Hayattan Korkma bir insan filmi

Güncelleme Tarihi:

Hayattan Korkma bir insan filmi
Oluşturulma Tarihi: Mart 10, 2008 15:10

Baskül Ailesi ve Uy! Başuma Gelenler gibi sevilen dizilere imza atmış başarılı yönetmen Berrin Dağçınar’ın ilk sinema filmi olan Hayattan Korkma, seyirciyle buluşuyor. Yönetmenle hem filmi hem de genel olarak sinema üzerine konuştuk. Dağçınar’a göre Hayattan Korkma öncelikle insanı anlatan bir film. İşte yönetmenin filmine dair verdiği ipuçları.

Haberin Devamı

İsmail TÜRKMEN

Başrol oyuncuları arasında Zeki Alasya, Tarık Pabuççuoğlu ve Hakan Boyav’ın da bulunduğu Hayattan Korkma, televizyon dizilerinin deneyimli ve başarılı yönetmeni Berrin Dağçınar’ın ilk sinema filmi. Yapımcı Sevda Kaygısız’ın da zaman zaman katıldığı ve daha çok Hayattan Korkma’yı konuştuğumuz sohbetimizde Dağçınar sinemaya dair düşüncelerini de bizimle paylaştı. Berrin Hanım’ın tıpkı filmine yansıttığı gibi hayata hep umutla ve gülümsemeyle baktığını da burada belirtmem gerekiyor.

Baskül Ailesi başta olmak üzere sevilen televizyon dizilerini yönettiniz. Hayattan Korkma sizin ilk sinema filminiz. Filme geçmeden bu konuyu sormak istiyorum. Dizi ve film yönetimini karşılaştırır mısınız?
Berrin Dağçınar: Aslında temelde aynı. Prensipleri aynı. Fakat şöyle bir fark var. Dizi haftada bir bölümün çekildiği ve rutine giren bir iş. Ve hatalarınızı bir sonraki bölümde çabucak telafi edebilirsiniz. Ama sinema filmi öyle değil. Bir kere yapılıyor ve yaptıklarınızdan dönüş pek kolay değil. Onun için her aşamasında çok daha fazla dikkat istiyor. Film yönetmeninin her şeyi baştan iyi planlaması gerekiyor.

Haberin Devamı

O halde dizi çeken her yönetmen sinema filmi de yapabilir mi?
B. D: Genel anlamda öyle. Fakat mesela ben bir film yaptım diye kendimi bir sinema yönetmeni olarak görmüyorum tabii ki. Ancak sinemanın şöyle bir farkı da var. Bir filmi 50 kişi izlese hepsinin de kendine has yorumları oluyor. Halbuki dizi öyle değil. Alışkanlık yaratıyor, karakterleri benimsetiyor. Ve izleyen herkes aşağı yukarı benzer gözlerle bakabiliyor.

Bunun nedeni nedir sizce?
B.D. Çünkü dediğim gibi diziler alışkanlık yaratıyor. İzleyici, karakterlerin ne yapacağını biliyor bir süre sonra. Karakter davranışları yoruma daha kapalı hale geliyor. En azından uzun süreli dizilerde bu geçerli.

ÖNCELİKLE İNSAN DUYGULARINI ANLATMAK İSTEDİM

Hayattan Korkma bir insan filmi

Bununla bağlantılı bir soruyla Hayattan Korkma’ya geçebiliriz sanırım. Filminizde ana hikayenin yanında, bir sinema filmi için çok sayıda yan hikaye ya da alt metin var. Ana hikaye üç ailenin kafa kafaya vererek bir sorunun üstesinden gelme çabaları. Bunun yanında da örneğin Zilli Emine’nin öyküsünü, Engin ile Kardem’in aşkını, Zehra’nın dramını izliyoruz. Daha önce dizi yönetmenizin bunda etkisi olabilir mi?

Haberin Devamı

B.D.- Etkili olmadığını söyleyemem. Ancak şu da var ki normal hayatımızda bile tek bir hikayenin üzerinden gitmiyoruz. Ayrıca biz insan duygularına yönelik bir çalışma çıkarmak istediğimiz için böyle bir kurgunun çıkması normaldi. Odağı farklı hikayelerin kesişme yeri ana hikaye elbette. Örneğin Zilli Emine’nin yalnızlığı, üç ailenin güçlerini birleştirerek önemli bir sorunu çözme çabasıyla birleştirildiğinde daha anlamlı hale geliyor.

Yine de sanırım bu yan hikayeler, çok az filmde olduğu kadar kendisini hissettiriyor filminizde.
B.D. Doğrudur. Ancak insan duygularının daha vurgulu biçimde anlatılabilmesi için bu tür ögelerle beslenmesi gerektiği inancındayım. Bu sayede filmin daha etkili ve keyifli hale geldiğini düşünüyorum.

Haberin Devamı

- Filmin senaryosu da size ait. Senaryoyu da yazan bir yönetmen olmak daha zor olmalı. Ben şahsen filmi izlerken bazı sahnelerde sanki “senaryo ya da yönetimden taviz vermeniz gerekmiş ve bundan dolayı kurguda bir gerilim oluşmuş” hissine kapıldım.
B.D: Aslında pek öyle değil. Başlangıçta filmi biraz daha uzun düşünüyorduk ama sonra teknik nedenlerle planladığımızdan biraz daha kısa tutmamız gerektiği için sizin hissettiğiniz “sert geçişler” olmuş olabilir. Atmak zorunda olduğum bazı sahnelere kıyamama durumu olsa da sonuçta yapmam gerekeni yaptığımı düşünüyorum. Ancak tabii belki de başkasının yazdığı bir senaryo olsaydı biraz daha rahat davranabilirdim evet.

Haberin Devamı

Sert geçişler demişken bir yerden örnek vermek istiyorum. Bedrettin’in karısının, kaynanasına “Bu çocuk için her şeyi yapacağız” şeklinde patlamasına seyirci öncesinde tam da hazırlanmamış gibi.

B.D: Biz bunu özellikle yaptık aslında. Çünkü o ana kadar kaynanasına saygıda kusur etmemiş bir kadının bir çocuğun sağlığı söz konusu olduğunda nasıl bir isyan haline gireceğini göstermek istedik. Burada annelik duygusunun kaynanaya saygının önüne geçtiğini söyleyebilirim.

ANNE-ÇOCUK İLİŞKİSİ ÇOK ÖZEL

Hayattan Korkma bir insan filmi

Kadın ve çocukların sorunlarına ilişkin filmde özel göndermeler var. Kadın ve anne olmanızın bunda ne derece etkisi oldu?
B.D.: Etkili olduğunu söyleyebilirim. Kişisel olarak anne-çocuk ilişkisinin diğer tüm ikili ilişkilerden farklı olduğunu düşünüyorum. Baba-çocuk ya da sevgili ilişkilerinden de çok ayrı bir durum söz konusu burada. Baba-çocuk ilişkisi de çok önemli olsa bile anne ile çocuk arasında organik bir bağ var sonuçta. Belki de kolay kolay koparılamayacak tek ilişki budur. Dolayısıyla filmde olduğu gibi bir çocuğun annesinden ayrılması çok travmatik olabiliyor. Bunu gerçek hayatta da görüyoruz ve kimilerine duygusallık olarak gelse de ben bu tür duyarlıkları öne çıkarmayı istedim.

Haberin Devamı

Murat’ın hastalığının hikayeye dahil olması nasıl oldu?
B.D. Bu konuda genel bir bilgim vardı. Sonra araştırdığımda filmim için uygun bir vaka olduğuna karar verdim. Özellikle de kanser gibi daha yaygın bir hastalık üzerinden bir şeyler anlatmak da istemedim. Bu, zamanla gelişen bir hastalık ama aynı zamanda filmde yaşanan olayları tetikleyecek kadar da dramatik bir sorun. Çok tehlikeli olmasına rağmen kolaylıkla da halledilebilecek bir sağlık sorununun bazı insanları ne kadar zor durumlara düşürebileceğini anlatmak için uygun bir vakaydı.

Kişisel deneyimlerimle de tarttığımda aslında filmde her şeyin rahatlıkla gerçek olabileceğini düşünüyorum. Ama yine de kendi kendime “Filmden çıkan insanlar hayata dair acaba fazla mı umuda kapılabilir” diye sordum. Yani sanki sonuç itibarıyla filmde tamamen gerçek olabilirliğine karşın bir naiflik var. Bu konuda ne diyeceksiniz?

FİLMİMİZ FERAH BİR PENCERE GİBİ

B.D: Açıkçası bunu da özellikle böyle kurguladığımızı söylemek isterim. Zaten bütün gerçekliği içinde filme bazı sahnelerde masalsılık katmayı uygun gördük. Çünkü mesela renkli mısır patlakları gibi bir şey yok gerçekte. Çok denememize rağmen biz yapamadık en azından. Hepimizin pekala yaşayabileceği sorunlar üzerinden “pes etmemenin mutlaka ödüllendirileceği” fikrini işlemek istedik.

Sevda Kaygısız: Zaten fazlasıyla karamsarlık dolu bir dünyada yaşıyoruz. Umutlarımızın içinde bile umutsuzluklar var. Sinemaya gelip filmimizi izleyen insanlara ferah bir pencere açtığımızı düşünüyorum. Bahsettiğiniz naiflik izlenimini veren tesadüfler iyisiyle kötüsüyle herkesin rahatlıkla yaşayabileceği şeyler ve bunlar bize güzellikler getirebiliyor.

Çocuklarına bile sevgisini göstermeyen bir karakter olarak Zehra da hayatın içinden mi? Çünkü çocuklarına sevgisini göstermeyen baba figürüne çok aşinayız ama böyle bir anneyi pek bilmeyiz.

B.D: Kesinlikle böyle anneler var hayatta da. Zaten bir de küçük yaşta evlatlık verildiği için yaşadığı travmaya bu şekilde tepki veriyor.

Bir de Allah’a inanan bir komünist Bedrettin var filmde.

B.D: Aslında Allah’a inanıp inanmadığı çok da belli değil ama Murat’ın soruları karşısında “taşra komünisti” olarak davranıyor. Aile gibi kültürüne ait olan bütün değerleri savunan, bununla birlikte de komünist olan bir adam.

Renkli mısır fikri nereden çıktı?
B.D: Çocuklar her zaman farklı şeyleri merak ederler. Benim de çocuğum ve onun arkadaşları var. Onların dünyasına yakın olduğum için aklıma gelmiş olabilir.

Öyle görünüyor ki çocukluğunuzu kaybetmemişsiniz.
Sevda Kaygısız: Filmden sonra çocuklar anne-babalarından renkli mısır isteyebilirler. Hatta belki birileri bunu gerçekleştirip piyasaya da sürebilir. Ama fikrin haklarını filmimizle tescil ettirmiş olduk artık. (Gülüşmeler)

ERTEM EĞİLMEZ TADINI YAKALAMAK İSTİYORUM

Hayattan Korkma bir insan filmi

Sinemanın son dönemlerindeki durumu için ne düşünüyorsunuz? Biliyorsunuz bugünlerde genel bir şiddet hali hakim sinemaya.
B.D:Evet. Ben şahsen filmlerin insanları ve özellikle de çocukları etkilediğine inanıyorum. Bir anne olarak da çocuğumu yaşına uygun olmayan yapımlardan uzak tutmaya çalışıyorum. Ayrıca ben de o tür çalışmaların içinde bulunmak istemiyorum. Ben yaptığım filmlere ya da dizilere mafyanın, silahın, şiddetin girmesini uygun bulmuyorum. Kendi yaşadığım çevrede bunlar yok. Dolayısıyla da yaptığım işe de girmesinin bir anlamı bulunmuyor. Aksiyon filmleri de olacak tabii ama hedef kitlenin çok iyi seçilmesi gerekiyor.

Filmin klasik Yeşilçam saflığına yakın durduğu şeklinde yorumlar okudum.
B.D:Evet senaryoyu ilk okuyanlar da orada Ertem Eğilmez tadı olduğunu söylediler. Tabii bunu ne kadar yakalayabildim bilemiyorum ama yaptığım işin Ertem Eğilmez’inkine benzetilmesi benim için büyük bir gururdur. Ertem Eğilmez’de de hep o insani sıcaklık vardır. Onda mesele mekan değildir, giysi ya da makyaj değildir, tamamen insanın kendisidir. Benim en çok etkilendiğim filmler onundur. Çünkü doğrudan insan ilişkilerini anlatır. Yeşilçam’da çok başka akımlar da var ama ben Ertem Eğilmez çizgisini keşke yakalayabilsem diyorum açıkçası. Ama ben bunun kesinlikle hayatın dışında ve olmayacak hayalleri kapsadığını da düşünmüyorum.

FİLMİN FRAGMANI VE SEANSLARI İÇİN

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!