Yaşları 18-30 arasında Meslekleri ve paraları var ama hálá aileleriyle yaşıyorlar

Güncelleme Tarihi:

Yaşları 18-30 arasında Meslekleri ve paraları var ama hálá aileleriyle yaşıyorlar
Oluşturulma Tarihi: Kasım 11, 2007 00:00

Birkaç hafta önce, tam İtalyan parlamentosunda 2008 bütçesi tartışılırken, Ekonomi Bakanı Tommaso Padoa-Schioppa ortalığı karıştıran bir yasa tasarısı ortaya attı: "30’larında olup da hálá aileleriyle yaşayan İtalyan erkeklerini evden dışarı çıkarmalıyız. O yüzden ev kiralayan 20-30 yaş arası İtalyanlara bin Euro’luk vergi indirimi uygulansın ki harekete geçsinler!" Birçok kimse bunun popülist bir yaklaşım olduğunu ve pratikte uygulanamayacağını söylese de genç nüfusun yüzde 82’sini oluşturan "koca bebeklerin" (Bamboccioni) bir soruna dönüştüğünü kabul ediyor.

Dünyanın en prestijli üniversitelerinden London School of Economics’te öğretim görevlisi Marco Manacorda ve Kaliforniya Üniversitesi-Berkeley’den Enrico Moretti bu sorunun ekonomik yönlerini araştırmaya 5 yıl önce başladı, geçen yıl bitirdi. Sonuçlar hem İtalyan Ekonomi Bakanlığı’na sunuldu, hem de Journal of the European Economic Association dergisinde yayınlandı. "Niye Genç İtalyan Erkeklerinin Çoğu Ebeveynleriyle Yaşıyor?" başlıklı bu araştırmaya göre bu sorun İtalya’ya ya da İtalyan erkeklerine değil, bir kuşağın tüm cinslerine özgü. Ekonomik ve sosyal boyutlarıyla "koca bebek" fenomenini inceledik, Türkiye’deki koca bebeklere "Madem işiniz gücünüz var, yaşınız da kemale ermiş. Niye hálá anne-babanızın evinde yaşıyorsunuz?" diye sorduk.

Çağla Şıkel (28) Manken
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f8811192

ONLARIN VERDİĞİ GÜVENE İHTİYACIM VAR

Hayatımda hiç ailemden ayrı yaşamayı düşünmedim, bunu istemedim. Çünkü onların yanında çok mutluyum, hayatımı hiçbir kısıtlama olmadan yaşayabiliyorum. Tabii ki eve çok geç geldiğimde "Neredeydin?" diye soruyorlar. Ben de açıklıyorum, "Bu her zaman olan bir şey değil, böyle bir durum var" diye. Hem bu sorunun bana sorulmasından da memnunum, yoksa hiçbir zevki kalmaz benim için. Gözlerinin üzerimde olması beni mutlu ediyor. Eve döndüğümde yalnız kalmayacağımı, bir sıkıntı yaşadığımda onların yan odada olduğunu bilmek bana güven veriyor. Hayatta bu güvene ihtiyacım var. Zaten bir gün evlendiğimde onlardan ayrılacağım, ne diye onlarla geçireceğim zamanı kısaltayım?

Murat Ilgın (31) Gümrük komisyoncusu, ressam

EVLENENE KADAR ANNEMLERLEYİM ÇÜNKÜ DÜZENİ SEVİYORUM
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f8811194

Hem gümrük komisyonculuğu hem de ressamlık yapıyorum. Maddi açıdan ayrı bir evde oturma imkánım olmasına rağmen ailemle yaşamayı tercih ediyorum. Evlenene kadar da bu böyle olacak. Çünkü düzeni seviyorum. Yemek yapılsın, çamaşırlar yıkansın, ütülensin... Bu işleri onların üstüne yıkıyorum gibi düşünmeyin, onlara yardım da ediyorum. Ama oturmuş bir düzenin içinde olmak başka bir şey.

Baran Bireş (28) Reklamcı

5 YILDIZLI BİR OTELİN MÜŞTERİSİ GİBİ YAŞIYORUM

Işık Lisesi’nin ardından Mimar Sinan Grafik Bölümü’nü bitirdim. 2004’ten beri çeşitli reklam ajanslarında art
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f8811196
direktörlük yapıyorum. Üniversitede okurken ailemden ayrı bir eve çıkmayı düşündüm ama bizimkiler razı olmadı. Okul bitti, işe girdim. O zaman dedim ki zaten askere gideceğim, kazandığım parayı biriktireyim de askerden dönünce rahat rahat bir eve çıkarım. Şimdi gayet iyi para kazanıyorum, ayrı bir evde oturabilirim ama bizimkiler yeni bir mazeret buldu: Oğlum niye kiraya çıkıp el alemin evine para vereceksin. Biraz daha dur, para biriktir, kendine ev al! Bütün bu mazeretler de işime gelmiyor değil çünkü evde çok rahatım. Sabahları annem kalkar kahvaltı hazırlar. Üstelik akşamdan sipariş alır. Omlet derim omlet yapar, patatesli yumurta olsun anne derim, taze sıkılmış portakal suyuyla masamda hazır olur. Çamaşırlarım yıkanıp ütüleniyor, odam tertemiz... Evin tüm giderleri; elektrik, su, mutfak, digitürk, hepsi babama ait. Resmi işlerle de hiç ilgilenmiyorum. Bir kurumla karşı karşıya kalındığında muhatapları babam. Oy pusulası mı almak gerekiyor ya da bir yere başvurmak için muhtardan ikametgáh sureti mi alınacak, hepsini babam hallediyor. Ya da mesela bir arkadaşımla konuşuyorum, bir saat içinde Taksim’de ol diyor. Arabayı almak istemiyorum çünkü içki içebilirim. Ya, baba sana zahmet olacak ama beni bir Taksim’e atar mısın diyorum. Hemen pijamalarını çıkarıp arabaya atlıyor.

Evde hakimiyet de bende. Annem dizi seyretmek ister, babam spor programlarını. İkisi de seyredecekleri şeyden feragat ediyor çünkü DVD aldım, onu izleyeceğim diyorum. Peki diyorlar. Üstüne üstlük yarım saat sonra kapıyı çalıp oğlum kahve ister misin diye soruyorlar... Bu şartlar bırakılır mı? Ailem bana süper bir hayat sunuyor, bir bakıma rüşvet veriyor. Ben de seve seve kabul ediyorum. Ama tüm bunların bireysel gelişimimi kötü etkilediğini, kendime güvenimi azalttığını biliyorum. Çünkü şu anda hayatta hiçbir şeyle uğraşmıyorum. Yapabilir miyim onu bile bilmiyorum. Evlenmeyi ve aile kurmayı da düşünmüyorum aslında. O sorumluluk gözümde büyüyor. Şimdi hizmet edilen kişiyim, 5 yıldızlı bir otelin müşterisi gibi yaşıyorum ama çocuğum olduğunda ister istemez hizmet eden rolüne geçeceğim, bizimkiler gibi olacağım. Bu beni korkutuyor.

Anne Görsen Bireş (54) Ev hanımı

BÜTÜN HAYATIMIZI ONA GÖRE PLANLIYORUZ KENDİNE BİR EV TUTSA DAHA İYİ
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f8811198

Düş Yakamızdan adlı filmde, aile birlikte yaşadıkları oğullarını evden çıkarmak için bir kız buluyordu. Keşke Türkiye’de de böyle işler yapan birileri olsa da, Baran’la tanışsa, kendine ait bir hayat kurması için onu motive etse diye hayal etmiştim. Gönlümden Baran’ın artık bir aile kurup evden ayrılması geçiyor. Çünkü son zamanlarda beni rahatsız eden huyları var. Eve çok geç geliyor. Saat 5’te bir uyanıyorum, bakıyorum ayakkabıları yok, film kopuyor bende. Onun için diyorum ki gitsin kendi evinde nasıl yaşayacaksa yaşasın, ben görmeyeyim daha iyi.

Bir de şu anda hayatımızdaki her şeyi Baran’a göre ayarlıyoruz. Yazlığa normalde haziranda giderdik, şimdi mayısta gidiyoruz ki ev Baran’a kalsın, yalnız başına rahat etsin. Onun yüzünden sürekli geziyoruz yani. Kültür turlarının müdavimi olduk. Kapadokya, Safranbolu dolaşıyoruz, sırf o yalnız kalsın evde diye. Çünkü bir yerden sonra çatışmalar çıkıyor. Kulağımız duymuyor diye televizyonun sesini açıyoruz, paşa rahatsız oluyor. Teknolojiden çok anlamıyoruz diye kızıyor. İlla nikah, düğün dernek olsun demiyorum ama gitsin birileriyle hayatı paylaşsın, bu yaşta yapılması gereken şeyler bunlar.

Baba Tahir Bireş (57) İşadamı

ONU O KADAR RAHAT ETTİRİYORUZ Kİ HERHALDE GİTMESİNİ İSTEMİYORUZ
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f881119a

Bizim kuşağın şöyle bir özelliği var: Maddi ve manevi çok zorluk çektik. Hiç unutmam, evlendikten sonra eşyaların taksitlerini ödemek beş yıl sürmüştü. Bu yüzden hayatta hızla para kazanıp egolarımızı tatmin etmeyi hedefledik. Parayı kazandık ama hayatımıza yansıtamadık. Ancak şu yaşımızda rahat bir hayat sürüyoruz. Gençken yaşayamadığımız, elde edemediğimiz her şeyi de çocuklarımıza yaşatmaya çalışıyoruz şimdi.

Baran’ın evden ayrılması gerektiğini biliyorum, bunu ona da söyledim. Ama bakıyorum eşimle hareketlerimize, onu o kadar rahat ettiriyoruz ki, bilinçaltında aslında onun gitmesini istemiyoruz herhalde diyorum. Mesela pasaportunun yenilenmesi gerekiyor, yine birbirimize bakıyoruz. İşi uzatacak, yapmayacak, yine ben koşturacağım peşinden. Her şeyine biz koşturuyoruz. Ona bırakırsak mesela günlerce ehliyetini almıyor. Ama bütün arkadaşlarıma bakıyorum. Hepsi de çocuklarına karşı anormal vericiler, sadece biz böyle değiliz.

Reşat Çalışlar (29) Yazar

HEM YEMEK SEÇİYORUM, HEM DE EV İŞLERİNDEN HOŞLANMIYORUM
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f881119c

Yurtdışında eğitim gördüm, Alman Lisesi’ni ve Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nü bitirdim. Bir kitabım yayınlandı, ikincisi yakında çıkacak. Gazetelerin eklerinde yazılar yazdım, internet siteleri kurdum, bir süre Doğan Online’da editörlük yaptım. Hálá ailemle yaşıyorum. Çünkü evde aileyle birlikte yaşamak artık çok büyük bir dezavantaj değil. Eskiden evde parti vermek, kız arkadaşla vakit geçirmek gibi önemli sebepler vardı ayrı eve çıkmak için. Şimdi bütün bunları internet üstünden yapabiliyorsunuz. Dolayısıyla ailenizin evindeki küçük odanız size yetiyor. Ailemin ekonomik durumu nispeten iyi olduğu için kendimi sosyal yaşama o kadar kapatmadım aslında, her zaman için dışarıya çıkacak param var. Hatta akbilim yok, birçok yere taksiyle gidiyorum. Ama dışarıya çıkamasam da o kadar büyük sorun olmazdı, çünkü evde internet başında zaman geçirmeyi dışarıdaki hayata kıyasla daha zevkli buluyorum çoğu zaman. Hem bu ekonomik açıdan da daha avantajlı.

Ailenizle birlikte yaşamanın bir de şöyle bir rahatlığı var: Ev işleriyle uğraşmıyorsunuz. Ben hem tembelim, hem de el becerilerim çok zayıf. Annem radikal bir feminist olduğu için, ev işlerini üstüne yıkmaya çalıştığımı düşündü uzun bir süre. Bu açıdan beni eleştirmesini tamamen haksız bulmama rağmen, ev işlerine yeterince katkıda bulunmadığım, evi dağıttığım, kirlettiğim, yeterince düzenli olmadığım, onun ekstra enerji harcamak zorunda kalmasına yol açtığım gibi eleştirilerini haklı buluyorum. Ama böyle yaşamamın nedeni "Nasılsa evde bir kadın var, arkamı toplar" diye düşünmem değil.

Ayrıca çok yemek seçmem ve bunun gibi kendime özgü "kaprisli" özelliklerim beni birlikte yaşanması zor bir kişi haline getiriyor. Eve dışarıdan getirttiğim yemeklerden arta kalan çöpleri çöpe atmaya üşenmem, sürekli içtiğim soda, kola gibi gazlı içeceklerin mutfakta biriken kutuları ve şişeleri annemi ve babamı delirtiyor...

Ha bir de sürekli telefonda konuşmam rahatsız ediyor. İnternetten tanıştığım insanlarla çok uzun telefon konuşmaları yaptığım ve bu insanların büyük bir bölümü İstanbul dışında yaşadığı için eve yüklü telefon faturaları geliyordu. Bunun üzerine annem ve babam ev telefonumuzu, şehirdışı, yurtdışı ve cep telefonu aramalarına kapattırdı.

Burçin Menemencioğlu (31) Diplomatik misyonda görevli

RAHATA O KADAR ALIŞTIM Kİ EVLENMEK BİLE ZOR GELİYOR
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f881119e

İstanbul Üniversitesi Basın Yayın mezunuyum. Diplomatik misyonda görevliyim. Yaz tatillerine filan arkadaşlarımla gidiyorum ama ailemle yaşıyorum. İstesem kendime işimin yakınlarında bir ev tutabilirim, maddi gücüm var. Ama ailemin Yeşilyurt’taki evinden ayrılmayı hiç düşünmedim. Bütün o trafiği çekmeye razıyım. Evimiz iki katlı ve üst katı tamamen bana ait. O yüzden çok rahatım. Bana karışan eden yok. Bir de yalnız kaldığımda çok sıkılıyorum. Anneme ve babama her şeyi anlatırım, arkadaş gibiyiz. O yüzden çok mutluyum. Aslında evlenmemi istiyorlar. Ama rahatlığa o kadar alıştım ki, evlenmek bile zor geliyor. Annemler yanımda olmadan yaşayamam gibi geliyor. Bu arada kredi kartlarımı ve telefon faturalarımı kendim ödüyorum. Gerektiğinde ütü yapıyorum. Yemek yapmayı pek sevmem, onu da annem hallediyor zaten.

İSTİHDAM PİYASASI DURUYOR ÜREME ORANLARI DÜŞÜYOR

İstihdam piyasası durgun diye mi bu gençler aileleriyle oturuyor yoksa gençler aileleriyle oturduğu için mi istihdam düşük, kiralar yüksek vs? Gençlerin ebeveynle yaşamasının ciddi ekonomik sonuçları var. İtalya’da iç ve dış göç
/images/100/0x0/55ea7486f018fbb8f88111a0
neredeyse yok olmuş durumda. İç göç istihdam piyasasının canlılığı için çok önemli bir mekanizmadır. Ve İtalya 10 yıl öncesine kadar dünyanın her yerine işçi gönderirdi. Artık bu da yok çünkü gençler ailelerin yanından ayrılmak istemiyor. Bir diğer sonuç ise düşük doğurganlık oranı. İtalya şu anda Avrupa’nın en düşük doğurganlık oranına sahip. Çünkü gençler ebeveynlerinin onlara ayırdığı metrekarelerin dışına çıkmıyor ve kendi ailelerini kurmak için girişimde bulunmuyor. Çocuk yapmayı 30’larından sonraya erteleyen kadınlar da ancak bir çocuk yapacak çünkü ikincisine vakit kalmayacak. Yani genç nüfus azalacak. Bu da yine istihdam piyasasını olumsuz etkileyecek. Şu anda İtalya’da bu konuda tam bir yumurta-tavuk tartışması yaşanıyor.

Aileler çocuklara rüşvet veriyor

İtalya’da sokakta ya da kafede karşılaştığınız iyi giyimli, arabalı genç adamları veya kadınları durdurup sorun: Hálá ailenizle mi yaşıyorsunuz? Yüzde 80 evet cevabını alırsınız. Genelde işleri güçleri de yoktur, ya da sürekli iş değiştirirler. Ama hayat standartları hiç değişmez. Bunun nedenini anlamak için bu araştırmayı yaptık.

Emlak fiyatlarının yüksekliği, istihdam piyasasının durgunluğu gençlerin ayrı bir eve çıkıp geçinmesini olumsuz etkiliyor. Hem yeterince iş yok, hem de ev kiraları çok yüksek!

Ebeveynler bu durumdan rahatsız değil. Çocukları yanlarında kalsın, onlara arkadaşlık etsin istiyorlar. Çocuklar evde olunca ebeveynler de kendilerini daha güvende hissediyor. O yüzden de iyi bir hayat standardı sunarak rüşvet veriyorlar. Maddi durumları da eski kuşaklara göre çok daha iyi. Eskiden bir yaştan sonra evlatlar anne-babaya yardım ederken, şimdi anne baba yetişkin olsalar bile çocuklara bakmaya devam ediyor. Maddi durumları da buna el veriyor çünkü onlar İtalya’da 1950 ve 1960’larda yaşanan ekonomik patlamadan nasiplerini aldılar.

Bu sadece İtalya’nın problemi değil, bir kuşağın problemi. Portekiz’deki 18-30 yaş arası gençlerin yüzde 78’si aileleriyle yaşıyor. İspanya’da bu oran yüzde 65, Fransa ve Almanya’da yüzde 53, ABD’de yüzde 43.

Bu kuşak gerçekten de en problemli, en mahvolmuş kuşak bana göre. Ama onlara "Hálá ailenizle yaşamaktan memnun musunuz?" diye sorsanız , tamamı evet der. Bundan hiçbir rahatsızlık duymuyorlar. Niye duysunlar ki, rahatları yerinde. Kafalarında bir hesap yapınca yalnız yaşamanın birçok yönden kendilerini çok zorlayacağını görüyorlar.

Ebeveynleriyle yaşamayı tercih eden gençlerin kendine güvenleri de daha az oluyor.

DÜŞ YAKAMIZDAN!

Sarah Jessica Parker ve Matthew McConaughey’in başrollerini paylaştığı 2006 yapımı komedi filminin adı Düş Yakamızdan (Failure to Launch)’tı. McConaughey, Tripp adlı 35 yaşında, iş güç sahibi ama bir türlü ailesinin evinden ayrılıp kendine bir hayat kurmayan bir adamı canlandırıyor. Ama onu kim suçlayabilir? Yediği önünde yemediği arkasında bir hayat. Fakat bu durum anne babanın hem sinirini bozmaya, hem de onları endişelendirmeye başlar. Bir barbekü partisinde oğullarıyla ilgili bu sıkıntıyı arkadaşlarıyla paylaşırlar ve öğrenirler ki yaşıtları arasında evde koca bebek sorunu yaşamayan yok. Hatta aileleri bu dertten kurtarmak için ayrı meslek kolu bile oluşmuş. Sarah Jessica Parker’ın oynadığı Paula karakterinin işi baba ocağından kopamayan koca bebekleri hayata karışmaya ve ayrı ev tutmaya teşvik etmek. Aile Paula’ya maaş bağlayarak oğulları Tripp’i ayrı bir ev tutmak konusunda ikna etmesini istiyor.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!