GeriKelebek Huysuz İhtiyar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz İhtiyar

Suskun adamAğzımda at gemine benzeyen bir protezle dolaştığım için, arada bir eşinip kişneme ihtiyacı duyduğumu iki yıl önce size yazmıştım. Evde kimse yokken rahat etmek için bu mereti ağzımdan çıkarıp sonra da nereye koyduğumu bulmak niyetiyle dört döndüğümü, bu yüzden telefonlara cevap veremediğimi ve gelen konuklara kapıyı açamadığımı, bu nedenle de tekrar görüştüğümüzde manalı bakışlarından eve kadın attığımı düşündüklerini anlatmıştım. Hatta, bir gün mendilime sarıp cebime koyduğum bu alçağın, delik cebimden pantolonumun ağına kaydığını ve oturunca beni nasıl dişlediğini de yazmıştım. Sayesinde, kendi kıçını ısırabilen dünyadaki ilk insan olmuştum.*Yarımay şeklinde ve üstünde 5-6 sırıtık diş olan bu protez, geçen hafta ortasında çat diye ikiye ayrılıverdi. Türkiye'de insanın dişlerini sıkmadan yaşaması olanaksız olduğundan, ben de dişlerimi sıka gıcırdata protezimi haklamıştım anlaşılan. İşin kötü, hatta beter yanı, öndeki bu dişler eksilince insan konuşamıyor. Daha doğrusu kendince konuşuyor da,‘‘Sıfılıst... Sıfılsıfılap!..’’gibisinden ‘‘s’’ ve ‘‘f’’ harflerinin bolca olduğu ve de hava kaçıran kamyon lastiği gibi sesler çıkardığından karşınızdaki ne dediğinizi anlamıyor. Hiçbir lafı anlamadığı halde, bir de üstüne gülüyorlar. Ama daha da kötüsü, gülmeleri geçtikten sonra size dört yaşındaki geri zekalı bir çocuğa bakan merhametli amca veya teyze bakışıyla bakıyorlar. İşte, bu merhamet dolu bakış adam öldürür!.. Üstelik, ben garsona bahşiş verirken utanacak kadar mahcup biriyim. Kafamı kesseler, başkasının yanında o ucube sesleri çıkaramam. Dişçiye gidene kadar, ağzımı açamayacaktım. Ama günlerden pazar mı sana!.. Dişçi, mişçi yok!.. Yedek ağzımı yapıştırın diye İlkyardım Hastanesi'ne de gidilmez ki... Uhu, Poligom, 404, marangoz tutkalı vesaire evde ne kadar yapıştırıcı varsa denedim. Ama bir türlü yapışmadı meret. Hatta telle bağlamaya bile kalktım da, teller dilime battı. Herkesin baş ağrısı, mide sancısı, bacak kırığı, hatta kurşun yarası gibi asil dertleri ve acıları olur. Ben ise, peltek peltek poluf, soluf diye sesler çıkarıp utancımdan yerlerin dibine geçiyorum. Uyuz olup kaşınmak bile daha saygın bir hastalık!..*Eşim, kızımla torunları tatile götürdüğü için, ben Mecidiyeköy'deki çalışma evinde kalıyordum. Temiz gömlek ve çorap almak niyetiyle Levent'teki asli evimize gitmek üzere sokağa çıkınca trajedi de başladı. Araba parkına yürürken köşedeki kafeteryanın kaldırıma koyduğu masalardan üstüme doğru bir kız fırladı. Bir keklik sekişiyle yanıma geldi. Bu kadar güzel olmanın da alemi var mı?.. Allah, bu kızı sanki erkek milletine ceza olsun diye yaratmış. Kıza bir bak, sonra Müslüm Sümbül dinlemiş gibi git göğsüne jilet at. Üstüne üstlük, sütun gibi bacaklarının ancak beşte birini kapatacak kadar mini bir etek giymemiş mi sana!.. Benim gibi kaldırıma park etmiş bir arabaya küt diye çarpmayacaksın da, ne halt edeceksin!..Işıl ışıl bir gülümsemeyle,‘‘Siz Oğuz Aral değil misiniz?.. Allah'ım inanamıyorum!.. Sizinle bir gün karşılaşmayı hep hayal etmiştim. Üstelik, yazdığınız çizdiğiniz gibi ihtiyar da değilmişsiniz.’’diye cıvıldadı. En böbürlenik ve en mayışık halimle bir espri patlatmak için ağzımı tam açıyordum ki, aklıma ağzımda protezim olmadığı geldi. Kapalı dudaklarımı daha sıkı kapattım. Bana hayran bir kıza ‘‘Pofuluf... Lebesef!..’’ dediğimi düşünebiliyor musunuz?‘‘En kötü günümde bile yazılarınızı okuyup, karikatürlerinize bakınca kahkahalarla gülüyorum, derdimi unutuyorum.’’Benden yine ses çıkmayınca, kız yüzüme daha dikkatli bakmaya başladı.‘‘Affedersiniz, bir yanlışlık mı yaptım?.. Yoksa siz Oğuz Aral değil misiniz?’’Kafamı önce Türkçe aşağıdan yukarıya, sonra da İngilizce iki yana hayır der gibi salladım. Kızın bütün neşesi bir anda söndü.‘‘Ah, çok özür dilerim... Sizi rahatsız ettim. Televizyonda görmüştüm, Oğuz Aral'a o kadar benziyorsunuz ki... Bir çay içip o esprileri onun sesinden duyabilmeyi hayal etmiştim!..’’Ağzım kapalı durumdayken benden ‘‘ıngıhh’’ diye öyle bir inilti sesi çıktı ki, kız hasta olup olmadığımı sordu. İyiyim anlamına gelecek acaip işaretler yaptıktan sonra elimi sallayıp bir ‘‘bay bay’’ işareti çektim ve içimden proteze küfürler edip dışımdan inileyerek arabama yürüdüm.*Yolda, her zamanki gibi taksilerden biri sağımdan ite kaka burnunu sokup önüme geçmeye çalıştı. Ben de onu kaldırıma çıkardım. Direksiyonda kelce ve gözlüklü bir ihtiyarı gören taksi şoförü, küfür kıyamet ve bir celal arabasından fırladı. Ben de inince küfürler azaldı, adamın sesi de iyice hafifledi. Çünkü garipçik benim göğsüme zor geliyordu ve üstelik en az 30 kilo da farkımız vardı. Tam ben de ağzımı bozacağım sırada, namussuz protez herifin imdadına yetişti. Şoförün suratına sessiz sedasız malak gibi baktım durdum. Benim suskunluğumu korktuğuma veren sıska, yine efelenip düz gitti. Şuna bir şaplak çekeyim diye içimden geçirdim, ama insan küfredip kendini gaza getirmeden kavgaya başlayamıyor ki!.. Sıska şoför hızını alana kadar döşendi... Sonra da bir başpehlivan edasıyla salına salına taksisine binip gitti. Kavga seyretmek umuduyla çevrede toplananların acıyan ve küçümseyen bakışlarını görmemek için ben de hemen gazladım.*Evin önünde arabamdan inerken ‘‘Affedersiniz, biraz bakar mısınız?’’ diye bir ses duydum. Tanıdık biridir diye aklım gitti, hiç oralı olmadım. Ama ellerinde çiçek olan gençce bir çift yolumu kesti.‘‘Çamlık Sokak'ın nerede olduğunu biliyor musunuz?’’Ben cevap vermeyince, adam bu kez daha yüksek sesle sordu:‘‘Çamlık Sokaaak... Sabancı'nın gökdelenlerini geçince hemen görürsünüz dedilerdiii!..’’Adam Çamlık diye bas bas bağırıyor, ama benden ses çıkmıyordu. Kadın, ‘‘Bağırıp durmasana Hilmi... Adamcağız sağır işte!..’’dedi.‘‘Bunların kollarında sarı bezden işaret olmuyor muydu? Bunun sağır işareti yok.’’‘‘O işaret körlerde olur.’’‘‘Hey Allah, bizdeki kısmete bak!.. Yarım saattir adres soracak birini arıyoruz, o da sağır çıkıyor.’’Birden kadının aklına geldi,‘‘Sağırlara ehliyet veriyorlar mı?’’‘‘Olur mu canım, herif klakson sesi duymadan nasıl araba kullanabilir? Sağırlara ehliyet vermezler.’’‘‘Ama Hilmi, bu şimdi arabasıyla gelmedi mi?’’‘‘Ne olacak, rüşvetle almıştır. Gazetelerde okumuyor musun, rüşvetle körlere bile ehliyet alıyorlar. Memleketi bu rüşvetçiler batırdı zaten!..’’Hakkımda kötü bir şeyler söyledikleri anlaşılmasın diye bütün bu lafları yüzüme karşı güleç bir ifadeyle söylüyorlardı. Uyanık kadının yine aklına geldi:‘‘Şuna adresi yazsana, herhalde okuma yazması vardır.’’Hilmi ceketinde kalem arandı, bulamadı. Benimkini çıkarıp verdim. Sonra kağıt arandı, onu da verdim. ‘‘Çamlık Sokak No: 3 Sabri Toraman-Galerici’’ diye bir adres yazdı. Kalemimi aldım, cebime koydum. Sonra da Hilmi'ye elimi bileğimden aşağı yukarı sallayarak ayıp bir işaret yaptım. Hilmi babalanacak oldu, kadın:‘‘Aaa!.. Bırak ayol, pazar pazar başını belaya sokma. Adam hem sağır, hem deli!..’’deyip Hilmi'yi kolundan çekerek götürdü.*Ağzımda bir protez olduğunu bilmelerini istemediğim ne kadar tanışım, dostum varsa hepsinin o gün ya telefonla ya da eve gelerek arayacakları tuttu. Herhalde protezimin kırıldığı herkeslere malum olmuştu. Asker oğlumdan ve eşim Tolga'dan telefon beklediğim için, her çalışta telefonu zorunlu olarak açıyordum. Onlar beni ‘‘fısıloplarımı’’ nasıl olsa anlarlardı... Başka telefonlara el radyosunun parazitli bir istasyonunu cazırdatıp hatlarda arıza var numarasına yatıyordum. Karşıdaki de bir iki alo'dan sonra kapatıyordu. Zaten kapıyı kimseye de açmıyordum. O öfkeyle, Tolga'nın Portakal adlı kedisinin yemek tasına mamalar koyup‘‘Geh Portakal geh kızım!..’’diye en şefkatli sesimle çağırdım. Ama beni görünce, tırmandığı çam ağacından inmedi namussuz kedi.*Ertesi sabah sımsıkı yapıştırılmış bir protezle dişçiden eve döndüm. Altıncı kattaki dairemin denize bakan penceresini açıp ‘‘Heyy, mizah seven güzel kız... Ulan bamya boyundaki kıçı kırık şof

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False