Özdemir Asaf’ın yazmadıklarını kızı kitap yapacak

Güncelleme Tarihi:

Özdemir Asaf’ın yazmadıklarını kızı kitap yapacak
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 09, 2013 17:25

Bodrum’da bir şair kızı yaşarsa ne yapar? Yazar... Seda Arun da öyle...

Haberin Devamı

Seda Arun;

ÇİZİK
Geleceğim, bekle dedi, gitti..
Ben beklemedim, o da gelmedi.
Ölüm gibi bir şey oldu..
Ama kimse ölmedi.

dizelerini yazan, şiirin babalarından Özdemir Asaf’ın kızı. Yıllar önce Bodrum’a yerleşmiş. Gözü başka bir yer görmüyor artık. Yazılara, kitaplara Bodrum’da devam etmiş. Burada derlediği, Kıyılara Kaçan Kadınlar, şehir yaşantısını arkalarında bırakıp, sessiz hayata geçenlerin hikayelerini anlatıyor. Bitez’de yaşayan Seda Arun’la Bodrum’un en güzel koylarından biri olan Gündoğan’da buluşuyoruz. Günbatımı gibi usul usul anlatıyor Arun... Hem kendi kitap çalışmalarını hem de babası Özdemir Asaf’la ilgili hazırladıklarını anlatıyor…

Özdemir Asaf’ın yazmadıklarını kızı kitap yapacak

Haberin Devamı

‘Özdemir Asaf’ın yazmadığı şiirler’ kitap olacak

Arun en çok babası Özdemir Asaf’ın yazmadığı ama yazmış gibi kullanılan şiirlerinden yakınıyor: “Akademisyen Pınar Ekinci, Özdemir Asaf hakkında yüksek lisans tezi hazırlamış. Bir de sahaf arkadaşımız Şeref Özsoy’la birlikte, üçümüz bir kitap hazırlamayı düşünüyoruz... ‘Özdemir Asaf’ın yazmadığı şiirler’ diye. Birkaç cilt olabilir o kadar fazla. İnternette dolaşan o kadar çok yazmadığı şiir var ki... İnternette dolaşanları bırakın, Nazlı Ilıcak, Hıncal Uluç olmayan şiirlerini yazıyorlar. Fakat beni çok etkileyen Murat Menteş’ti. Yeni Şafak’ta yazıyordu. İnternetten alıntı yapmış, ben de düzeltmesi için yazı yazdım. Hayatımda okuduğum en zarif özür maili geldi bana; ‘Ben de bir internet kurbanıyım’ diye. Ben de adresini istedim kitapları yollamak için. Beni pastaneye davet etti tanışmak için ancak tanışamadık. Gazeteden ayrılınca kaldı. Bu hatasını bu kadar güzel bir şekilde telafi etmesi çok hoştu.”

Kıyılara Kaçan Kadınlar

Seda Arun’un ses getiren kitaplarından biri de “Kıyılara kaçan Kadınlar”

Özdemir Asaf’ın yazmadıklarını kızı kitap yapacak

Haberin Devamı

“Bir arkadaşın ‘Kıyılara Kaçan Kadınlar’ diye bir derlemesi vardı. 25 kadının öyküsü. Kurgu yok hepsi gerçek. 14 kişiyi ben yazdım diğerlerini kendileri yazdılar. Zaten projenin amacı herkesin kendi yazmasıydı. Yazamayanlar oldu, bunun üzerine ben yazdım. ‘Kıyılara Kaçan Kadınlar’ın baskısı yok. Üç baskı yaptık sonra yayınevi kapandı. Fakat çok ilgi gördü kitap. Genelde Bodrum’da yaşayan kadınlar vardı kitapta. İmza günleri, toplantılar yaptık. Kitap gerçekten olağanüstü ilgi gördü. Ben tekrar basılmasını istiyorum ama ulaştığım yayınevleri sıcak bakmadı.”

Arun, kıyılara kaçmayı seçen kadınların ortak özelliklerini şöyle aktarıyor: “Hepsi çok güçlü kadınlar, yılmıyorlar, mücadele ediyorlar. Kitabın önsözünü Zeynep Avcı yazdı. Orada çok güzel açıklaması var. Hem kıyıların, hem kaçmanın simgesel olduğunu anlattı. Kitabın projesi olan Hülya Üstün’ün de düşüncesi şu; ‘Bir kadın bu kararı tek başına verecek. Evli olmayacak. Erkek arkadaşı olabilir, annesi, babası olabilir yanında, ama kararı tek vermeli. O; kararı verme aşamasındaki duyguları, verdikten sonraki duyguları, burada yaşarken ki duyguları olarak derlemeyi düşünmüştü, bence başarılı da oldu. Birkaç sene önce televizyon programına biri çıkmış, ‘Ben Kıyılara Kaçan Kadınlar’ı okudum ve çok etkilendim. Bodrum’a taşınmaya karar verdim. Ama onlar kadar güçlü değildim, geri döndüm’ demiş. Kitapta beş kişi var aldatılan. Bir gazete ‘Aldatılan kadınların öyküsü’ diye başlık attılar, öyle değil aslında.”
Seda Arun, kitapta en etkilendiği öyküleri de şu sözlerle anlatıyor; “Bana göre en çarpıcı olan öykü Eflân Aytaç. 1977’deki 1 Mayıs olaylarında eşi öldürülenlerden birinin karısı. Bir de Sönmez Taner, çok statik olduğunu sandığım bir kütüphaneci... Ama içindeki fırtınayı okuyunca fark ettiğim, Ankaralı bir bürokratın karısı. Sekiz sene boyunca en yakın arkadaşıyla kocası kendisini aldatmış. Benim hikâyem de var kitapta. İstanbul’da yaşıyordum. Fethiye’de de yedi yıl oturduk. Bodrum’a gelmeyi çok istiyordum iş teklifi aldım restoran işletmeciliği o vesile oldu geldim. Geldiğimde 45 yaşındaydım ve yalnız bir kadındım.”

Haberin Devamı

Bana Mektuplar ve Hidim

Arun çalışmalarından bazılarını da şu sözlerle dile getiriyor; “1998’de babamın anneme yazdığı mektupları aldım annemden. Onu derlemem 12 yıl sürdü. 150 mektup vardı. Çeviri şiirlerini derledim. İsmini ‘Hidim’ koydum. Hayatta olmayan kişilerin eserlerine isim vermek çok zor. Fakat anneme yazdığı mektupların içinde asker kurasını anlatıyor, ‘Hidim diye bir yer çıktı. Sabah kalktım haritada bulamadım. Belki de orası hayallerin şehri’ diyor. Bu yüzden ben de ‘Hidim’ ismini verdim. ‘Bana Mektuplar’ diye bir kitap hazırladım. Kendisine gelen mektuplardan derlendi. Bir dönemi anlatıyor. Şuan dosya olarak hazır duruyor. Sıcak bakan yayınevi bulabilirsem... Bazıları sıcak bakmıyor.”

Haberin Devamı

Baban ne iş yapıyor?

Seda Arun babasıyla geçen bir hikayeyi şöyle anlatıyor:

“Bir ilkokul. Okulun ilk günü. Birinci sınıf. Öğretmenleriyle ilk kez karşılaşan çocukların kulaklarında; ‘Şiir bilenler parmak kaldırsın’ sözü çınlar. Parmak kaldıran öğrencilerin sayısı, iki elin parmaklarını geçmez. Öğretmenleri sırayla hepsini çağırır. Tahtaya kalkan çocuk, başı ile sınıfı selamladıktan sonra şiirini okur, hazır ol vaziyetinde. Biri Atatürk ile ilgili şiir okur, biri 23 Nisan, öteki 19 Mayıs, bir diğeri 29 Ekim, kimileri de annem, okulum, öğretmenim. Her şiir okuyan büyük alkış alır. Sıra kendisine gelen Seda da tahtaya koşar, büyük bir sevinçle. Beyaz kurdeleler ile örülmüş saçları dalgalanır bu sırada. Rugan ayakkabılarını bitiştirdiğinde çıkan sesle içi gıcırdar, ama heyecanı daha ağır basmaktadır. Bir şair olan babasının, arkadaşlarının evlerini ziyaretleri sırasında, çok sık okuduğu bir şiiri ezberlemiştir Seda. Babasından büyük ve önemli şair yoktur elbette ki onun için. Rugan ayakkabıların iç gıcıklayan sesi sınıf içerisinde yankılanmasa da okulda yankılanır:

Haberin Devamı

"Ölebilirim genç yaşımda,
en güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
şimdi kavakyelleri esiyorken başımda,
sevgilim,
seni bir akşamüstü düşündürebilirim."


Sınıftaki sessizlik artarken, Seda’nın heyecanı da artar. ‘Hani nerede alkışlar, hani nerede tebrikler?’ soruları kafasının içinde yankılanır, birkaç saniye önce arkadaşlarının kulaklarında yankılanan mesaj şiiri gibi. Şiirin bitmesiyle başlayan sessizlik, Seda’nın kafasının içinde artan bir çığlığa dönüşür. ‘Neden?’ Sessizliği ilk bozan kişi elbette öğretmenidir.
“Sen bu şiiri nereden biliyorsun? Kim ezberletti bu şiiri? Kimin şiiri bu?”
Sessizlik artmaya devam etseydi diye düşünmekten kendini alamaz Seda, ama yanıtlamaktan da geri kalmaz.
‘Babamın.’
‘Baban ne iş yapıyor?’
‘Matbaacı.’
‘Babana söyle, yarın okula gelsin.’
Akşam eve gider gitmez olanları anlatır babasına Seda ve beklediği gibi bir yanıt alır. Evet, sessizce dinleyen baba güler, yalnızca güler.”
Seda Arun, şu cümleler ile devam ediyor: “Uzun saçları, gür bıyıkları, siyah beresi, bakışlarındaki ışıltısı, r’leri söyleyemeyişi, onu arkadaşlarımın babalarından ayırıyordu. Babamın Özdemir Asaf olduğunu öğrenmem için ilk kitabının basılmasını beklemem gerektiğini o günlerde bilmiyordum.”

Özdemir Asaf’ın yazmadıklarını kızı kitap yapacak


Haberle ilgili daha fazlası: