GeriKelebek Kadınlar göbekleniyor mu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadınlar göbekleniyor mu

Göbek ve karın bölgesinden yağlanmak daha çok erkeklere has bir özelliktir, çünkü fazla yağları erkekler karın bölgelerinde, kadınlar basenlerinde biriktirir.

Pek çok şey gibi bu durum da son yıllarda değişikliğe uğruyor gibi. Karın bölgesinden yağlanma, yani göbek bağlama sorunu artık kadınlarda da sık görülüyor. Bunun birinci nedeni muhtemelen kadınların eskisinden daha sık ve çok alkol kullanmaya başlamaları. Araştırmalar bu görüşü destekliyor. Kadınların alkol tüketimi gittikçe artıyor. Şeker ve beyaz undan zengin gıdaların fazla yenilip içilmesi de önemli bir etken. Şeker tüketimindeki artış son yıllarda dikkat çekici boyutlara ulaştı. Özellikle meşrubat sanayinin kullandığı fruktoz bazlı şekerler sayesinde yıllık şeker tüketimi kişi başına yüz kiloyu çoktan geçti. Bilindiği gibi şeker, un ve nişasta yüklü yiyecek içecekler insülin direncine yol açarak göbeklenmeyi kolaylaştırıyor. Gözden kaçan çok önemli bir neden daha var: Besinlere karışan hormonal kalıntılar ve zararlı kimyasallar, hatta bazı katkı maddeleri. Hormonların özellikle kız çocuklarında göbek bölgesinden kilo almayı kolaylaştırdığı, hatta erken ergenlik sorununa yol açtığı biliniyor. Plastik kaplardan bedenimize karıştığı belirtilen Bisfenol-a ve fitalat gibi kimyasalların da birer göbeklenme tetikleyicisi olmaları mümkün gibi görünüyor. Özetle göbeklenme sorununun artık kadınları da “kapsama alanı”na aldığı kesin!

Besinlerdeki vitamin kayıplarını nasıl önleyebilirim?

Satın alma, saklama, hazırlama ve pişirme koşullarına dikkat etmezseniz yiyeceklerdeki vitaminlerin yarıdan fazlasını daha midenize inmeden kaybedebilirsiniz. Bunu önlemenin yolları var: En kolayı sebze ve meyveleri çiğ yemek! Eğer pişirecekseniz mümkün olduğu kadar kısa sürede pişiren yöntemleri tercih edin. Sebze ve meyvelerin yenilebilen kabuklarını soymadan yemek de etkili bir yol. Beslenme uzmanları sebze meyvelerde vitaminlerin en yoğun bulunduğu yerin kabuk ve kabuğun hemen altındaki kısımlar ya da sebzelerin en dıştaki yaprakları olduğunu söylüyorlar. O pek sevdiğiniz iç kısımlar -yani soğanın cücüğü!- yeteri kadar vitamin ve mineral içermiyor. Sebzeleri pişirmeden önce büyük parçalar halinde kesmeniz de etkili bir yöntem (Parçalar küçüldükçe vitamin kaybı artıyor). Pişme süresi kısaldıkça vitamin kaybı azalacağı için sebze ve meyveleri pişirirken tencerenin kapağını kapalı tutmak da önemli. Buhar kaybolmayınca pişme süresi azalıyor. Düdüklü tencere kullanmak bu nedenle daha iyi. Sebze ve meyveleri yıkama suyunda fazla bekletmemek de önemli. Az suyla veya susuz pişirme yöntemlerini seçmek de faydalı. Çünkü vitaminlerin çoğu suda çözüldüğü için suyla birlikte kaybolup gidiyor.

Demir eksikliği neden önemli?

Sağlığınızı korumak için demir ihtiyacınızı düzenli olarak karşılamak zorundasınız. Yoksa bir süre sonra demir eksikliği kansızlığına yakalanırsınız. Demirin yaşamsal element olarak kullanıldığı birçok metabolik süreç var. Burada en önemlisi kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobin adı verilen protein. Solunumla kazandığımız oksijen enerji üretiminde kullanılmak üzere hücrelerinize bu proteinle taşınır. Aynı protein enerji dönüşümü sonucu oluşan karbondioksitin hücrelerinizden alınarak akciğerden dışarıya atılmasına da yardım eder. Yetersiz demir kazanımı (ya da fazla miktarda demir kaybı) daha az hemoglobin üretimine sebep olur. Sonuçta kırmızı kan hücreleriniz dokularınıza yeterli oksijeni taşıyamaz, kendinizi yorgun, bitkin ve halsiz hissedersiniz. Hafif bedensel çabalarda bile nefes nefese kalır, çarpıntıdan yakınırsınız. Demirin bağışıklık sistemine de önemli hizmetler yaptığını bir kenara not edin. Kısacası ne yapıp etmeli demirden zengin yiyeceklerden yemelisiniz. Demirden zengin yiyeceklerin başında kırmızı et ve diğer hayvansal etler geliyor. Etin rengi koyulaştıkça içindeki demir miktarı artıyor. Örneğin balık ve tavuk etindeki siyaha yakın koyu renkli kısımlarda demir daha bol.

Çinko kullanımını abartıyor muyuz?

Çinko en az demir ve kalsiyum kadar önemli bir mineral. Vücutta üretilemediği için onun da dışarıdan yiyeceklerle kazanılması gerek. Ağır vejetaryen diyet uygulayanlarda çinko eksikliğine yakalanma ihtimali artar. Nedeni çinkonun temel kaynaklarının kırmızı et, kümes hayvanları ve deniz ürünleri olması. Çinko eksikliğinin bağışıklık sistemini zayıflattığı doğru ama bu sistemi güçlendirmek adına uzun süreli çinko desteği kullanmak yanlış ve gereksiz! Yeterli ve dengeli beslenen biriyseniz vücudunuzun besin desteği olarak çinko tabletlerine ihtiyacı yok. Hayvansal yiyecekleri yeteri kadar tüketiyorsanız, tam tahıllardan yapılmış ekmek, özellikle kepekli ekmek, kuru baklagiller, ayçiçeği, kabak çekirdeği seviyorsanız çinkonuz kolay kolay azalmaz. Ek çinko desteği almanızın gerekip gerekmediğine yalnızca kan analizlerinizdeki bulgulara bakarak doktorunuz karar vermeli. Saça, bağışıklık sistemine destek olsun diye rastgele çinko hapı kullanılmamalı...

D vitamininden zengin yiyecek ve içecekler hangileri?

D vitami çocuklar için de, yetişkinler ve yaşlılar için de önemli. D vitaminin temel kaynağı güneş ışığı. Güneş ışığında bulunan ultraviyole parçacıkları deriyle temas ettiğinde cilt D vitamini üretiyor. Bunun için haftada 2-3 kez el ve yüzünüzü 20-30 dakika güneşlendirmeniz yeterli. Ama bu her zaman güvenilir bir süreç değil. Yiyip içtiklerimizin çoğu D vitamininden fakir besinler. Bu nedenle D vitamini ihtiyacını karşılamak için bu vitaminle zenginleştirilmiş süt ve süt ürünlerinden de faydalanmak lazım. Önemli bir nokta daha var: Yaş ilerledikçe vücut güneş ışınlarından eskisi kadar kolay vitamin de üretemiyor, elli yaş sonrasında bedenin D vitaminine ihtiyacı artıyor. Kısacası özellikle yaşlıların D vitamini eksikliği yönünden dikkatli olmaları gerek. D vitamini seviyelerinin kan analizleriyle ölçülebildiğini hatırlatalım. D vitamini eksikliğinin özellikle bugünlerde bağışıklık sistemini güçlendirmek bakımından en az C vitamini kadar önemli olduğunu unutmayalım.

Sağlık taramaları ne kadar faydalı?

Kırklı yaşlar sonrasında özellikle ellili, altmışlı yaşlarda yılda bir kez doktora gidip “tepeden tırnağa” elden geçmek, yaygın deyimiyle “check-up yaptırmak” azıcık imkânı olan herkesin hayali. Önce doktordan randevu alınır, sabah aç karnına sağlık merkezine gidilip bir dizi incelemeden geçilir. Kan analizleri, akciğer, kalp, böbrek filmleri, hatta damar sinir incelemeleri, göz, kulak muayeneleri yaptırılır. Beklenen hep o müjdeli haberdir: “Gözünüz aydın, herhangi bir sağlık sorununuz yok!” Yani amaç biraz da “her şeyin yolunda gittiğini” öğrenip, rahatlamak. Yıllık sağlık analizleri neredeyse yüz yıldır yapılıyor. “Check-up” veya modern tanımıyla “sağlık riski analizleri” son elli yılda daha bir önem kazandı. İyi planlanmış kişiye özel sağlık taramalarının işe yaradığından hekimlerin de, hastaların da kuşkusu yok. Bununla birlikte bazı problemler yok değil! En önemli sorun bu taramaların yarattığı güvencenin fazlaca abartılması... Çünkü ne kadar deneyimli ellerde yapılırsa yapılsın en ufak bir dikkatsizlik önemli bir sağlık sorununun atlanmasına sebep olabiliyor. Bu durum sonradan ortaya çıkan belirtilerin önemsenmemesine, yeniden bir tıbbi değerlendirmede geç kalınmasına yol açabiliyor. Yıllık rutin sağlık muayenelerinizi yaptırın ama bu işin baştan savma yapılıp yapılmadığına da dikkat edin.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle