Eşimle yemeğe çıkmayalı iki yıl oldu

Güncelleme Tarihi:

Eşimle yemeğe çıkmayalı iki yıl oldu
Oluşturulma Tarihi: Ekim 07, 2012 00:00

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu siyasetin keşmekeşine gizlenmiş kalbini açtı. İstanbul’a dair hayallerinden, ileride yaşamak istediği yere, çocukluk anılarından ailesine her şeyi anlattı...Bu röportajda başka bir Kılıçdaroğlu’yla tanışacaksınız

Haberin Devamı

Yedi kardeşli kalabalık bir aile... Nasıl bir eve doğdunuz?
- Kendimi hatırladığım ilk yer Van’ın Erciş ilçesi. Yemyeşil, çok güzel. İnsanları da son derece sıcakkanlıydı. Babam memurdu, ben de ilkokula orada başladım. Kalabalık bir aileydik ama iki kardeşim benimle Erciş’e gelmemişler, Tunceli’de kalmışlardı. Yıllar sonra gördüm onları...

Neden yıllarca ayrı kaldınız?
- Ninem onları bırakmak istememiş ve “Yanımda kalsınlar” demiş. Yıllar sonra o iki kardeşimle karşılaştım. İlkokula ikiz kardeşimle başlamıştık.

Aynı sınıfta mıydınız?
- Evet, aynı sınıftaydık. Zaten küçük bir okuldu. Babamın tayini çıktı. Erciş’ten ayrılıp Tunceli’ye gittik. Bir yıl kaldık. İlkokul dördüncü sınıfı orada, beşinci sınıfı ve ortaokulu Bingöl’ün Genç İlçesi’nde okudum.

/images/100/0x0/55eaf4def018fbb8f8a1964d

Haberin Devamı

Yaramaz bir çocuk muydunuz?
- Kavga ettiğimi hiç hatırlamıyorum. Her öğrencinin yaptığını biz de yapıyorduk. Öğretmenlerimize isimler takıyorduk. Ama başarılı bir öğrenciydim. Okulda bir tören olmuştu. İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezbere okudum. Allah rahmet eylesin babam çok mutlu olmuştu.

Memur bir babanın çocuğu olarak birçok yeri gezdiniz. Sizi en çok neresi etkiledi?
- Bingöl’ün Genç ilçesi. Orada köklü arkadaşlıklarım oldu.

Hâlâ görüşüyor musunuz arkadaşlarınızla?
- Çok sık olmasa da bir araya geliriz. Çocuklukta yaşadıklarımızı konuşuruz. Bu arkadaşlarım farklı düşüncelerde. Örneğin birisi daha sonra Refah Partisi’nden belediye başkanı seçildi. Ama çocukluğun beslediği arkadaşlıklar kolay unutulmuyor.

Ailede öne çıkan bir tek siz mi varsınız?
- Üniversiteyi bitiren tek kişiyim. İkizim ortaokulda bıraktı okumayı.

KIZGINLIĞIMI SUSARAK ANLATIRIM

Size tıpa tıp benzeyen bir ikiz mi?
- Yoo, aynı yumurta ikizi değiliz.

Çocukluğunuzdan kulağınızda kalan bir anne-baba nasihati var mı?
- Aklımda kalan baba nasihati, “Sen doğru dur, eğri belasını bulur.” Hayatımda kavga ettiğimi hiç hatırlamıyorum. Yaradılışım böyle.

Haberin Devamı

Kızgınlığınızı karşınızdakine nasıl ifade edersiniz?
- Susarak...

Sabahları güne kaçta, neyle başlıyorsunuz?
- Genelde 7.30’da kalkıyorum. İlk iş gazeteleri okurum. Hepsini okurum ancak ilk dörtte sıra şaşmaz: Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve Vatan.

Genel başkanlıktan sonra hayatınızda neler değişti?
- Özel hayat diye bir şey kalmadı. Hiçbir tiyatro oyununu kaçırmaz, sinemaya giderdim. Bu ağır yükü omuzladıktan sonra sosyal hayatı askıya aldık. Geçen gün bir arkadaşımın Küçükesat’ta açtığı sahaf dükkânına gittim. Çok güzel kitaplar, gramofonlar... O havayı teneffüs etmek çok güzeldi.

Bu ağır yükten bazen yoruluyor musunuz?
- Hayır, yorgunluk değil de siyasette ahlak dediğimiz kavramın oluşması lazım. Siyaset adamı inandığı doğruların arkasında durmalı. Eğer bir sorumluluk üstleniyorsanız etik değerlere daha fazla önem vermeniz gerekiyor.

Haberin Devamı

Hobileriniz, tutkularınız, kendiniz için yapmak istediklerinizi rafa mı kaldırdınız?

/images/100/0x0/55eaf4def018fbb8f8a1964f

- Bu dönemde rafa kalktı... Gençliğimde pul koleksiyonculuğuna meraklıydım.

Eyvah! Kızlara gösterdiniz mi?
- Yok öyle bir şey olmadı... Zarflardan damgalanmış pulları kesip hâlâ saklarım.

En son ne zaman tatil yaptınız?
- Rize’de iki gün tatil yaptım. Sonra Gaziantep olayı olunca yarıda kesip oraya gittim.

Kitap okumaya vakit bulabiliyor musunuz?
- Otomobille bir yere giderken kitap okuyorum. Öğrenciliğimden gelen bir tutku. Piyasada çok zor bulunan hatta bulunmayan kitaplar kitaplığımda
mutlaka vardır.

EVDE GENEL BAŞKAN HANIMDIR

/images/100/0x0/55eaf4def018fbb8f8a19651

Haberin Devamı

Sevgi, aşk hayatın neresinde?
- Hayatın kaynağı sevgidir, aşktır. Baktığınız zaman sevgi üzerine, aşk üzerine tasavvuftan tutun da kitaplara, şiirlere, romanlara kadar pek çok şey yazıldı.

Kaç yıllık evlisiniz?
- 1974’te evlendik, 38 yıllık evliyiz.

Evin genel başkanı kim?
- Hanım tabii ki. Hatta güzel bir fıkra anlatayım. Temel’e “Nerelisin?” diye sormuşlar. ‘Valla, henüz evlenmedim’ demiş. Bizimki de biraz öyle. Aslında Türk toplumu çocuk erkil bir yapıya sahip. Çocuk olduktan sonra bütün sevgi çocuk üzerinde yoğunlaşır.

Onların nasıl büyüdüğünü gördünüz mü?
- Doğrusunu isterseniz fark edemedim. Üçü de İstanbul doğumlu. Bürokraside görev alıp Ankara’ya gittikten sonra geç saatlere kadar çalışıyordum ve hafta sonu dışında onlara hiç vakit ayıramıyordum.

Haberin Devamı

Siyaseti eve taşır mısınız?
- Evde babayım ve eşim. Siyaseti zorunlu olmadıkça konuşmam. Zaten evde çok az konuşurum.

Evdekiler sizin hayatınızı mı yaşıyor yoksa herkesin bir hayatı var mı?
- Çocukların her birinin kendi hayatı var. Oraya müdahale etmiyoruz. Kızım evli. Diğer kızım İstanbul’da bir bankada avukatlık yapıyor. Oğlum Güney Kore’de doktora yapıyor. Onunla Skype aracılığıyla görüşüyoruz. Dolayısıyla eşimle baş başayız.

Çocukların “Baba hiç göremiyoruz seni...” sitemleri oluyor mu?
- Eskiden, daha ilköğretimde okurlarken, “Babamız bizi dışarıya çıkaracak” diye hafta sonunu beklerlerdi. Ben onları bir pastaneye götüreceğim... Aradan yıllar geçti bir hafta sonu oğluma “Güzel bir film gelmiş, beraber gidelim mi?” dedim. “Baba ben arkadaşlarımla gideceğim” dedi. Öyle anlaşıldı ki artık kendi dünyaları var.

DOKTOR CHP’Lİ Mİ?

Aklınıza geldikçe sizi tebessüm ettiren bir anınız var mı?
- Kürt sorunuyla ilgili çözümümüzü götürmek üzere Sayın Başbakan’ı ziyarete gitmiştik. Sağlık sorunu nedeniyle ameliyat geçirmişti. Boğazından aşağı nefes alabilsin diye ameliyat sırasında bir aygıt indirilmiş. O da ses tellerini biraz rahatsız etmiş. Bunu anlatınca “Herhalde o doktor CHP’lidir” dedim. Sayın Başbakan önce ciddi sandı “Gerçekten CHP’li mi?” diye sordu. Böyle renkli anılar var.

İSTANBUL BUNDAN BÖYLE SENİ VERMEM ELLERE

/images/100/0x0/55eaf4def018fbb8f8a19653

Herkesin İstanbul’la bir öyküsü vardır. İlk İstanbul’a geldiğinizde nelerle karşılaştınız?
- Beni şaşırtan şey kentin hareketliliğiydi. Karşıya geçmek için arabalı vapura binmiştim, gömleğim nemden ıslanır gibi olmuştu. Daha sonraki yıllarda buraya yerleştim, çocuklarım oldu. İstanbul’un güzelliğini keşke yaşatabilseydik. Düşünün, üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir tarih, kültür, estetik... Ne isteseniz var. Ama o estetiği büyük ölçüde kaybetmişiz. İstanbul’da balık tuttuğumu da hatırlıyorum...

Sizin için nasıl bir kent İstanbul?
- Karmaşık bir kent. Soylu bir kadın. Boşuna şair ‘Beni bu havalar mahvetti’ demiyor.

İstanbul bir kadın olsaydı ona nasıl bir aşk şiiri yazılırdı?
- Nazım’ın bir şiiri var. “Yeşillere, allara, yapraklara, dallara nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara. Gayri bundan böyle seni vermem ellere...”

Peki İstanbul’u gözleri kapalı dinlemek artık hayal mi oldu?
- İstanbul üzerine her türlü övgüyü yapabiliriz ama bu şehri nasıl mahvettiğimizi de görmemiz lazım. İstanbul’u en iyi bilenler İstanbul’da yaşayanlar değil; İstanbul’da okuyup tanımak için gelenler aslında. Örneğin kentte uzun yıllar yaşayıp da Boğaz’ı görmeyen İstanbullular var.

İstanbul her gelene kucak açıyor, nüfusu her geçen gün artıyor. Buna dayanabilecek mi?
- Dayanamayacak. Anadolu boşalıyor. Kayseri, Kahramanmaraş, Karadeniz boşalıyor. Oysa siz Anadolu’da cazibe merkezleri, iş alanları yaratmalısınız ki insanlar İstanbul’a gezmeye gelsinler.

Anadolu yakası, Avrupa yakası... İki yakası bir araya gelmiyor mu bu kentin?
- Boğaz köprüsü yaparak kentin estetiğine bir şeyler katmıyorsunuz. Ankara’yı Ankara yapan Mustafa Kemal Atatürk, şehir planını çizmek için yurtdışından bir uzman getiriyor. Caddeler yapılıyor. “Ya bu kadar geniş cadde olur mu?” diyorlar. Oysa o caddeler 300 bin nüfusa göre yapılmış. Bugün İstanbul’da meydan var mı? Meydanlar özgürlük alanıdır. Bu kadar görkemli bir kent büyük caddelere, geniş meydanlara, opera salonlarına, sinema salonlarına, tiyatro salonlarına sahip olmalıydı.

Munzur Nehri’nde alabalık mı, İstanbul Boğazı’nda balık mı?
- Munzur’un kenarında özellikle Ovacık’ta balık yemek müthiştir. Orada doğayla kucaklaşıyorsunuz. İstanbul Boğazı tabii çok daha farklı. Burada da doğa var ama uygarlığı biraz daha fazla görüyorsunuz. Bir mum yakıyorsunuz sevdiğinizle beraber, kadehinize şarap ya da rakı koyabiliyorsunuz. İçip İstanbul’un güzelliğini yemekle beraber tadabiliyorsunuz.

Eşinizle en son ne zaman karşılıklı balık yediniz, şöyle bir mum ışığında?
- Galiba bundan iki yıl önceydi... Ankara’da bir balık lokantasına gitmiştik baş başa.

Hayal kurar mısınız?
- İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.

Nasıl bir İstanbul hayal ediyorsunuz?
- Sadece Türkiye’nin değil dünyanın da entelektüel birikim alanı olmalı. Fabrikalar başka yere gitmeli. Gidersiniz Paris’e, Sacré Coeur’de, Montmartre Meydanı’nda ressamlar resim yapar. Niye İstanbul’da olmasın?

Sanatçıların da İstanbul gibi hırpalandığını düşünüyor musunuz?
- Biz politikacılar sanata hoyratça davranabiliriz. Entelektüel birikimin olduğu toplumlarda sanatçı her zaman el üstünde tutulmuştur. Osmanlı’da da padişahlar sanata ve sanatçıya çok büyük önem vermiş. Cumhuriyet’le birlikte Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Devlet Tiyatroları kurulmuş.

Severek dinlediğiniz bir şarkı, türkü var mı? Arada sırada mırıldanır mısınız?
- Şu sıralar, Suriye gündemdeyken ‘Yemen bizim neyimize?’ türküsünü çok anlamlı buluyorum, seviyorum ve dinliyorum. Türkü Yemen’de ödenen ağır bedelleri, derin yaraları anlatıyor...

KÜÇÜK BİR KASABAYA MESELA BURHANİYE’YE YERLEŞMEK İSTERİM

/images/100/0x0/55eaf4def018fbb8f8a19655

Bir gün başınızı alıp gitmek isterseniz, nereye gidersiniz?
- Sessiz, sakin küçük bir Anadolu kasabasına gitmek isterim. Özel bir tercihim yok. Burhaniye olabilir mesela.

Siyasetçi emekli olmaz; siz emekli olunca Anadolu kasabasına yerleşip ne yapacaksınız? Politika mı?
- Yok, aslında anılarımı yazmak isterim. Özellikle de siyasetteki anılarımı.

Zaman zaman gözleriniz doluyor ama o son damla hiç akmıyor... Ne zaman akar?
- Duygusal anlarımız var elbet. Film izlerken, şiir okunurken ya da şehit cenazesinde duygulanmamak mümkün değil.

Ama o anlarınızda da hep bir kontrol var...
- Hayat bize bunları öğretti. Gönlümde yatan, bu ülkede herkes mutlu olabilsin. Bu coğrafya çok güzel. Siz İstanbul’u seviyorsunuz. Bütün dünya İstanbul’u seviyor. Hepimiz İzmir’i seviyoruz. Çocukluğum Bingöl’ün Genç ilçesinde geçti. Küçük bir ilçeydi orası, hâlâ giderken heyecanlanıyorum.

Sizin kaçıp nereye gideceğiniz belli oldu. Burhaniye’ye, Bingöl’ün Genç ilçesi de ilave oldu...
- Niçin olmasın! Bakın unutamadığım çocukluk anılarımdan biridir: Ortaokul öğrencisiyiz. Genç İlçesi’nin herhangi bir köyüne giderdik. İnanır mısınız o köydeki insanlar bizi karşılarlar, yere sofra kurardı ve o sofraya oturup yemek yerdik. Ne biz onları tanırdık, ne de onlar bizi tanırdı... Düşünün insan sevgisini...

Şimdi gittiğinizde öyle değil mi?
- Yine öyle ama ciddi bir duygu kopukluğu çıkıyor ortaya. O duygudaşlığı yeniden yakalamak zorundayız. Ben çocukluğumda yaşamı boyunca ilk kez tren gören insanı da gördüm. Ve nasıl korkup kaçtığını hatırlıyorum.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!