GeriKelebek Hayatın anlamını bulmuştum ama evde kaldı!!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hayatın anlamını bulmuştum ama evde kaldı!!

Gelin, kabul edin. Dünya 6 milyar ego’nun bir arada yaşam sürdüğü bir yer! Ve de hayat, egomuzu maksimum düzeyde tatmin etme süreci. Benim bu yazıyı yazma sebebim de sizin bu yazıyı okuma sebebiniz de aslında aynı: Egomuzu daha görkemli tahtlarda oturtabilme arayışı. Bu haftayı, maskelerimizi düşürme haftası ilan etmiş bulunuyorum. Okurken egonuz kendini çırılçıplak hissedebilir ve de bundan rahatsız olabilir. Umurumda değil. Çünkü, benimki bugün bunları yazarak yücelmek istiyor...

Psikanalitik teoriye göre ego, “ben” diye bahsettiğimiz şeyin ta kendisi. Dış dünyayı algılayan, iç değerlendirmeler yapan, planlar yaratan, bunları uygulayan ve dış dünyayla etkileşim içinde olan yanımız... Psikanalitik teorinin işi burada bitti ve onu bir kenara bırakıyorum. Kendi iddiama yani, yüzde yüz Türk yaratıcı sermayesinin ürünü Egosfer’e geliyorum.

 

İnsanlarla olan ilişkilerimizi yöneten, kariyerimizi planlayan, bizi bir yerlere getiren-getirmeyen, yerine göre bizi vezir de rezil de eden şey bizim egomuzdur. Egosfer ise sadece ve sadece kendini düşünmek üzere programlanmış bu “şey”den milyarlarcasının bir arada yaşamasıyla oluşan bir atmosferdir. Çelişki moleküllerinden oluşan... Alçak kişilik basınçları ile yüksek kişilik basınçlarının bir araya geldiği... Bu karşılaşmaların polemik rüzgârlarıyla sonuçlandığı zorlu bir atmosfer. Moleküllerin diğerleriyle birarada olmaktan hiç mutlu olmadığı ancak, uzaya dağılmak varken bunu yapmayıp bir arada kalmakta ısrar ettiği bir ortamdır egosfer.

 

Size evinizde, işyerinizde, kendi başınıza deneyebileceğiniz bir şey önereceğim. Bunu yaparsanız, yukarıdaki önemli paragrafı çok daha iyi anlayacağınızdan eminim.

 

Elinize bir adet gazete alın. Onu, içeriğine kapılmaksızın, bir uzaylı gözüyle inceleyin. Hadi hep beraber çevirelim sayfaları. Bakalım neler göreceğiz...

 

Manşette x devleti ile y devletinin arasındaki anlaşmazlık var. Nedir bu? Ulusal ego!

 

Çevirin sayfayı, ikinci sayfaya gelin. Ne gördünüz? İki mankenin selülit kapışması mı var yoksa?

Alın size meydan muharebesine “soyunmuş” iki adet manken egosu.

 

Üçüncü sayfada töre cinayeti mi var? O halde onu da not edin. Onun adı aile egosu.

 

Birkaç sayfa daha çevirin ve ekonomi sayfasına gelin. Ne diyor? BİİİİZZ ŞU KADAR MİLYON DOLAR İHRACAT YAPTIIIK. Ben sizi tanıyorum. Siz kurumsal egosunuz.

 

Sayfaları haşır huşur çevirmeye devam edin. Spor sayfasına gelin. Beşiktaş Fener’e nasıl da çaktı! haberlerini görünce durun (Not: Beşiktaşlıyım). Buna da toplulukların egosu diyebilirsiniz.

 

Hürriyet’in İK ekini alın ve karıştırın biraz. İşlenen konulara dikkatli bakın. Takım çalışması dosyasında durun meselâ! İnsanlar neden bir takım oluşturur acaba? Egonun arzuladığı yere tek başına ulaşmasının imkânsız olduğunu gördüğü için olmasın sakın?

 

Acı ya da tatlı bilemem. Ama gerçek bu. Bu fotoğrafı çekmeden kendinize egosferde daha yüksek rakımlı bir tepe bulamayacağınızı bilin.

 

Şimdi aynayı biraz da kendinize tutun. Tutmadan önce de soyunmaktan sakın utanmayın.

 

Sevgilinizden ayrıldınız. Yoksa “gurur”unuzu mu incitti? Ya da evliydiniz ve boşandınız. Avukatınız eşinizle aranızda şiddetli geçimsizlik yaşadığınızı mı yazdı dilekçeye? Geçinemeyen iki şey neydi acaba? İki beden mi, iki espri anlayışı mı, iki farklı müzik zevki miydi? Yoksa, bir eve sıkıştırılmış iki ego zararlı bir tepkimeye mi girdi? Ya da aldatıldınız! Haklı bir şekilde büyük bir tepki verdiniz. Bu tepkinin altında bunu “bana” nasıl yapar duygusu vardır belki de.

 

Ferrari almak neden her erkeğin hayalidir hiç düşündünüz mü? Koltukları çok rahat olduğu için mi? Evdeki koltuğunuz gayet rahat oysa. Beygir gücü mü? Diyelim ki öyle. Başkalarının arabasından daha güçlü bir arabaya olan arzunun nedeni ne o zaman? Neden 300 beygir gücünde bir Şahin rüyası değil de Ferrari hayali? O dünya güzeli makinanın en güzel yanı dışıyken ve de onu kullanırken o güzelliği siz değil camın dışındaki insanlar yaşarken ona yatırılan 200 bin dolar niye? Diğer egoların, ona sahip olan egoya biçtiği değer olmasın sakın?

 

Gelelim kariyer hayatınıza. Ben, isteyen herkes marka olabilir dediğimde neden beni mail yağmuruna tuttunuz? Ve de ben neden bu durumdan çok büyük zevk aldım??? Hepimizin kovaladığı başarının bize en cazip gelen yanı ne acaba? Beğenilme duygusu olmasın? Yüzlerce insanı kendi rızasıyla, yağmur altında, yüzlerce kişiyle birarada, yirmi saat Popstar kuyruğunda tutan şey nedir sizce? Popüler olmak mı? Güzel. Peki, popüler olmanın cazibesi nereden gelir?

 

Her şey daha yüce bir ego için... Hayatın anlamı bu kadar basit aslında. Boşuna Hindistan’lara gidip vakit kaybetmeyin.

 

Ne münasebet, ben egom için yaşamıyorum diyebilirsiniz. Gerçekten de öyle olabilirsiniz. O zaman size şunu sorarım. Kendinizde Mevlâna’nın hayatını okuduğunuzda gördüğünüz “aşmışlık olgusunu” görüyor musunuz? Eğer tahmin ettiğim gibi görmüyorsanız o zaman siz de bizdensiniz ve de aramıza hoşgeldiniz...

 

Ben, senelerdir bir dolu marka için bir şeyler arıyor ve buluyorum. Size şunu söyleyebilirim. Gerçekleşen fikirlerimle gerçekleşmeyenleri birbirinden ayıran tek bir şey var. Kendi egomun dışında diğer egolara olan katma değeri. Hayata Egosfer penceresinden bakmadan önce çok daha farklı düşünüyor olsam da bu böyle. Attığınız adımlar, ürettiğiniz fikirler, yönettiğiniz projelerin içinde diğer egoların yerleşebilecekleri koltuklar yoksa, o tren asla kalkmıyor!

 

Gerçek bu. Çok da şaşılacak birşey değil bu aslında. Benim egoist olmaya hakkım varsa, diğer insanların da var. Eğer, benim egom diğer hemcinsleriyle birarada yaşamak ve çalışmak noktasında hemfikirse o zaman bazı şeyleri onlarla paylaşmak noktasında da hemfikir olmak zorunda. Sadece ben diyerek bir yerden bir yere gitmek mümkün değil. Bu gerçekle gül gibi geçinip gitmenizi öneririm. Yoksa, işiniz çok zor olur.

 

Kendi markanıza değer katmak hepimizin ortak hedefi. Bunu yan masamızda oturan diğer markaya değer katmadan yapmaya çalışırsak işimiz gereksiz yere zorlaşır. Yöneticinizin şahsi markasına değer katmayan hiçbir işin ondan onay alamayacağını ben size garanti ederim. Kurumsal markaya hizmet ederken kişisel markamızı ihmal etmek ne kadar yanlışsa, kendi egomuzu yüceltirken aynı takımda yer aldığımız diğer egoların payını hesaplarına yatırmamak da o kadar yanlış.

 

Şöyle durumlarla da karşılaşabiliriz. Bir ego bir şeyi diğeriyle paylaşmayı külliyen reddedebilir. Bu durum kesinlikle ihtimal dahilidir. Şahsen ben bunu çok yaşamışımdır. Birçok durumda birçok muhterem kişilik, kendisine sunduğum tüm “birlikte kazanalım” önerilerine kendisini kapatmış ve onun bilinçaltı benimkine “kendim kazanırken senin kaybetmeni istiyorum” demiştir. O zaman da sandığımdan savaş baltalarımı çıkarmışımdır. O da ayrı bir keyiftir ya neyse!

 

Bilirsiniz. Dil toplumun aynasıdır derler. Gerçekten de öyledir. Bir örnek “kendini beğenmiş işte ne olacak!” deyimidir. Kendinizi beğenmeniz ayıptır bizim ülkemizde. Karşındakini beğenmek ise iltifat! Ben de bunu hiç anlamam. Kardeşim deli miyim ben? Tabi ki kendimi beğeneceğim. Burada aslanlar gibi buRAK dururken neden elaleme hayran olayım ki? Onu bu şekle sokan benim ve benim zevkim. Beğenmeyecek olsaydım onu böyle biçimlendirmezdim.

 

Kendinizi beğenin arkadaşlar. Çünkü o sizin en büyük eseriniz. Büyük sanatçılar, büyük liderler, dahî yöneticiler hep “kendini beğenmiş” insanlardır. Neden acaba? Şöyle düşünün. Sizin takdir etmediğiniz bir şeyi diğer insanlar neden takdir etsin? Başarı, ağır ol molla desinlerle, ah canım ne iyi insan ağzı var dili yok, pırlanta gibi çocuk vallalarla olmaz. Mütevazı olma gerçek sanırlarla olur.

 

Elbette, her şeyde olduğu gibi kendini beğenmenin de bir raconu var. Basit bir formül yardımıyla insanların kendinizi beğenmenize tepki vermemesini sağlayabilirsiniz. Formül çok basit: Diğer insanları da beğenin! Olumlu yanlarını. Bunu da dile getirin. O zaman iki egoyu birbiriyle çarpıştırmamış olursunuz.

 

Şunu da asla unutmayın. Yaratıcılığınızı, birden çok egoyu yüceltecek konular üzerine yoğunlaştırdığınızda destek bulursunuz. Diğer durumlarda yalnız kalırsınız ve yalnız egoistlerin başarılı olması paylaşımcı egoistlere göre çok daha zordur. Hattâ imkânsız olduğu bile söylenebilir...

 

Bilgi çağı öyle nefis bir çağ ki onda her egoya yetecek kadar yer var!

 

burak@strategica.gen.tr

 

buRAK özDEMİR'in yenibir.com'da yayınlanan diğer yazıları:

 

Kızarmış Kreatif Tavuk!
Alaturka iletişim prensipleri
Deja-vu Kültürü!

En zengin 100 dünyalının başarı sırrı

Kariyer planı out marka planı in

Medeniyetin Panzehiri

(Marka olmayı) Düşünüyorum o halde varım  

Geçse de gençlik çağı...

Demokra-sirk

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False