Ünlü olmanın bedeli

Güncelleme Tarihi:

Ünlü olmanın bedeli
Oluşturulma Tarihi: Haziran 02, 2008 12:07

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'ndan yeni zayıflama teknikleri ve uzun yaşama konusunda çarpıcı açıklamalar.

Haberin Devamı

 Doğan Kitap’tan ‘Yaşam Reçeteleri’, ‘Yaşasın Yemek’ ve ‘Derin Güzellik’ adlarında üç kitap çıkaran Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’yla Akaretler’deki Yaşasın Hayat Kliniği’nde konuştuk. Müftüoğlu, sağlıklı beslenmeyi, formda kalmanın püf noktalarını, sanatçılarla siyasetçilerin yaşadığı sağlık sorunlarını, yaz günlerinde nelere dikkat etmemiz gerektiğini ve ölümsüzlüğün mümkün olup olamayacağını açıkladı

 Sağlıklı, huzurlu ve iyi bir yaşam için kısaca ne gerekir, ne yapılmalıdır?

Sağlıklı, huzurlu ve iyi bir yaşam çok önemli. Zaten sağlığınız kötüyse, yaşamınız kısa olsa bile bir türlü bitmez tükenmez, ıstırap çektiğiniz için de uzun gelir insana. Uzun yaşam, biraz da genetik bir kavramdır.
 
Sağlıklı ve uzun yaşamın bir formülü yok mudur?

Beslenmeye, aktiviteye, strese ve uykuya dikkat etmek gerekir. Bu dört ayak çok önemli. Ama bunlar da yetmez. Bu dört ayaklı masanın üzerine örtü örtmek gerekir, örtünün üzerine çiçek koymak gerekir. Kısacası süslemek gerekir. Bu da ruhu beslemek anlamına gelir. Nazik, anlayışlı, gönül almayı, gülümsemeyi, yardım etmeyi bilmek gerekir. Dinlenmeye, eğlenmeye, spor yapmaya, arkadaşlarla sohbet ederken iki kadeh atmaya zaman ayırmak gerekir. Yaşam bir lezzetse, bu tatları almalıyız. Bütün bunlar için eğitilmemiz lazım. Çünkü insanlar eğitildikçe hayatın kıymetini daha iyi anlarlar. Tecrübelerimizi gelecek nesillere değiştirmeden sunmamız lazım. Her konferansımda, yaşlılık konusu mutlaka açılır. Ve ben ‘Ne zaman yaşlısınız?’ sorusuna hep şu cevabı veririm: Yapacak işiniz kalmadığı zaman. İnsan emekli de olsa, yapacak mutlaka işler bulmalı, hobiler yaratmalı. Eskiden alın yazısı olarak tanımlanan olayların, bilgi eksikliğinden kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. ‘Yaşam Reçeteleri’ adlı kitabımda bunları detaylarıyla anlatıyorum.

Haberin Devamı

İkinci kitabınızın adı ‘Yaşasın Yemek’ (Beslenme ve Kilo Yönetimi). Bu konu özellikle kadınları pek yakından ilgilendiriyor. Yemek için mi yaşamalı, yaşamak için mi yemeli?
Ben özellikle kitabın adını ‘Yaşasın Yemek’ koydum. Çünkü yemek karşıtlığı yaygınlaşmaya başladı. Aslında yemek yemenin bir tören, bir şölen olduğu unutuldu ve toplum ayak üstü atıştırmaların peşine takıldı. İnsanlar 40’ına kadar yemek için yaşasalar bile 50’den sonra yaşamak için yemelidirler. Ve elbette ki tıbbi açıdan da kanıtlandığı gibi, uzun yaşamanın bir sırrı da dozunda, kararında, az ama sık yemek yemektir.

Haberin Devamı

Can boğazdan gelir derler…

(Gülüyor) Bana göre can boğazdan gelmez, boğazdan gider. Az ama öz yemek yemeli. Besin değeri yüksek olan yiyecekleri tercih etmek gerekir.İnsan 50’sinden sonra az yemeli, yaşamak için yemeli diyorsunuz. Ancak sanatçılara, mankenlere, cemiyet dünyasının gözde isimlerine baktığımızda, çoğu genç yaşta olmasına rağmen sürekli rejim uyguluyor.Bence insanlar hareketsiz kalınca kilo alıyor. Ünlülerin çoğu hareketsiz kaldığı için kilo almakta. Diğer taraftan ünlü olmanın elbette bedelleri var. Bunlardan biri de, stres. Ünlülerin çoğu stres bağımlısı. Ayrıca depresyon olayları onlarda biraz daha yaygın durumda. Bütün bu durumlar, onların duygusal yemek yeme hastalığına yakalanmalarına neden olabiliyor. Onun için kilo problemi, ünlülerde çok daha fazladır. Burada önemli olan bedensel açlığımızı mı gidermek, yoksa ruhsal açlığımızı mı? Kimi zaman aç olup olmadığımızı, susuz kalıp kalmadığımızı fark etmiyoruz.

Haberin Devamı

Şöhret insanı şişmanlatır diyebilir miyiz?

Evet, şöhret kilo aldırır. Şöhreti kazanmak zor, korumak daha zor derler. Şöhretli insanın korumakta zorlandığı ikinci şey nedir diye sorarsanız, bana göre kilodur.

Sanat dünyasına baktığımızda size en sağlıklı görünenler hangileri hocam?

İsim vermek istemem tabii. Ama şunu söyleyebilirim, sanatçılar kendi sağlıkları konusunda ne yazık ki dikkatli değiller. Ünlülerin yüzde 70’i sağlıklı değil. O yoğun stres altında, kendi sağlıklarını hep ihmal ediyorlar. Bakınız, biz Zeki Müren’i çok zamansız kaybettik. Biz Kemal Sunal’ı, Ulvi Uraz’ı, Barış Manço’yu ve diğerlerini zamansız kaybettik. Geçen gün Erol Günaydın’la konuştum. O da kendisine hiç bakmadı, sağlığına dikkat etmedi. Son dönemde mide ve bağırsak konusunda bir sürü handikap geçirdi. Sanatçılarımız hem topluma örnek oldukları için sağlıklı olmalı hem de bizim için değerli oldukları için...

Haberin Devamı

Şöhretin yol açtığı başka sorunlar da var mı?

Var tabii. Mesela, strese dayalı hipertansiyon olabiliyor. Ve daha çok geceleri ayakta kaldıkları için uyku bozuklukları da yaşayabiliyorlar. Şöhret, hazımsızlık, kolesterol, depresyon sorunu yaratabiliyor. Şöhret pırıltılı ama sağlık sorunları yaratabiliyor.

Peki siyasetçiler arasında özellikle sağlık konusunda uyarmak istedikleriniz var mı?
Siyasetçilerin durumu da şöhretlerimizden farklı değil. Onlarda da hareketsizlik sorunu var, stres sorunu var, beslenme bozukluğu sorunu var. Oysa onların sağlık kontrolü yaptırmaları için fırsatları çok. Devlet bu konuda onlara cömert davranıyor ama onların bu kontrolleri yaptırmamaları komik oluyor.
 
Bir insan aç kalmadan da kilo verebilir mi?

Haberin Devamı

Aç kalarak kilo veremezsiniz, sadece kilo verdiğinizi zannedersiniz. Bence sık ama az yemeli. Üçüncü kitabınızın adı ‘Derin Güzellik’ (Dermatoloji). Kadınların en büyük hedefi güzelleşmek, yaşlanmamak ve gençleşmek.

Siz yine bize kitaptan alıntılarla, en önemli bilgileri ana fikirler halinde sunabilir misiniz?

Kitabın adı elbette bir gerçeği, vermek istediğimiz bir mesajı yansıtıyor. Kadınlardaki güzellik derinden gelen bir güzelliktir. Cilde sürülen kremlerle olmaz bu iş. Bir kere ne yiyip ne içtikleriyle ilişkili güzellik. İkincisi de ne düşündükleriyle ilişkili. Yani gülümseyen bir yüzle öfkeli bir yüzün beklediği gerçekler aynı olamaz. Kısacası gülümsemek lazım. Yapılan araştırmalara göre cilt yaşlanmasının yüzde 70’i çevreyle ilgilidir. Bu çevre olumsuzluğunun da üç faktörü vardır: Güneş, sigara ve hava kirliliği. Bana, en etkili gençleştirme kremi nedir diye sorarsanız, size güneş kremi olduğunu söyleyebilirim. İnsanın cildini en çok yaşlandıran şey güneştir. Ozon tabakası delindikten sonra güneş insan sağlığı için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Bu arada solaryum belasını da unutmamak gerek. Bu kitabı özellikle yaşı 40’ın üzerinde olan hanımların okumasını tavsiye ediyorum.

Güneşin zararlarından söz edince hemen sormak istiyorum. Yazın ne kullanmalı, cildi nasıl korumalı?

En az 30 faktörlü güneş kremi kullanmaları gerekir. Bırakın deniz kıyısını, plajı, normal çalışma gününde bile evden çıkmadan yarım saat önce güneş kremi yüze sürülmelidir. Ne olursa olsun, güneşte fazla durmamak gerek. Hele saat 11.00 ile 15.00 arasında gölgede olmakta fayda görüyorum.

Şimdi yaz mevsimini ve güneşi konuşurken hemen aklıma Eda Taşpınar geldi. Eda Hanım, yaz günlerinde Güney sahillerimizde sabahtan akşama kadar güneşleniyor. İnanılmaz bronz bir tene sahip oluyor.
Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ben şimdi Eda Hanım’la ilgili bir şey söylemek istemem. Bu soruya da genel bir cevap verebilirim. Güneş yalnız cildi yaşlandırmakla kalmaz, aşırısı cilt kanserine de davetiye çıkarır. Ne kadar çok güneş ışığı, o kadar çok cilt kırışıklığı demektir… Ne kadar çok güneş ışığı, o kadar çok cilt kanseridir… Güneş ışığı, yarattığı olumsuzluklarını zamanla ortaya döker, hissettirir. Bunun iki örneğini biliyorum. Bizdeki örneğini söylemem. Yurt dışındaki örneği ise Brigitte Bardot’dur… Yaşlanınca cildinizin kırış kırış olmasını istiyorsanız, güneşte durabilirsiniz..

Peki kadınların estetik operasyon yaptırmasına nasıl bakıyorsunuz?

Güzellikleriyle, yaşlarıyla kavga etmedikleri sürece estetik operasyonlar da yaptırabilirler. Kötü örnek olmadıkları, harcayacak paraları olduğu sürece yaptırabilirler.

Kadınların, gençleşmek ve güzelleşmek isterken göz ardı ettikleri tehlikeler var mı?

Öncelikle bilmedikleri, güvenmedikleri kremleri kullanmasınlar. Mutlaka doktorlarla temas halinde olsunlar. Çünkü cilt çok önemli bir organdır. Hata üstüne hata yapılırsa, gün gelir o cilt öyle bir hal alır ki, beş cerrah, on güzellik uzmanı bir araya gelse adam edemez.

Kadınlar kendi aralarında tavsiyelerde bulunuyorlar. “Bak bana şu krem çok iyi geldi, sen de kullan” diyorlar, diğeri de kullanıyor.

Çok yanlış. Çünkü herkesin cildi farklı. Belgin Doruk zamanında anlatmıştı, “Zeki Müren zayıflama hapı getirtmiş. Bir kutu da bana verdi. Onları içince inanılmaz tatlı yeme isteği oluştu bende. Kendimden korktum ve hapları kestim” diye... O zamanlar meşhurdu bu. Kaçak gelirdi o haplar. Sanatçılar arasında da daha yaygındı. El altından satılırdı. Çok tehlikeli, çok.

Vücut için en iyi ilaçların sebze ve meyvede gizli olduğunu söylüyorsunuz....

En iyisi üzüm. Çekirdekleriyle birlikte çıtır çıtır yemeli. Nar çok faydalı mesela. Ben bunu yazdım, nar satışı arttı. Şimdi kadınlar narı yüzüne sürüyor. Oysa buna gerek yok. Gidip de bir kilo nar almıyor, kreme dünyanın parasını ödüyor (gülüyoruz). Domates cilde çok iyi gelir. Somon çok ciddi antioksidandır. Bunları yemek gerek. Kadınlarımız sağlığı ve güzelliği haplarda, kremlerde arıyorlar. Benim kitaplarımda bunlar ayrıntılarıyla yer alıyor.

Sağlıklı olmak için özel formülünüz var mı?

Hayır, yok. Ben de herkes gibi yaşıyorum. Ama gereksiz besinlerden kaçınıyorum. Akıllı besinleri yiyorum. Sporumu yapıyorum, yeri gelince rakımı da içiyorum, kebapçıya da gidiyorum. Ama ölçülü olmak koşuluyla.

Ölçüsüz yediğiniz besinler yok mu?

Elbette var. Yoğurdu, cevizi, zeytini, domatesi ölçüsüz yiyebilirsiniz. Bunlar sağlık için çok önemlidir. Ancak sağlıklı yaşam için yazılıp çizilen her şeye uyan kişilerin olacağını sanmıyorum. Hayat insanın arzularına göre değişebiliyor.Tabii zorunlulukları da unutmamak gerek. Mesela ben arada bir Bebek Oteli’nde kahvaltı yapmaya giderim, orada bir parça sucuk yerim. Ama tansiyon hastası olsaydım, yemezdim. Meyve yemeyi çok severim. Ama şeker hastası olsaydım, yemezdim. Kısacası herkesin hayatı kendisine göre şekilleniyor. Benim sağlık kuralları konusunda insanlara anlatmak istediğim şudur: Ortalama yüzde 30-70’i uyguluyorsanız başarılısınız. Yüzde 80’i uyguluyorsanız çok iyisiniz. Yüzde 90’sa mükemmelsiniz. Yüzde 100’de ise alnınızdan öperim (gülüyoruz).

Son olarak okuyucuya vermek istediğiniz herhangi bir mesaj var mı?

Gülümseyelim, gülelim, kahkaha atalım… Birbirimize kaş çatmaktan vazgeçelim… Hoşgörülü olalım. Bunlar sağlıklı bir ruhun gıdasıdır. Ve inanın sağlıklı bedenin de temel taşıdır.


Müftüoğlu’na yaz boyu güneşin altından kalkmayan Eda Taşpınar’ın doğru yapıp yapmadığını sorduğumuzda şu cevabı veriyor:  “Güneş yalnız cildi yaşlandırmakla kalmaz, aşırısı cilt kanserine davetiye çıkarır. Ne kadar çok güneş ışığı, o kadar çok cilt kırışıklığı demektir. Bunun iki örneğini biliyorum. Bizdeki örneğini söylemem. Yurt dışındaki örneği ise Brigitte Bardot’dur.”

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!