Sevdiği ressamlara bahçıvanlık yaptı 200 tabloluk koleksiyona sahip oldu

Güncelleme Tarihi:

Sevdiği ressamlara bahçıvanlık yaptı 200 tabloluk koleksiyona sahip oldu
Oluşturulma Tarihi: Kasım 19, 2006 00:00

Avusturyalı Herbert Aulehla güzel sanatlara meraklı bir bahçıvan. Bütçesi küçük, hayalleri büyük. Zekasını kullandı, hem hayran olduğu sanatçılarla tanıştı hem de bahçıvanlık karşılığında birer eserlerine sahip oldu.

1991’den bu yana, yaptığı çalışmalarla mimari alanda devrim yaratan hatta Yeni Zelanda’nın ikinci bayrağını hazırlayan Friedensreich Hundertwasser, Hermann Nitsch, grafik alanında Avusturya devlet ödülüne layık görülen Adolf Frohner, Max Weiler ve Otto Muehl gibi gözde çağdaş ressamların eserlerini de içeren göz kamaştırıcı bir koleksiyon oluşturdu. 80 metrekarelik evinin her köşesi tablo dolu. Koleksiyonundan seçtiklerini, kendi çalışmalarıyla birlikte 30 Kasım’a kadar Kadir Has Üniversitesi’nde sergiliyor. Herbert Aulehla’yla resim aşkı uğruna yaşadıklarını konuştuk.

Herbert Aulehla (38), lise mezunu. Viyana Üniversitesi Botanik Bahçesi’nde bahçıvanlığı öğrendi, yıllarca hayatını bu yolla kazandı. 20 yaşında, 1945 sonrası Avusturya modern sanatına ilgi duymaya başladı. Sergilere ve çeşitli açılışlara gidiyor, bu konuda bulduğu kitapları okuyordu. Evinin bir köşesini atölyeye dönüştürmüş, çeşitli malzemelerle resim yapıyordu. Çok beğendiği bir resmi alıp evinin duvarına asmak, gece gündüz görebilmek onun için tam bir hayaldi. Bir kez sanat fuarlarında Paul Flora’nın resmini görmüş, dayanamamış, o güne kadar biriktirdiği tüm parasını verip bu resmi almıştı. Ama sevdiği resimler çok, parası yoktu. Üstelik sevdiği ressamların kişiliklerini, günlük hayatlarını da çok merak ediyordu: "Cüzdanına güvenen herkes resim alabilir. Ama o resmi yaratan kişinin ne kadar sempatik, esprili, nazik ya da kaba olduğunu çok az kişi merak eder. Çıkış noktam, para sorunuyla birlikte bu düşünceydi" diyor.

MEKTUPLAR HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

Sanatçılarla tanışmanın yolunu bulması fazla uzun sürmedi. Sevdiği tüm ressamlara birer mektup yazdı: "Sizinle tanışmayı çok isterdim. Bahçe işlerinde yardıma ihtiyacınız varsa, her zaman emrinize amadeyim. Para istemiyorum. Küçük de olsa eserlerinizden birini hediye etmeniz yeterli."

Uzun süre kimseden cevap alamadı, tam umudunu kesecekken beklemediği bir gelişme oldu: "1991 yılında oldukça stresli bir günün ardından eve gelmiştim. Kendimi fazlasıyla boşlukta hissediyordum. Posta kutusunun anahtarını bile zorla çevirdim. Kutuda reklamlardan ve birkaç mektuptan başka bir şey yoktu. Ama sonra bir isim dikkatimi çekti, Ernst Fuchs. Çantamı yere atıp hemen zarfı açtım. Fuchs çizdiği bir portresini göndermişti. Yıllardır hayal ettiğim şey gerçek olmuştu. O anda gözlerime inanamıyordum. Portreyi göndermekle kalmamış, mektubuma da cevap vermişti. Tanışma isteğimi kabul etmişti. Kısa bir süre sonra villasında ziyaretine gittim. Bahçıvana ihtiyacı olmadığını ama benim gibi sanata bu kadar meraklı bir gençle tanışmak istediğini söyledi. Kahvemizi içerken bir yandan da bana çalışmalarını anlatıyordu. Zil çaldı, bir misafiri geldi. Sanat ve bitkiler üzerine sohbetimize katılan diğer misafiri gözüm bir yerlerden ısırıyordu ama çıkaramıyordum. Uzun bir sohbetten sonra onun da, eserlerini beğendiğim Arik Brauer olduğunu fark ettim. O gün benim için hayalden de öte bir gündü."

GECE YARISI ÇİÇEK RAPORU

Zamanla diğer mektuplarına da cevap gelmeye başladı. Aulehla, bahçıvan hizmetini sunuyor, hediye edilen tabloyu gururla evinin duvarına asıyordu. Koleksiyonu hızla büyümeye başladı. Artık mektup yazmasına bile gerek kalmamıştı. Gittiği her evde yeni bir ressamla daha tanışıyor, onun bahçesindeki işleri de üstleniyordu.

Bahçesini düzenlettirmek isteyenlerden biri de Linde Waber oldu. Teraslı ve bahçeli bir evde yaşıyordu. Yılda iki kez Aulehla’yı çağırıp yardım istiyordu. İlkbaharda bahçesindeki çiçekleri düzenlemek, terastakileri de dışarıya çıkarmak, sonbaharda ise bunları tekrar geri toplamak için. Yaklaşık 10 yıldır bu işi zevkle yapıyor Herbert Aulehla.

Bugüne kadar en çok zevk alarak çalıştığı ressam ise Friedensreich Hundertwasser. Evinin bahçesine çeşitli çiçekler ve ağaçlar diktiriyor, Yeni Zelanda’daki evine gittiğinde bile çalışmasını istiyor. Böyle gidişlerinden birinde gece yarısı Aulehla’yı arıyor: "Sabaha karşı saat 04.00. Telefonu açtım. O saatte acilen öğrenmek istediği şey çiçeklerinin durumuydu. Sanırım o sırada Yeni Zelanda’da öğle saatleri olmalıydı ve o bunu tamamen unutmuştu. Hatırlatınca özür dileyip kapattı." 2000’de ölen ressamı sevgiyle, hasretle anıyor Aulehla. "Buradaki evi gerçekten çok güzeldi. Tıpkı resimleri gibi, tam bir sanat eviydi. Bahçesinde vakit geçirmeyi çok severdi."

Şu anda 10 ressama ücretsiz bahçıvanlık hizmeti sunuyor. Koleksiyonunda yaklaşık 150 Avusturyalı ressamın eseri var. "Diğer ülkelerdeki ressamlarla da bağlantı kurmak isterdim ama ülke ülke dolaşmak çok zor" diyor. Hedefi, hayatı boyunca bu yolla resim toplamak. Toplam değerleri yüzbinlerce Euro’ya ulaşsa da, resimlerin parasal yönüyle pek ilgilenmiyor. "Max Weiler, Friedensreich Hundertwasser ya da Rudolf Hausner gibi artık hayatta olmayan sanatçılar eserleriyle birlikte bana birer anı bıraktı. Daha büyük servet olabilir mi" diye soruyor.

Aulehla’ya "20 yıl sonra tüm resimleri açık artırmada satıp, Pasifik’te bir ada alırsınız" gibi bir espri yapmanın anlamı yok. Hayali yine sanatla ilgili: "Resimleri bir müzeye bağışlayacağım. İki koşulum var: Viyana’da olması ve koleksiyonu toplu sergilemesi."
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!