KeÅŸiÅŸlerin manastırdan Herakleia’ya baktığı gibi, ben de yıkıntıların içinden Bafa Gölü’nü seyrettim

Güncelleme Tarihi:

Keşişlerin manastırdan Herakleia’ya baktığı gibi, ben de yıkıntıların içinden Bafa Gölü’nü seyrettim
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 03, 2004 00:00

Pia, heyecan içinde, elindeki, artık yıpranmış Almanca kitabın sayfalarını çevirerek, tavanında fresklerin olduÄŸu bir kilise fotoÄŸrafı gösterdi ve ÅŸiveli Ä°ngilizcesiyle anlatmaya baÅŸladı. Zürih yakınlarında bir köyde yaÅŸayan, 50 yaÅŸlarındaki bu dinç kadın, iki haftadır Bafa Gölü civarındaydı. Ses ve kelimelerle tedaviye dayalı, bir tür yoga eÄŸitmeniydi. Latmos hakkındaki kitabı arkadaşında görmüş, yıllık iznini kullanarak, Türkiye’ye gelmeye karar vermiÅŸti. Her gün trekking yapıyor, bazen rehberli bazen tek başına, saatlerce daÄŸlarda yürüyerek, kitapta fotoÄŸraflarını gördüğü manastır kalıntılarını bulmaya çalışıyordu. Gözleri parlayarak, ‘hiç böylesine sakin ve gizemli bir yer hayal etmemiÅŸtim’ dedi.Antik Latmos... Herakleia... Bugünkü, Bafa Gölü kıyısındaki, Kapıkırı Köyü... El deÄŸmemiÅŸ, büyülü bir yer... Sanki, gökten taÅŸ yaÄŸmışçasına, garip ÅŸekilli, volkanik kayaların kapladığı BeÅŸparmak DaÄŸları’nın altında, uçsuz bucaksız bir göle bakan, horozları, inekleri ve ekilmiÅŸ tarlalarıyla, kolay kolay deÄŸiÅŸmeyecek bir köy. Daha yukarılarda ise bambaÅŸka uygarlıkların bıraktığı izler; maÄŸara insanları ve yükseklerdeki çilehanelerde inzivaya çekilen keÅŸiÅŸler... MaÄŸaraların karanlığını görmek ve keÅŸiÅŸler gibi Bafa Gölü’nün sessizliÄŸini yükseklerden dinleyebilmek istiyorum. Selene’s Pansiyon’a uÄŸruyorum. Kubilay ve Tamer’in pansiyonunda kalıp, ertesi gün Tamer ile daÄŸa çıkacağım. ENDYMION’UN KAVALI Sabah erkenden, Kapıkırı Köyü, en doÄŸal halini yaşıyor. Burada, kadınların su götürmez bir hakimiyeti var. Günün her saati koÅŸuÅŸturuyorlar. Çoktandır terkedilmiÅŸ, ahÅŸap kokan sıraları yerli yerinde duran ilkokulun bahçesinde, süt dolu bidonlarla Söke’ye gidecek kamyonu bekliyor, hayvanları güdüyor, turist görünce, tığ iÅŸlerini kapı önüne çıkarıp, satış yapmaya çalışıyorlar... Yapmacıksız, hálá turistikleÅŸmemiÅŸ olmanın verdiÄŸi bir sıcaklığı var köyün. Gölün balıklarının eskisi kadar bol olmadığı göz önüne alınırsa, Kapıkırı’nın turizme fazlasıyla bel baÄŸlamış olması ÅŸaşırtıcı deÄŸil. Ancak turizmi öyle naif bir ÅŸekilde yapıyorlar ki çoÄŸunlukla buradan geçip Bodrum’a devam edenler, bu doÄŸallıktan etkileniyorlar. Yine de burayı Bodrum kadar merak eden çok yok. Oysa, neredeyse hepsi, aile fertleri tarafından iÅŸletilen, mutfaklarında evlerindeki kadar özenle yemek piÅŸirilen, odalarında temizliÄŸin her ÅŸeyden üstün tutulduÄŸu, fiyakalı olmasa da iyi niyetle yapılmış tabelaların yolunu gösterdiÄŸi bu sade pansiyonlar, içtenlikle müşterilerini ağırlıyorlar. ÇocukluÄŸumda, Bafa Gölü’nde sadece göl balığı yemek için durulurdu. Oysa, antik kentin harabeleriyle içiçe olan bu köyün, esrarengiz bir yanı var. BeÅŸparmak DaÄŸları’na sis basınca, Bafa Gölü deÄŸiÅŸir, adaların üzerindeki manastırlar ve mezarlıklar ürpertici bir renge bürünür. Bunu daha önce hissedememiÅŸim.O akÅŸamüstü, odamın önündeki, bir tarafı göle bir tarafı da köye bakan küçük terasta otururken, uzaktan garip bir müzik sesi duydum. Sese doÄŸru yürüyünce, evinin bahçesinde, su borusunu üfleyerek müzik yapmaya çalışan, 9 yaşındaki Nuri’yle karşılaÅŸtım. Okuldan yeni dönmüştü. Annesiyle babası, kıyıdaki balık restoranını iÅŸletiyorlarmış. Ben yoluma devam ederken, Nuri, evinin karşısındaki tepenin üzerinde, dimdik ayakta duran Athena Tapınağı’na doÄŸru, bir deneme daha yaptı. O anda, gümüş rengindeki Bafa’nın kıyısındaki Kapıkırı’da, Nuri’nin borusundan çıkan bu melodiden baÅŸka hiçbir ses yoktu. Gecenin zifiri karanlığında, Endymion’un kavalı geliyor aklıma... Yunan mitolojisinin, duyduÄŸum en güzel efsanelerinden birinin kahramanı o ve hikayesi burada, Herakleia’da geçiyor. Endymion, Latmos DaÄŸları’nda yakışıklı bir çobandır. En büyük varlığı kavalıdır. Gündüz, keçilerini otlatırken, kavalını yanık yanık çalar. Bir gece, Bafa Gölü sahilinde uyurken, Ay Tanrıçası Selene, onu görüp aşık olur ve her gece onu ziyaret ederek, ışıktan gövdesiyle sevgilisini sarıp öper. Endymion, her akÅŸam uykuya daldığında, Selene’nin gelmesini bekler. Ayın gökyüzünde olmadığı geceler, Endymion için zor geçer.Bu aÅŸkı uzaktan izleyen Zeus, Endymion’a kendisinden bir dilekte bulunmasını söyler. Endymion da, ayın gökyüzünde olduÄŸu bir gece, sonsuz ve ölümsüz bir uykuya dalmayı diler. Böylece, Selene ve Endymion sonsuza dek beraber olurlar. Selene, Endymion’dan 50 kız doÄŸurur.Bir dolunay diliyorum ÅŸimdi. Bafa Gölü aydınlansın ve Selene köyün üzerine eÄŸilip, gövdesinin ışınlarıyla bizi sarıp sarmalasın diye... Oysa gecenin sakinliÄŸi, sabaha karşı bir fırtınayla altüst oluyor ve köyün üzerine ÅŸimdi bardaktan boÅŸanırcasına yaÄŸmur yağıyor. SIRLARLA DOLU LATMOSToprak kokusuyla uyanıyorum... Tamer’le, Gölyaka Köyü’nden daÄŸlara tırmanmaya baÅŸlıyoruz. YeÅŸilin daha derin bir rengi var ÅŸimdi, topraksa ıslak. Kayaların üzeri yosunla kaplı. Bir buçuk saat sonra, vardığımız yerdeki birkaç büyük kayanın üzerinden, kayarak geçip, maÄŸaraya ulaÅŸmak kolay olmuyor. MaÄŸaranın ince açıklığından içeri giriyorum. Tamer, içinden su akan maÄŸara duvarındaki resimleri gösteriyor. Pia’nın da kitabında gördüğüm kaya resimleri bunlar. Ä°lk, 1994’te keÅŸfedilmiÅŸ. Batı Anadolu’nun tarih öncesi kaya tasvirlerinin ilk örnekleri. M.Ö. 10- 8 bin yıllarına ait oldukları tahmin ediliyor. Resimleri yapanların yerleÅŸimlerinin nerede olduÄŸu bilinmiyor. En çok, kırmızı aşı boyası, bazen de sarı ve beyaz renk kullanmışlar. MaÄŸaranın içinde oturup, resimleri çözmeye çalışıyorum. Kitaba göre, burada ve bu yamaçlarda bulunan diÄŸer kaya resimlerinde, çoÄŸunlukla günlük hayatla ilgili sahneler, kadın ve erkek figürleri var. Erkekler cepheden, kadınlarsa profilden çizilmiÅŸ. Dikkatle bakınca, erkeklerin çıplak olduÄŸu, kadınlarınsa etek ya da önlük giydikleri, anlaşılıyor. Ayrıca, geometrik ÅŸekillere, çiçek, el ve bir çift ayak resimlerine, bir de taÅŸ el baltasına rastlanmış. Prehistorik zamandan çıkıp, Yediler Manastırı’na doÄŸru yürümeye baÅŸlıyoruz. Öyle vahÅŸi ve bozulmamış bir doÄŸa var ki burada, adeta ilk defa ben keÅŸfetmiÅŸim gibi hissediyorum. Yediler Manastırı, sabah ışığında, uzaktan tüm haÅŸmetiyle görünüyor. Yuvarlak bir kayanın içi oyularak kovuk haline getirilen, fresklerle kaplı çilehane, bana nerede ve hangi zamanda olduÄŸumu unutturuyor... KeÅŸiÅŸlerin, bu zor ulaşılan, ücra yerdeki manastırdan Herakleia’ya baktığı gibi, ben de manastır yıkıntılarının içinden Bafa Gölü’nü seyrediyorum. ÇocukluÄŸumda, Bafa Gölü ve balık vardı... Åžimdi, ayışığıyla aydınlanan bir köy ve sırlarla dolu Latmos var... BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIMn Dolunayda, Bafa Gölü kıyısında olmakn Sabah erkenden, harabelerle içiçe olan Kapıkırı Köyü’nü dolaÅŸmakn Fırtınalı bir günde, BeÅŸparmak DaÄŸları’ndan, sisin köye iniÅŸini seyretmekn Kubilay ve Tamer’le trekking yapmakn Herakleia nekropolünün tuhaf mezarları arasında dolaÅŸmakn Pansiyonunuzun terasından, köyün seslerini dinlemekn Selene’s Pansiyon’da, Gülsüm Hanım’ın zeytinyaÄŸlılarını tatmak Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!