Mami, bu yılki resitali Ruth ve Uli’ye ithaf ediyor

Güncelleme Tarihi:

Mami, bu yılki resitali Ruth ve Uli’ye ithaf ediyor
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 21, 2005 00:00

Ne kadar çok resital yaparsa, o kadar az ölecektir annem. Ne kadar çok resital yaparsa, hiç ölmeyecektir annem. O yüzden o resitalleri sonsuza kadar yapması gerek.Benim de yılın bu zamanları Geleneksel Veronika Arman Bale Resitali’nden söz etmem gerek. Ömrüm yettikçe. Ömrü yettikçe. Bu da böyle biline...Her sene bu zamanlar geldi mi, içim bir tuhaf olur. ‘Amma da çabuk geçti, bir yıl daha bitti’ derim. Çaktırmadan hüzünlenirim. Aile bireylerinin muhasebesini tuttuğum o görünmeyen deftere, kazançları- kayıpları listelerim.Geçen sene Kutas nenem vardı.Bu sene yok.Bizi bırakıp gitti, onu kaybettik.Buna karşılık, ailemizin iki yeni kazancı var.Alya ve Zeynep.Kuzenim Ömer’in kızı Zeynep’i bilemem, o ‘Hayır efendim’ deyip yırtabilir, ama benimkinin kaçıp canını kurtarabilmesi mümkün değil. Annemin hain planları var. Çalıştı, çabaladı, hiçbirimizden iş çıkmadı, hiçbirimizin aklını baleye yatıramadı, o da şimdi bütün umutlarını Alya’ya kaydırdı. En temiz kalpli haliyle, ‘Belki de Alya balerin olur kim bilir... Bir yerden çıkması lazım bu genlerin!’ diyor, ‘Hiç onu sahnede bembeyaz tütülerle hayal etmiyor musun?’Ediyor muyum?Bilmiyorum. Ne yalan söyleyeyim, Alya’nın kuğu gibi zarif bir kız olacağına ihtimal vermiyorum nedense, kollar bacaklar gayet sağlam, şu anda dünyanın en şeker güllecisi gibi duruyor! Geçen aydan bu aya 6 santim boy attı, ağırlığı da neredeyse 7 kilo oldu. Üstelik henüz 3.5 aylık. Mama filan da yok sadece anne sütüyle. Balerin olacak kadar narin bir şey değil onu anlatmaya çalışıyorum. Ama hayat bu, belli de olmaz. Hepimiz nerelere savrulduk. Tabii bu kıymetli görüşlerimi anneme söylemiyorum...Niye kadının hayallerine turp sıkayım? Zaten canı sıkkın. O kadar istiyorsa Alya’yı hayallerinde baş balerin olarak dans ettirmeye devam etsin.Gerçekteki bale resitali gelecek hafta. Geçen sene müthiş olmuştu. Bu yıl da hayal ettiği kadar güzel olacağına inanıyorum. Adanalı genç sanatçılar bu yıl Coppelia’yı sahneleyecekler...*Annem bu sene resitalini Ruth ve Uli’ye ithaf ediyor.Uli, kardeşi.Ruth da onun kızı.Bu yıl Tante Uli’nin başına olmadık bir şey geldi.Hatırlayacaksınız, daha önce size Alman kuzenim Ruth’tan bahsetmiştim. Hani çocuğuna meme verirken, eline bir yumru geliyor, süt bezesi zannediyor, doktora gidiyor, ‘Yok bir şey’ cevabını alıyor, o da huzur içinde, sakin sakin bebeğini emzirmeye devam ediyor, aradan aylar geçiyor... Allah’ın Almanya’sında bile insanın başına böyle şeyler geliyor. ‘Var bir şey’ olduğu, iş işten geçtikten sonra anlaşılıyor...Benden sadece 2 yaş büyük olan kuzenim meğer belalı bir kansermiş, bu kadar uzun süre ihmal edilince metastaz yapmış, lanet tümör vücudu sarmış.Ve Ruth şimdi uzatmalarda.Kucağında bebeği kendi ömrüne bakıyor aynada, ha bugün ha yarın.Çünkü tedavisi yok, çaresi yok.Bütün uğraş, ömrünü biraz daha uzatabilmek için.Ama yanlış anlamayın kendine acımıyor Ruth ve bir zavallı gibi görünmüyor. Müthiş metin.Ve onlar anne kız, hiper- realist tipler. Başlarına bir felaket geldiği anda olabilecek her şeyi öğrenmek istiyorlar. Nasıl olacak? Hastalık nasıl ilerleyecek? Tedavi neyi ne kadar önleyebilecek? Ağrılar ne olacak? Nasıl kesilecek? Ve asıl soru: Bebek ne olacak? Ona kim bakacak?Anlayacağınız, birbiri ardına bir sürü kemoterapi. Kemoterapilerle bir gün daha hayatta kalabilmek için akıl almaz mücadeleler veren genç bir anne. Kendisi öldükten sonra çocuğuna kimin bakacağına karar vermeye çalışıyor...Kız kardeşi Elke’yi seçiyor.Sizce bu durumda, bütün bunlar yaşanırken en fazla kim kahroluyor? Ruth mu? Kocası mı? Kız kardeşi Elke mi? Annesi Uli mi?Allah’tan oğlu Paul, henüz bebek ve hiçbir şeyin farkında değil...*Böyle bir duruma kim kayıtsız kalabilir?Herkesin kahrolduğu kesin ama en çok teyzem.Çünkü kızı, gözlerinin önünde ölüyor.Bakın, hikaye nasıl devam ediyor:Teyzem üzülüyor, üzülüyor, üzülüyor...Ve bir gün paten kayarken düşüyor...Belini incitiyor, yani o, öyle zannediyor ve mecburen doktora gidiyor, bel ağrıları epey bir süre geçmiyor ve sonunda gerçek ortaya çıkıyor: Akciğer kanseri.Hemen ameliyat kararı geliyor. Telefon trafiğiyle ameliyat için hastaneye yatacağını öğreniyoruz, yüzde 50 kurtulma şansı var diye seviniyoruz, ikinci telefonda tekrar yıkılıyoruz: Kontrolden sonra tümör çok ilerlediği için ameliyata gerek olmadığı söyleniyor.Önce teyzemin kızı kanserdi.Sonra ona üzülen annesi.Tıpkı romanlardaki gibi...*Şu hayatta ben, annemin ağladığına çok az tanık oldum.Sulugöz değildir.Geçenlerde Tante Uli’yle bir telefon konuşmalarına tanık oldum ki, içim parçalandı. Kardeşlik ne demek bir kere daha anladım. Aklınca onu teselli etmeye çalışıyordu. Yaşlar gözlerinden akarken, sesi ona güç vermeye çalışıyordu. Kan bağı diye bir şey varsa, bu o. Kardeşlik bambaşka bir şey. Allah’ın işine bakar mısınız, benim teyzem korkusuzluğuyla ünlüydü. Beni de ona benzetirlerdi. Onun kadar cesur olmak gizli gizli hoşuma giderdi, işte o teyzem anneme ‘Çok korkuyorum Meki ölümden’ demiş, ‘İnsan başına gelmeden bilemiyor, anlayamıyor. Ama insanın öleceğini bilmesi korkunç bir şey. Gündüz idare ediyorum ama geceler bitmiyor, geçmiyor. İnsan yalnız başına, bilmediği bir yere, dünyaya gitmekten korkuyor...’Bundan daha fena ne olabilir?Aklın başındayken sana ‘Öleceksin!’ diyorlar. Allah işine karışılmaz ama vaktin ya 40 gün ya 60... Kendin için ayrı korkuyorsun. Kızın için ayrı korkuyorsun. Kızının ortada kalacak bebeği için ayrı korkuyorsun.Ve o anne-kız çaresiz birbirlerine destek olmaya çalışıyorlar.Birlikte terapiye gidiyorlar.Ölümden korkmamayı öğrenmeye çalışıyorlar.Ele ele.Of ki of.*Aslında niyetim, annemin bir hafta sonraki resitalini duyurmaktı.Ama bazen siz yazmıyorsunuz, yazı size kendisini yazdırıyor. Bir bakmışsınız, paylaşmayı düşünmediğiniz şeyleri de paylaşmışsınız...Mami, resitalden hemen sonra Almanya’ya uçuyor.Umarım, hayırlı haberlerle gelir.Allah da hepimize uzun ömür ve sağlık verir.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!