Gucci takımınızla kalacaksınız, elinizde kask meclise doğru yürüyeceksiniz...

- Enteresan bir özgürlük aslında... Yeryüzündeyken insanın ayağını kesen üç şey var: Puro, aşk ve motosiklet...

Gömleğiniz Zegna, takım elbiseniz Gucci, motosikletiniz Harley Davidson, pahalı zevkleriniz var... Çok mu zenginsiniz?

- Hayır. Motosiklet dediğiniz şey zaten çok da pahalı değil. Üstelik artık 20 taksitle motosiklet alabiliyorsunuz. Size de bir tane alalım mı?

Valla, çok iyi olur!

- Bir haber vardı gazetede, okudunuz mu: Harleyciler kolay Harley alabilsin diye taksitlendirme yaptılar. Artık elektrik süpürgesinden daha kolay alabiliyorsunuz. Ama tabii Harley’den Harley’e fark var, 100 bin dolara olanlar da var, benim bindiğim gibi makul fiyata olanlar da...

Aileden mi varlıklısınız siz?

- Hayır. Benim babam bir işçidir. İşçi emeklisi. Babam ilkokul, annem lise mezunu. Bizde terstir. Mücadeleci tarafımı babama, entelektüel tarafımı anneme borçluyum!

Ve olay Adana’da geçiyor...

- Tabii, tabii. Biz yaklaşık 300 senedir Adanalıyız.

ERDOĞAN RASYONEL BİR KADERCİ

En yakınlarından birisiniz. Gözlemleme imkanı bulmuşsunuzdur, Başbakan’ın bilmediğimiz bir özelliğini söyleyin...

- Karar alırken bir tavrı var, ben çok etkileyici buluyorum. Mesela ortada müdahale edebileceği bir konu var. Suyun akışını istediği yönde değiştirebilir. Böyle bir fırsatı varken, o bunu tercih etmez. Kişiler arasındaki ilişkileri ve süreçleri olgunlaşması için kendi haline bırakır. oysa bu doğallık içinde hoşuna gitmeyen şeyler de yaşanabilir. Buna rağmen müdahale etmez. İnsanlarla olan iletişiminde onların özerk alanlarına girmemeye özen gösteriyor. Bunu gözlemliyorum. Bir de olayların tabiatına güveniyor...

Ne bu? Kadercilik mi?

- Yok, rasyonaliteyle kaderciliğin sentezi. Kaderci rasyonalizm diyebiliriz ya da rasyonel kadercilik...

Başbakan sizinle sırlarını paylaşır mı?

- Bildiğim sırları vardır. Mutlaka bilmediklerim de vardır.

Onu görünce ceketinin önünü ilikleyenlerden misiniz?

- Bu, saygının ve yapılan işin tabiatı gereğidir...

O sizde en çok neyi seviyor?

- Bilemem.

‘Yaşa! Bu şahane fikir de çıktı... Helal olsun sana...’ filan demez mi?

- Hayır...

Cimri midir iltifat konusunda...

- Doğru yapan insanları kuşkusuz takdir ediyor. Arkadaşlarımızı takdir ettiğini çok duydum, ama kendimle ilgili hatırlamıyorum...

Başbakanlar da Hollywood starları gibi parasız mı dolaşırlar? Gerekirse yanlarındaki insanlardan alıp, sonra onlarla mı hallederler?

- Bir harcama yapacaksa, ekibinde onu ödeyecek biri her zaman hazır ve nazırdır. Buna rağmen Başbakan, kendi cebinden çıkartıp ödemeyi daha çok seviyor.

Sizin her an her şeyi yapabilecek bir yapınız var. Yanılıyor muyum? Beklenmedik şeyler yapabilecek bir İkizler misiniz?

- Özel alanda yaparım. Ama kamusal sorumluluğum içinde yapmam.

Şaşırtmazsınız yani Başbakan’ınızı?

- Hayır.

AKP’LİLER LABORATUVARDA ÖZEL OLARAK ÜRETİLMEDİLER

Benim bildiğim kadarıyla Cohiba purosu içiyorsunuz. Puro, hayatı iyi yaşayanların simgesidir. Hedonist misiniz?

- Benimki meşakkatlerle çerçevelenmiş bir hedonizm...

O nedir ayıptır sorması!

- Sorumluluk sahama düşmüş bir görevi, büyük bir konsantrasyonla, hatta kendimi hırpalayacak kadar iyi yaptığımda kuşkusuz zevkli bir vakit geçirmeyi hak ederim... Mesela bir puro yakarım...

Peki içki?

- İçki içmek çok olağanüstü bir şeymiş havasına sokuluyor. Oysa, son derece doğal, herkesin yaptığı bir şey. İkide bir sorulmasını anlamsız buluyorum... Hani şu olsa anlayacağım: Biri çıkıp ben evimde içki üretirim dese bu haber konusu olabilir ama içki içen de içmeyen de hiçbir şekilde haber konusu olmayacak bir iş yapıyor...

Öyleyse AKP’liler içki içmez diye bir kural yok...

- Onlar da nihayetinde bu toplumun içindeki insanlar. Gökten zembille inmediler. Laboratuvarda da özel olarak üretilmediler... İçeni de vardır, içmeyeni de... Bu konuda bir şey söyleyemem. Milletin ne yiyip içtiği de beni hiç ilgilendirmiyor...

BAŞBAKAN HADİ GEL SENİ EVLENDİRELİM DİYOR

Kaç yaşındasınız?

- 68 doğumluyum.

Hiç evlenmediniz mi?

- Hayır.

Peki düşünmediniz mi?

- Valla, bu soru bana saçma geliyor. İnsanlar ya evli olur ya da olmaz. Düşünülerek verilmez bu kararlar. Etrafımda herkes yerleşik düzene geçmiş durumda. Üzerimde öyle bir baskı var: ‘Hadi gel seni evlendirelim...’ Sayın Başbakan bile söylüyor...

Kendinize koyduğunuz bir süre var mı?

- Çok ahlaksızca buluyorum, 40 yaşında evleneceğim filan demeyi. İki sene sonra şurada bir inşaat yapacağım demek gibi bir şey...

Çok kadın arkadaşınız var mı?

- Var tabii. Erkek arkadaşım olduğu kadar kadın arkadaşım da var...

Kız ardaşınızla bir resepsiyona gidebilir misiniz? Yoksa evli olmadığınız için hoş karşılanmaz mı?

- Gitmem. Yemek yerim, sinemaya giderim, ama resmi bir resepsiyona gitmem. Bunu doğru bulmam...

Flört etmekten hoşlanır mısınız?

- Şimdi bu kavram...

Aşıyor mu AKP’lileri...

- Türkiye’de kamusal iş yapan herkesi aşıyor!

Peki sormamış farz edin...
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle