IMF'den Avrupa ve Türkiye'ye sermaye akışı raporu

Güncelleme Tarihi:

IMFden Avrupa ve Türkiyeye sermaye akışı raporu
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 02, 2007 10:05

IMF uzmanları tarafından hazırlanan bir raporda, Türkiye ve AB’ye yeni katılan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine yönelik sermaye akışının niteliği incelendi. Sermaye akışlarının makroekonomik ve finans sektörüne etkileri her ülke için ayrı ayrı incelenirken, Türkiye’ye iyi ve riskli etkileri de sıralandı.


Buna göre, gelen sermaye üretim ve rekabette iyileşme, cari işlemler açığının finansmanını sağladı, diğer yönden ise banka ve kurumların dış borçlarında yükselmeye yol açtı, hızlı kredi büyümesine, piyasa ve kredi riskleriyle arşılaşan bankaların sürdürülebilirlik endişelerinde artışa neden oldu.

IMF Para ve Sermaye Piyasaları Birimi uzmanları İnci Ötker-Robe, Zbigniew Polanski, Barry Topf, and David Vavra tarafından hazırlanan “Sermaye Akışıyla Başa Çıkmak” başlıklı çalışma raporu AB’ye yeni katılan orta ve doğu Avrupa ülkeleriyle Türkiye’de sermaye akışını inceledi.

IMF için bir bağlayıcılığı olmayan Uzman Raporu’nda “Deneyimler ülkelerin uluslar arası finansal piyasalarla daha entegre olduğu izlenimi verirken sermaye akışlarını etkin içimde düzenlemek için sınırlı alan kalmaktadır. Sermaye akışını etkin olarak yönetebilmenin yolu finansal piyasaları derinleştirmek, gerekli olan yerlerde finansal sistemde düzenleme ve denetlemeyi güçlendirmek ve güçlü ekonomi politikaları gerçekleştirme ve tasarlama kapasitesini iyileştirmektir. Bu önlemler ekonomiler ve finansal sistemlerin sermaye akışlarıyla birlikte gelebilecek risklere karşı soğurma kapasitesini ve direncini artıracaktır” denildi.


TÜRKİYE’YE SERMAYE AKIŞI

Raporda ülkelere sermaye akışlarının zaman içinde evrim geçirdiği, genellikle devamlı ve büyük oldukları belirtilirken, ele alınan Avrupa ülkelerinde 1994-2005 yılları arasında brüt ifadelerle GSYH’nın yüzde 9.6’sı kadar bir sermaye akışı bir ortalama görüldüğü belirtildi. Sermaye akışı oranlarının Türkiye’deki “GSYH’nın yüzde 3.4’ü” ile Estonya ve Letonya’da “GSYH’nın yüzde 17’si” rakamları arasında gerçekleştiği belirtilen raporda, sermaye akışlarının vade yapısının değişken olduğu, birçok ülkenin özellikle kısa dönemli akışları izleyen dönemlerde aksi çıkışlar yaşadığı, bunun bankaları da kapsayabildiği belirtildi.

Aksi hareketlerin özellikle 1990’ların sonunda Baltık ülkelerinde, Çek Cumhuriyetinde, Hırvatistan’da ve 2001’de Türkiye’de belirgin görüldüğü kaydedildi. Raporda sermaye akışlarıyla ilgili, Türkiye örneği dahil şu saptamalarda bulunuldu:

“-Sermaye akışlarının kompozisyonu zamanla değişmektedir. Başlangıçta doğrudan yabancı sermaye, Bulgaristan, Macaristan ve Polonya’da akışların genelini oluştururken portföy yatırımının önemi de arttı. İsrail’de döviz kredileri önce çok önemliydi ancak doğrudan yabancı sermaye daha önemli hale geldi. Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Romanya ve Türkiye ile Baltık ülkelerinde; başlangıçta finansal sektöre doğrudan yabancı sermaye olarak, izleyen dönemde banka finansmanı olarak, bankacılık sistemine akışlarda belirgin bir yükseliş gerçekleşmiştir.

-Ülkeye özgü faktörlere ek olarak küresel koşullar ve eğilimler de bu ekonomilere sermaye akışlarının yönelmesinde önemli olmuştur. Türkiye’de bono piyasasına yönelik akış, yabancı yatırımcıların Türk lirası kur riskini azaltmaya yönelik hedging ihtiyaçlarınca da harekete geçirilmişti.

-Bazı ülkelere sermaye akışının nedenleri arasında son yıllarda ek bir faktör, özel sektöre dışarıdan banka borçlanmalarıyla aktarılan banka kredilerindeki hızlı büyümedir. Bankacılık sisteminde hareket eden sermaye akışının artması, yabancı bankaların, bankacılık sistemine hakim olmasıyla birçok durumda daha kolay hale gelmiştir. Yabancı bankalar , yabancıların kontrolündeki bankaların payının daha az olduğu Türkiye hariç, iç bankacılık sisteminde varlıkların ortalama yüzde 80’ini kontrol etmektedirler.

-Özellikle büyük doğrudan yabancı sermaye biçiminde sermaye akışı önemli makroekonomik ve mali yararlar sağlamaktadır. Sermaye akışı doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, üretken yatırımı, özelleştirmeyi ve artan ihracat kapasitesini fonlamak için kaynakları artırmakta, Baltık ülkeleri, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Türkiye’de olduğu gibi cari işlemler açığının finanse edilmesine yardımcı olmaktadır. Sermaye akışı Baltık ülkeleri, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Türkiye’de iç finans piyasalarının gelişmesine ve bankacılık sisteminin etkinliğinin artmasına katkıda bulunmaktadır.”

SERMAYE AKIŞININ MAKROEKONOMİK VE MALİ SONUÇLARI

Raporda sermaye akışının ekonomik sonuçları ülkeler bazında verildi Türkiye için etkileri şöyle ifade edildi:

Türkiye

(2003’ten bugüne)

MAKROEKONOMİK ETKİSİ

Üretim ve rekabette iyileşme

(Mal tedariki açısından) ........ Evet



Cari işlemler açığının finansmanı ....... Evet



Enflasyona yol açabilen aşırı

para tedavülü ........ -



Döviz kuru hedeflemesi,

düşük enflasyon ve rekabetin

oluşmasında tutarsızlıktan

kaynaklanan para politikası

yönetimi zorlukları .... -



Sabit döviz kuru düzenlemesini

tehlikeye düşüren mali

piyasa çalkantısı ................. -



Serbest dalgalanma

altında

enflasyon hedeflerini

tutturamama tehdidi ................. -



Serbest dalgalanma altında

rekabete yönelik tehditlerin

bulunması ........................ Evet



Banka ve kurumların dış

borçlarında yükselme .............. Evet



Hızlı talepten dolayı kredi

büyümesinin tahrik olması

ve dış dengesizlikte artış .......... Evet

FİNANS SEKTÖRÜNE ETKİSİ

Bankacılık ve şirketler

kesiminin döviz disklerine

maruz kalması ve mali

sektör istikrarına yönelik

potansiyel riskler ................ Evet



Hızlı kredi büyümesine katkısı,

piyasa ve kredi riskleriyle

karşılaşan bankaların

sürdürülebilirlik

endişelerinde artış .................. Evet



İşlem hacmindeki artış,

devlet bankalarının

özelleştirilmesi ya da

yabancı kurumların çalışmaları

yoluyla finans ve döviz

piyasalarının gelişmesine katkı ........ -

HASSASİYET UYARISI

IMF uzman raporunda, sermaye akışının çapı, doğası ve devamlılığının makroekonomik politika uygulamalarında zorluklara ve ekonomik hassasiyetlere yol açabileceği belirtildi.

Raporda büyük ve devamlı sermaye akışının yerli para üzerinde değerlenme baskısı oluşturduğu, buna direnç gösterildiğinde “para miktarında artış” ve daha büyük cari işlem açıklarıyla birlikte dezenflasyon sürecinde yavaşlama görüldüğü kaydedildi.

Türkiye dahil bazı doğu Avrupa ülkelerinde, izin verilen yerlerde yerli paranın değer kazanmasının dezenflasyona olumlu katkı sağladığı belirtilen raporda, “Kimi durumlarda yerli paraların dalgalı kur rejimi altında önemli ölçüde değer kazanmasının Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya ve Türkiye’de olduğu gibi rekabet gücünde kayba yol açacağı endişesi bulunmaktadır” denildi.

Bankaların verdiği krediler ve bunları finanse eden sermaye akışlarındaki büyümenin politika zorluklarını beraberinde getirdiği belirtilen raporda, “Kuruluşların bankacılık sistemindeki kısıtlamalara karşı doğrudan borçlanmaya geçmeleri Hırvatistan, Baltık ülkeleri ve Türkiye’de önemli bir endişe unsurudur” saptaması yapıldı.

MALİ SEKTÖR İSTİKRARI İÇİN DE RİSK

Uzman Raporu’nda “Sermaye akışıyla tahrik edilen kredilerdeki hızlı büyüme, aynı zamanda mali sektör istikrarına yönelik potansiyel riskleri de yükseltmiştir” denildi ve bunun Baltık ülkeleri, Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Romanya ve Türkiye için söz konusu olduğu belirtildi. Bu bölümde “Türkiye’de geçtiğimiz yıllarda tüketici kredilerinde önemli bir artış meydana gelmiş ve bankalar, müşterileri aracılığıyla dolaylı döviz risklerine maruz kalmıştır” denildi.

Raporda, Türkiye’de 2003-2005 yılları arasında faiz oranlarının düşürüldüğü fakat bunun temelde, başarılı makroekonomik istikrarı izleyen, enflasyonda keskin bir düşüş eğilimi tarafından motive edildiği kaydedildi.

Kimi ülkelerin güçlü sermaye akışı yaşanan dönemlerde faiz oranlarını azaltmada zorluklarla karşılaştıkları kaydedilen raporda “Türkiye’de yetkililer, kendilerine AB hedefini veren sermaye (ya da kredi) kontrollerinin kullanımına karşı çıkarken, böyle bir kontrolün lira için var olan önemli dış pazarın varlığını kolayca tuzağa düşürebileceğini fark etmişlerdir” denildi.

SERMAYE AKIŞININ ALTINDA YATAN NEDENLER

Raporda Türkiye’nin sermaye çekişinde kendisine özgü nedenler şöyle sıralandı: 2000’li yıllarda AB’ye girişe ilişkin umutlar, yüksek faiz farklılıkları, yapısal reformlarla desteklenmiş yüksek büyümeyle birlikte iyileştirilmiş makroekonomik performans, önemli dezenflasyon ve kamu finansmanının konsolidasyonuyla birlikte para politikasının artan kredibilitesi.

Türkiye’ye sermaye akışının “yönelmesi” ise şu nedenlere bağlandı: Bol uluslar arası likitide ve gelişmiş ekonomilerde 2000’lerde yaşanan düşük faiz oranları, çoktaraflı (multilateral) kuruluşlar, uluslar arası bankalar ve ihracat kredi ajansları gibi yabancı yatırımcıların YTL üzerinden hedging yani kur riskini azaltmaya yönelik vadeli işlem ihtiyaçları.

SERMAYE AKIŞINA YANITLAR

Türkiye’nin sermaye akışına verdiği ekonomik politika karşılıkları ise şöyle özetlendi: Geniş çaplı, para arzını artırmayacak müdahaleler (akışın likidite etkisini yönetme), 2003-2004 döneminde kapsam sınırlama, faiz oranlarında azalma (2004 ve 2005’in başları arasında 10 baz puandan fazla), daha sıkı mali politika (cari işlemler dengesinde endişeye ve aşırı para tedavülüne karşı), yerel para birimi araçlarıyla orta ve uzun vadede borçlanmaya yöneliş.

Raporda Türkiye’nin verdiği karşılıklarla birlikte sermaye akışının, bankacılık sistemine olduğu kadar, hisse senedi ve vadeli menkul kıymetler piyasasına önemli bir artışla gelmeye devam ettiği de kaydedildi. (ANKA)

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!