Camiada bana şövalye derler

Güncelleme Tarihi:

Camiada bana şövalye derler
Oluşturulma Tarihi: Eylül 20, 2017 15:27

Hakan Pişkin, Kanal D’de yayınlanmaya başlayan “Ver Elini Aşk” dizisinde Fedai rolünü canlandırıyor. Tiyatro hayatından bu yeni projeye kadar yaptığı tüm çalışmalardan bahseden oyuncu, tiyatro camiasında kendisine şövalye dediklerini söyledi ve bunun hikayesini de anlattı.

Haberin Devamı

* “Ver Elini Aşk” ile başlayalım, yeni dizinizi nasıl buluyorsunuz?
- Bu sorunuzu iki açıdan değerlendireceğim. Birincisi izlenme sonuçları, ikincisi ise üretim süreci açısından. İzlenme sonuçlarına bakıldığında başladığımız günden bu yana birinciyiz. Bu zaten bir başarıyı gösteriyor. Üretim yönünden baktığımızda bu konunun da birçok açısı var. Önce başarılı senaristler bulmak, onlarla başarılı bir konsept yaratmak, bunu yayıncı kanal ile buluşturmak, daha sonra ise yönetmeninden, oyuncusuna, set ekibine kadar birçok kalemde başarılı bir kadro oluşturmak... Bizim setimizde oyuncular arasında kesinlikle uyumlu, sıcak bir hava var. İlişkilerimizin iyi olması kesinlikle sonuçları pozitif olarak etkiliyor.

* Dizi ilk bölümüyle büyük beğeni kazandı. Size gelen tepkiler nasıl?
- Çevremizdeki insanlar genellikle daha duygusal oluyorlar ve bunun ciddi bir veri olduğunu düşünüyorum. Sahiplenerek söz etmeleriyle nezaketen konuşmaları arasındaki farkı birbirinden ayırabiliyorum. Ben hemen hemen her kesimden çok olumlu eleştiriler aldım. Sonuç olarak çok daha ümitli ve mutluyum.


TİYATRO BENİM HAYATIM

* Tiyatronun sizin hayatınızdaki yeri nedir?
- 90’lı yılların başlarında Tiyatro Ti’yi kurduğumuzda yanlış hatırlamıyorsam İstanbul’daki konserva-tuvarlardan çıkan ilk özel tiyatroyduk. Aynı yıl “Avni Dilligil Özendirme Ödülü”nü aldık. Ertesi yıl kadrosunda Çetin Sarıkartal, Mahir Günşıray, Taner Birsel gibi yönetmen, oyuncu, çevirmen olarak çok değer verdiğim tiyatro sanatçılarıyla çalışma şansı buldum. 35 yıl sonra bir özel tiyatro olarak ilk defa bir Bertolt Brecht oyunu sahneye koyduk. Bir sonraki yıl yine geniş kadrolu ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun arkadaşlarımızın desteğiyle, bu sefer Murat Karasu, Bülent Yarar, Mehmet Ali Kaptanlar gibi bugünün duayen sanatçılarıyla birlikte çalıştık. Bu süreç içerisinde yurtiçinde ve yurtdışında birçok önemli festivale katıldık ve ödüller aldık. Bu sürecin hayatımızda nasıl bir nitelikte olduğunu bir anımla açıklamak isterim. Karaca tiyatrosu yaklaşık 300 kişiliktir. Bizim ilk yılımızdı, biz sahnede 2 kişilik “Ada” oyununu sahneye koyduk. Gelen sadece 2 biletli izleyicimiz vardı ve biz onlara 1,5 saatlik oyunu oynadık. Bu olay aslında tiyatro hayatımızın nasıl olacağına ait bir fikir veriyordu. Tam da o yıl tiyatro camiasından büyüklerimiz bize “şövalye” lakabını uygun görmüşlerdi ve hayatımız tiyatronun bizde yarattığı coşkuya rağmen böyle devam etti. Sonuç olarak tiyatro hayatımızda yeri olan bir eylem değil hayatımızın kendisi haline geldi. Ancak maddi olarak çok büyük sıkıntılarla karşılaştık. Televizyondan ve diğer işlerden kazandığımız paramızın çoğunu buraya yatırdık ama sonuç olarak bu süreç benliğimizi geliştirdi ve bizi biz yaptı. Elbette tarihte ve birçok ülkede olduğu gibi tiyatro ve sanatçıları hep var olacaklar ve birçok alanda üretimde bulunacaklar.
Tiyatronun hayatıma kattığı en önemli boyutlardan birisinin de eğitimcilik olduğunu söyleyebilirim. Bu serüven de tiyatroyla aynı yılda, 1994’te başladı. O yıl Pera Güzel Sanatlar Eğitim Merkezi’nin tiyatro bölümünü kurduk. O günden bugüne birçok kurumda çalıştım. İstanbul Güzel Sanatlar, Müjdat Gezen Sanat Merkezi, Marmara Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü bu kurumlardan bazıları...
Bugün eğitimciliğim Tiyatro Ti’de oyunculuk atölyelerinde devam etmekte. Bence tiyatronun hayatıma kattığı bu güzel yolculuk hayatımın sonuna kadar da devam edecek.

* Sizin gibi yıllarını oyunculuğa vermiş birini nasıl senaryolar heyecanlandırır?
- İki biçimdeki senaryodan bahsedebilirim: Biri gerçekçi senaryolar, diğeri duygusal - romantik senaryolar. Ancak burada senaryoları toplumların yarattığı ve onları yansıtan hikayeler olarak düşünürsek biraz toplumumuza da bakmak gerekir. Bizim gibi duygusal toplumlarda hayır diyememek, acıma duygusuyla görmezden gelme ya da farklı görme istekleri yaratmakta. Bu nedenle gerçekçi senaryo yazmaya çalıştığımızda da doğal olarak ciddi eksiklikler oluşmakta. Dolayısıyla ana aksı yaratan hikayesi, yan aksiyonları, yaratılmış karakterleriyle dramaturjik bütünlüğe sahip gerçekçi senaryolar çekici hale geliyor. Hayatımızda bir de duygusal – romantik hallerimiz var, bu durum toplumumuzun geçmiş dönemlerdeki yaşam biçimini yansıtıyor aslında. O dönemlerde daha saf, naif, dayanışma duygusunun daha güçlü olduğu, yaşam mücadelesinde her türlü sıkıntıya rağmen elbirliğinin hissedildiği durumlar yaşanırdı.
İşte özlenen bu durumu içeren toplumsal romantik senaryolar da benim için cezbedici oluyor.

Haberin Devamı

Camiada bana şövalye derler

 

Haberin Devamı

TiYATROYLA TANINMAK ÇOK ZOR

* Yıllarca tiyatro yapmanıza rağmen televizyondaki projenizde popülariteniz arttı. Bu nasıl bir duygu sizin için?
- Bu durumu yaşayan sayısız meslektaşım var. Burada reklamın mekanizmalarından bahsetmek zorundayız. 60’lı yıllarda tanınan bir oyuncu olmak ile günümüzde tanınan bir oyuncu olmak arasında farklar var. Bugün iyi bir oyuncunun tiyatro sahnelerinde müthiş performanslar göstererek kitlelerce tanınması ve yaptığı işin maddi manevi karşılığını alması çok zor. Onun mutlaka kitlesel bir tanıtım mekanizmasında yer alması gerekir. Bu yer alış kısacık bir an da olabilir. Bir yandan bir mesleği yaparken karşılık alabilmek için yıllarca çaba harcamak, bir yanda da kısacık bir sürede büyük karşılıklar elde etmek, bu durum herhalde hepimizin hayatında buruk bir sevinç yaratıyordur. Ben de benzeri duyguları yaşıyorum.

Haberin Devamı

Camiada bana şövalye derler



BU DiZi DUYGUSAL BiR MERHEM

* Bazı oyuncular dizi yerine film tercih ediyor. Sizin tercihiniz hangi yönde?
- Bugün dizi olmadan bir oyuncunun var olması çok zor görünüyor. Oyuncular üzerinde bu hem maddi hem de manevi anlamda güçlü bir etki oluşturuyor. Bir diziden aldığınız parayla bir filmden aldığınız para arasında fark oluyor. Öncelikle ibreyi diziden yana çeviriyor. Bu fark filmin yarattığı popülarite ile dizinin yarattığı popülarite arasında da görülüyor ancak gene de büyük marka olmuş isimler film yapmayı seçebiliyor. Çünkü film çekmenin hazzı dizi çekmekten daha fazla oluyor. Bunu çekimlere ayrılan zaman sürelerini karşılaştırarak görebiliriz. Sonuçta diziden aldığım belli ölçüdeki güçle film yapmayı her zaman isterim.

* Dizide yer almadığınız zamanlarda neler yaparsınız?
- Tiyatro ve tiyatro hocalığı.

* Son olarak “Ver Elini Aşk” izleyicilerine neler söylemek istersiniz?
- Bu dizinin geçmişteki saf, naif, mizahi ve duygu dolu romantizmi işleyen bir hali var. Dolayısıyla özlediğimiz bir yanımızı bize hatırlatıyor.
Bir anlamda şimdiki hayatımızın sertliğine, yalnızlığına karşı duygusal bir merhem oluyor. Böylece bu dizinin içinde bulunduğumuz süreçte izleyicilerin rahatlamasına katkıda bulunacağını düşünüyorum.
Bizi izlemeye devam etsinler, tüm izleyicilerimize sevgilerimi sunuyor ve esenlikler diliyorum.

 

 

 

Sinemalarda yıldız yağmuru!

 

Haberin Devamı

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!