Çocuk ruhlu bir denizciyim

Güncelleme Tarihi:

Çocuk ruhlu bir denizciyim
Oluşturulma Tarihi: Şubat 15, 2012 00:00

Şimdilerde Beneteau 50 model bir yelkenliye sahip Mehmet Aslantuğ’un denizciliğe ilgisi 1984 yılında aldığı 7 metrelik tirhandil ile başlamış. Ve zamanla hedef büyütmüş. Geçtiğimiz günlerde Yacht dergisi ekibini teknesinde ağırlayan ünlü oyuncu, en büyük hayalinin yelkenliyle dünya turuna çıkmak olduğunu söyledi.

Haberin Devamı

VAKTİNİN ÇOĞUNU DENİZDE GEÇİRİYOR (FOTO-GALERİ)

Röportajlarınızda “Bir insanı sevmekle başlar her şey” diyen Sait Faik hikâyelerinin hayatınızdaki önemine hep değiniyorsunuz. Peki ya “denizi sevmek”?

- Her şeyin bir insanı sevmekle başladığını anladığınız an; denizin de sadece bizi taşıyan ve bunu hayli ucuza yapan bir su birikintisi olmadığını kavradığınız andır. Tıpkı Burgaz’dan, Varna’dan, Halikarnas’tan seslenen Sait Faik, Nazım Hikmet, Cevat şakir gibi; bazen insanı, bazen denizi, ama sıklıkla da hem insanı hem denizi birlikte yaşar, birlikte coşarsınız. Karadeniz’in kıyıcığında bir yerde büyümüş olmanın da büyük etkisi vardır elbette...

Yelkene olan merakınız nasıl gelişti? Bu konuda bir eğitim aldınız mı?            

- Bizim çocukluğumuz, kayıklara direklerin artık dikilmediği yıllara denk düştü. Pancar motorların işgaline doğmuş, kamyonların istilasını görmüştük! Demiryolunun kilometrelerce suya paralel gittiği bir hatta büyümüş çocukluğumuza, ne denizin ne de tren istasyonlarının türküsünü öğrettiler. Biz kavradık bir gün, aniden; Sait Faik’le, Nazım Hikmet’le, Cevat şakir’le birlikte, önce onları anlayarak! O zaman tanıdık rüzgârı da, şarkısını da... Severek başlamak yetiyordu ve üç beş günlük eğitimlerin de lafı olmazdı zaten. Koca bir hayatı adamaya hazırdık, adadık!

İlk teknenizi ne zaman edindiniz?  

- 1984’te kısa bir denemem olmuştu birkaç arkadaşımla birlikte. şiir düşkünlüğümüzü suyun karşı kıyısına da dökelim arada diye, 7 metrelik tirhandil tadında bir teknemiz olmuştu. Son paralarımızı da bakım ve armasına harcamış, beş parasız kalmıştık. Olmadı, sattık tabii! O vakitler üniversite öğrenciliğimize parasal kaynak yaratmak için, deneysel sahne gruplarından bazı arkadaşlarla turne ekipleri oluşturur, para kazanmaya çalışırdık.

Şu anki Beneteau 50 model yelkenlinizi, yani nam-ı diğer Sevgili’yi ne zamandır kullanıyorsunuz?

- 13 yıl... Ondan önce Yeni Zelanda’ya giderek bu suları terk eden 11,60 metrelik (38 feet) bir yelkenlimiz vardı. 50 daha sonra yapıldı.

BU TEKNE BANA ÇOK SEVGİLİ DAVRANDI

İsmi neden “Sevgili”?

- Çok sevgili davrandı, iyi havada, kötü havada! Sevgili olmak için ille de kadın, erkek, velhasıl insan olmak gerekmiyor ya hani?

Satın alırken temkinli miydiniz? Sevgili’nin içinde veya donanımında kendinize göre bir değişiklik yaptınız mı?

- Belli bir deneyimden sonra sanırım çoğumuz temkinliyizdir. Ama bu gibi markalar 100 yılı aşkın bir zamandır üretimdeler. Majör hatalar zaten yapmazlar. Sadece kullanıcının zevki ve kişisel eğilimlerine göre birtakım planlama ve değişiklikler için biraz dikkatli davranmak işe yarar. Değişikliklere gelirsek, bu süreç içerisinde teknolojide baş döndürücü bir hıza da tanıklık ettik ve etkilendiğimiz ürünler oldu tabii. Hem navigasyon ve diğer elektronik paketlerle ilgili, hem de bazı mekanik malzemeler açısından ufak tefek değişiklikler yaptık biz de.

Tekneyle yaptığınız en uzun seyir hangisiydi?

- Marmara’yı, Çanakkale Boğazı’nı ve Ege’yi bir çırpıda çok kez geçtik geldik; ama tam tur Karadeniz’le Cebelitarık ya da Süveyş çıkışları bekliyor hâlâ... Kısmet!

Denizde zorlu anlarınız oldu mu?

- Çook! Zorluk-tecrübe eğrilerim bazen kesişti, buluştu, bazen de hazırlıksız yakalandım! Aslında aradığımız da biraz böyle bir şey değil mi? Yoksa deniz kenarında ya da yakınında bir yazlık ev veya otel de, tıpkı diğer tercih sahiplerini ağırladığı gibi bizi de ağırlar. Ama denizcilerin istediği bu olmasa gerek. Diğer alışkanlıklara kıyasla görece zorluklara da sevdalıyız biraz. O zorluklar ki, dinginliğin ve sükûnetin notalarını yeniden anlatır. Biz de daha iyi anlarız şüphesiz, yeniden. Hayat da böyle güzel değil mi zaten?

CAN, BEBEKLİĞİNDEN BERİ TEKNEYE ALIŞKIN

Teknede genelde kimlerle vakit geçirmeyi tercih ediyorsunuz?

- Denizi sual etmesin yeter. Onun sunduğu her koşulla uyumlu olanlarla çok mutlu olurum! Başlarda çöpçatanlık yapardık, hevesliydik. Ama artık hazır olsunlar istiyor insan. Hele bu tip kayıklarla ve biraz rüzgâr isteyen yolculuklar için başka türlüsü zor! Geniş banyolar, rahat kanepelerin ev sahibi bizler değiliz. Bizim denizcilerin biraz izci ruhlu olması gerekiyor. Volkanik göllerin kenarında çadır açmasa da, uyku tulumu giymiş, kamp ateşi görmüş, 1500-2500 metrelerden yıldız saymış arkadaşları tercih ediyoruz, mümkünse!

Aileniz de tekne ve denizden keyif alıyor mu? Görev paylaşımı var mı?

- Can, bebeklikten beridir alışkındır. Arzum, dayanıklı sayılır ama zorlamamak gerekir! 3-4 bofor hava, 50-100 mil arası seyir, onun sevdiği limitlerdir. Dümen, olağanüstü koşullar yoksa serdümen aramıyor artık! Malum teknolojiler bu görevi devraldılar. Mutfak bağlantılı işleri paylaşırız ya da Arzum genellikle bize bırakmaz. Can, armayla henüz tanıştı kuvvet açısından. Bana gelince, çocuk ruhlu bir denizci olarak her işi severek yaparım, hiç gocunmam.

Yıl içerisinde teknede çokça vakit geçirebiliyor musunuz? Nerelere gidersiniz genellikle?

- Değişiyor! Sahada yani film ya da dizi çekimlerinde olduğumuz zamanlar belirliyor bu durumu. Ama yıl ortalaması üç ayı buluyor. Gitmeyi sevdiğimiz yerlere gelince... Aslında nereye gittiğin çok da önemli değil! Çünkü bedenini nereye taşırsan taşı, duyguların tamam değilse gittiğin yerin esiri olursun, farkında olmazsın! Sevgili de, yaklaşık 12 yıldır Göcek’te kışlıyor. O tarihlerde Marmara’ya gözlük düşürsek arkasından atlayıp atlamamak için bir düşünürdük. şimdi kollektörler ve sair tedbirler çok işe yaradı tabii, suyun kirliliği azaldı. Yine de aşağıya gidip gelmek akıl ve beden sağlığına iyi gelir!

GÖCEK GELECEĞE DAHA SAĞLIKLI BAKIYOR ARTIK

Türkiye’de sizi çok etkileyen kıyılar oldu mu?

- Ayvalık körfezinden başlar, ızmir, Bodrum, Datça yarımadalarının “Bir kısrak başı gibi” uzanıp kucakladığı bütün körfezlerden geçer, Likya’ya kadar uzanan hatta her yer olur, hepsi ayrı bir keyif yaşatır. Hisarönü-Yeşilova’da biraz daha uzun kalabiliriz. Limonata gibi, içtikçe yeniden arzular insan! Fethiye Körfezi ve elbette Göcek koyları da yeni alınan tedbirlerle geleceğe daha sağlıklı bakıyor artık. Gerçi bu gibi önlemler bütün kıyılarımız, körfezlerimiz, koylarımız için hayati önem taşıyor şüphesiz. Gökova’ya da dikkat etmek gerek!

Denizdeki seyri sevme nedeniniz böylesi bir yaşamın size huzur veriyor oluşu mu? Yoksa tekneyle yarış fikrine de açık mısınız?

- Uzun süreli alarga vakitlerini, iki-üç saatlik seyirlerle bölerim her gün. Kalan zamanları da tüplü-tüpsüz dalışlar, biraz sualtı ve su üstü fotoğrafçılığı, yazalım mı, çizelim mi yoksa okuyalım mı gibi lezzetlerle de tamamlamaya çalışıyorum fani olma halini! Yarış meselesine gelince... Aslında Sevgili, gezi-yarış sınıfında performans gösterebilecek bir tekne ama biraz doldu, son altı yedi yıldır! Mürettebat kamarasına baş pervanesi, su yapıcı gibi ilavelerim oldu. Tüpler filan... Irgatım “Baba” bir ırgattır; zincir de hem 12’lik, hem de 120 metre civarında ki, marina dışı gecelemelerde zaman zaman nasıl işe yaradığına tanık oldum. Suda duruş dengesi için kıç ağırlıklarım, işim gereği de ses ve görüntü sistemleri ıvır zıvır var. Zaten yarış için bineceğimiz tekne de var arkadaşlarımızda... Yarış, biraz daha performans karinası ve yelken donanımı istiyor ki, keyifli ve hakikatli olsun.

Yelken ve deniz sevginizin film ve dizilerinize de yansıdığı oluyor. “Bir İstanbul Masalı”nda Selim’i oynarken son bölümlerde tekneyle dünya turu için denize açılıyordunuz. Sizin böyle bir hayaliniz var mı?

- “Bir İstanbul Masalı”nın senaryosunu yazan arkadaşlarımız da denize düşkünlerdi. Bu sahneleri yazmak onları da, beni de rahatlatıyordu. Dünya turu meselesi ise yaklaşık 10 senedir gündemde ama ha bu yıl, ha önümüzdeki yıl derken bir türlü olamadı. Elbette kararlılık devam etmekte ve fazla gecikmeden bir dönüp gelirim diye düşünmekteyim. Umarım kendimi kandırmam!

Son olarak, denizi seven ama hâlâ uzağında yaşayanlar için önerileriniz neler olabilir?

- Denizi seven ama hâlâ uzağında yaşayan biri için mi? Hiçbir şey!

Haberin Devamı

FİLM ATÖLYESİ BODRUM’A TAşINIYOR

2009 yapımı “Aşkın İkinci Yarısı” filminin senaristi, yönetmeni, yapımcısı ve oyuncususunuz aynı zamanda. Filmdeki gibi bir sahil kasabasına yerleşmeyi düşündünüz mü hiç?

- Bir film atölyemiz var. 18 yaşına girdi geçen sene. Kısmen kıyıya taşımıştım, Bodrum yarımadasının güneyine... Bu yıl da kalanını taşıma ihtimalim yüksek. Nedeni de kıyılarda, usul usul ve daha uzun vakitleri yaşamak için tetiklenen, tamamı bana ait duygular. Can’ın okul düzenini altüst etmeden bir formül bulacağız sanırım.

Haberin Devamı

ÇERKEZ ETHEM’İ OYNAYACAK

Yeni bir projeniz de var. Bir dönem Hollywood’da yapımcı-yönetmen olan Muhittin ızzet Kandur’un (Mohydeeen Izzat Quandour) Çerkez Ethem’in hayatını konu alan filmi için çalışmalara başladığını biliyoruz. Çerkez Ethem nasıl bir proje?

- Milli mücadele için yakınlarına bile idam sehpası kurabilmiş biriyken son değerlendirmelerini sağlıklı yapamamış ve egosuna teslim olmuş bir liderdir Ethem Bey. Buna rağmen ciddi zararlar verebilecekken de güçlerini milli mücadele lehine dağıtmayı ihmal etmemiştir. Açıkçası, çok sinematografik bir kişiliğe sahip... Dönem de müthiş öyküler barındırıyor zaten.

Kıyıdaki yaşamları anlatan biri olarak, rolü tamamlamada kendi yaşantınızın da etkisi olacağını düşünüyor musunuz?

- Gözlem ve deneyimlerimin katkısı olur şüphesiz. Bu, öykülerin kimyasına bağlı biraz da...

Haberin Devamı

                                         

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!