Dünyanın en büyük transseksüel sesleri Türkiye’den çıkma

Güncelleme Tarihi:

Dünyanın en büyük transseksüel sesleri Türkiye’den çıkma
Oluşturulma Tarihi: Haziran 23, 2007 00:00

"Bir gün büyüyeceğim ve güzel bir kadın olacağım. Fakat şimdi bir çocuğum, şimdi bir oğlanım." New Yorklu grup Antony and the Johnsons’ın İngiliz solisti Antony Hegarty böyle söylüyor. Kendimi, çocukluğumda hissettiklerimi anlatmıştım bu şarkıda ama şimdi dayatılan kimliklerinden memnun olmayan herkesin şarkısı oldu diyor.

Bir transseksüel olan Antony, grubuyla yaptığı albümle 2005’te Coldplay gibi favori grupları eleyip Mercury ödülünü almıştı. Bu ödül yıllarca marjinal bir hayat süren, New York’un yeraltı kulüplerinde fahişelerle ve transseksüellerle kabare yaparak hayatını kazanan Antony için bir kabul görme belgesi gibiydi. O mutlu oldu, onun müziğinden bu sayede haberdar olanlar ise kulaklarına inanamadı. Bu nasıl bir ses? Bir şarkı bu kadar hüzünlü, böyle tüyler ürpertici ve aynı zamanda umut dolu olabilir mi, diye sayıkladı. Lou Reed "Antony’yi sahnede ilk dinlediğimde bir melekle karşılaştığımı düşündüm ve ağladım" dedi. 8 Temmuz’da İstanbul Caz Festivali için İstanbul’da bir konser verecek olan Antony’yle şarkılarındaki hüznü, hayatın zorluklarını ve transseksüelliği konuştuk.

Babaanneniz daha neşeli şarkılar söylemenizi istiyormuş. Bu konuda bir gelişme var mı?

- Şu anda yeni albümün kaydı için stüdyodayım. Doğaçlama yaptığımız için çok farklı yönlere gidiyor parçalar. Genel olarak daha neşeli olduklarını söyleyebilirim. Ama ben daha neşeli biri miyim? Hayır. Aynıyım, iniyorum ve çıkıyorum.

Böyle hüzünler aleminden çıkan albümler yaptığınız için sizin depresif biri olduğunuz düşünülüyor. Doğru mu?

- İlginçtir, çünkü durum tam aksi. Aslında vaktimin büyük kısmını gülerek geçiren bir tipim, somurtmam. Grupla beraberken de sürekli espri filan yaparım.

90’larda New York’taki Pyramid adlı bir barda Fiona takma adıyla kabare benzeri şovlar yapıyordunuz. O günleri biraz anlatır mısınız?

- New York’a 1990’da taşındım ve hemen gece hayatına sızdım. 300 kişilik küçük bir kulüp olan Pyramid’e de öyle başladım. Marjinal performans sanatçılarından ve fahişelerden oluşan Siyah Orkideler diye bir grup kurdum. Sadece gecenin bir köründe karşınıza çıkabilecek bu çok renkli insanlarla müthiş şovlar yaptım. Sihirli olduğu kadar mutsuz bir dönemdi New York için, çünkü AIDS sanat dünyasını fena halde vurmuştu. Her gün başka bir acıklı hikayeyle uyanıyor, paramparça oluyorduk.

Albümünüzün kapağında neden Andy Warhol’un kanserden ölen yıldızı Candy Darling’in fotoğrafı var?

- O fotoğrafı New Yorklu çok değerli neo-klasik bir fotoğrafçı çekmişti ve AIDS’ten öldü. Benim için Darling’in o resmi aydınlık ve karanlığı tek karede buluşturuyor.

Bir şarkınızda yaşlılıktan ve ölmekten bahsediyorsunuz. Yalnız ölmekten mi korkuyorsunuz?

- Hepimiz bundan korkuyoruz aslında. Her şeyin temelinde bu korku yatıyor. Beni asıl ilgilendiren öldükten sonra gideceğimiz yerde yalnız olmak. Bu çok kötü olmaz mı?

Gençken Boy George’un kahramanınız olduğunu söylemiştiniz. Neden?

- George’la şimdilerde çok konuşamıyoruz ama o benim hayran olduğum biridir. Çünkü feminendir, yaratıcıdır, güzeldir. Meydan okur. Bir insanda olması gereken bütün erdemler onda var. Çocukken gerçekten onu bir tanrıça olarak görüyordum. Hep onun gibi biri olmayı diliyordum.

Mark Almond’u ise "O benim gerçek annem" diye tanımlamıştınız?

- Ergenlik dönemimde onun müziğine kapılıp gittim. Bugünkü şarkılarımı, müzikal birikimimi ona borçlu olduğumu düşünüyorum. Sanatçı kimliğim onun sayesinde doğduğu için böyle demiştim.

AİLEMİN CİNSEL KİMLİĞİMİ KABULLENMESİ ZAMAN ALDI

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

- Annem bir sanatçı. Babam çok fakir bir aileden gelmesine rağmen okumuş, mühendis olmuş. Sakin ve normal bir aile hayatım vardı. Onlarla iyi anlaşırım ama bu noktaya kolay gelmedik. Benim cinsel kimliğimi kabullenmeleri zaman aldı.

Çok acayip bir ses tonunuz var. Size melek sesli diyorlar. Şarkı söyleyebildiğinizi ne zaman fark ettiniz?

- 7 yaşındaydım ve kilise korosunda şarkı söylemeye başladım. Fakat bir süre sonra çevremizden erkek adam şarkı söylemez gibi rahatsız edici yorumlar gelmeye başladı. Bunlara aldırmayacak kadar kendimi kaptırmıştım ben. Bunu idrak edince, 12 yaşımda bana bir org aldılar. O günden beri şarkı yazıyorum.

Dindar biri misiniz?

- Dindar diyemem. Gökyüzünde birinin bizi yargılayıp, kınadığı fikrine karşıyım. Çünkü bu büyük bir yalan. Yıllardır dinler aracılığıyla bize öğretilen korkulardan, hiyerarşinin her türlüsünden, saçma ideolojilerin hapsinden kurtulmalıyız. Çünkü temelde bütün dinlerin erkek gücünü muhafaza etmeye yönelik olduğunu düşünüyorum. Ben spiritüellikle ve metafizikle ilgili çok kafa patlatıyorum. Ben neyim? Ruhum nedir? Niye buradayız? Dünyanın ruhu nerede? Tanrı nedir? Bu sorular zihnimde dönüp duruyor. Şarkılarımda da hayatımda da bu soruların cevabını arıyorum. Şu anda kaydettiğim albümün de ana teması spritüalite.

En meşhur olan şarkınızda "Bugün bir oğlanım ama büyüdüğümde bir kadın olacağım" diyorsunuz. Şarkıdaki ümitli ama kafası karışık çocuk siz misiniz?

- Şarkıyı kendim için yazmıştım, son derece kişiseldi ama şimdi kendisine dayatılan kimliklerden sıyrılmak isteyen herkesin şarkısı oldu. Bir çocuğun özgürlüğünü ve seçim hakkını savunuyorum. Hayatta yakınınızdan geçmeyen bir hikaye gibi görünse de aslında sizi ilgilendiriyor işte.

Cinsiyet nedir sizin için?

- Benim için cinsiyet sabit olmayan, akışkan bir şeye dönüştü. Dünya ise hálá ataerkil ve cinsiyeti iki kutup arasında tartışıyor. Ben dünyanın kategorilerine giremiyorum, bu kutupların hiçbirine tam olarak ait hissetmiyorum. Bazıları benim kafamın karışık olduğunu düşünebilir ama hayır. 36 yaşındayım ve ne hissettiğimi biliyorum. Sorulduğunda da transseksüelim diyorum.

Hayatın kıyısında yaşayan bir marjinalim

Bir transseksüel olarak New York’ta hayat nasıl?


- Nispeten daha kolay ama Amerika’nın her yeri için bunu söyleyemem. Yakın zamanda bir şarkıyı kaydetmek için Jamaika’daydım. Orada transseksüellere karşı çok saldırgan bir tavır takınıyor toplum. Türkiye’de bu kadar kötü olduğunu düşünmüyorum çünkü dünyanın en büyük transseksüel sesleri Türkiye’den çıkma. Bülent Ersoy ve Zeki Müren... Benim bu konuyla ilgili bir tezim var. Bir toplum transseksüel çocuklarını kabul ettiği ölçüde sağlıklı bir ruha sahiptir. Transseksüellere kötü davranan toplumların kimyasında bir bozukluk olduğunu düşünüyorum. Çünkü transseksüeller bir toplumun en kırılgan, en özenli, en yaratıcı ve şefkatli insanlarıdır. Böyle olmak onların doğası... Ben "Transseksüellere hoşgörü gösterin" noktasını çoktan aştım. Artık "Transseksüelleri Tanrı’dan gelen bir hediye olarak görün" diyorum. Ailelerin çocukları transseksüelse Tanrı’ya teşekkür edip, bunu kutlamaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o çocuk ışıkla dans edip, cinsiyetler arası bir köprü kuracaktır. Ruhani bir mesajı vardır. Eğer transseksüel çocuklarınıza sahip çıkarsanız, onların kalbinden altın bir nehir aktığını görürsünüz. Bu da sizin toplumunuz için bir servettir.

Bu konuda sivil toplum örgütleriyle çalışıyor musunuz? Bir aktivist misiniz?

- Özel bir STK’yla çalışmıyorum ama bu benim hayat tarzım ve deneyimlerimi anlatıyorum. Geçen gün televizyonda transseksüellere "Aileniz, toplumunuz ve dininiz sizi dışlayabilir. Ama aldırmayın. Tanrı size tapıyor" dedim.

Mercury ödülünü kazandığınızda sahneye çıkıp "Bir yanlışlık olmadığına emin misiniz" dediniz. Neden?

- Benim hayatımda böyle şeyler, yani büyük ödüller pek sık olmaz. Hiç olmaz hatta. Yıllarca New York’un yeraltında şarkı söyleyip, bir gün ana akım tarafından kabul görmeyi bekledim. O gün geldiğinde de çok şaşırdım. Kulaklarıma inanamadım. Çünkü gördüğünüz gibi hayatın kıyısında yaşayan marjinal biriyim.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!