Çatalı fırlatıp masadan kalktım babam bir ay sofraya oturtmadı

Güncelleme Tarihi:

Çatalı fırlatıp masadan kalktım babam bir ay sofraya oturtmadı
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 17, 2009 00:00

"Puzzle Portreler"de alışıldığı gibi insanların yaşamöyküsünün geniş özetini vermeyeceğim. Tıpkı bir puzzle çözer gibi konu aldığım kişinin yaşamına ve kimliğine dair parçaları yan yana getireceğim. Okuyanlar, o parçalar aracılığıyla farklı bir resme ulaşacak.

İlk olarak, Nimet Çubukçu ile görüştüm. Çubukçu, Türkiye’nin ilk kadın Milli Eğitim Bakanı olarak siyasette özel bir yere sahip. Sorularımı -AKP kuruculuğunu öneren kişinin adı hariç- açık yüreklilikle yanıtladı. Yaşamıyla ilgili bir perde aralandı, orada babasını gördüm! Portrenin farklı yönü babasıyla ilişkisinde saklıydı...

ÇOCUKLUK KAHRAMANIM BABAM

Babam bizi hem çok sever, hem de hissettirirdi. Her doğum günümde mutlaka hediye alırdı. Ben üniversite için İstanbul’a gittikten sonra da her 3 Mart’ta telgraf gönderdi. Hiç şaşmadan saat 09.20’de gelirdi doğum günü telgrafları. O saatte elime geçmesini özellikle istermiş. Çünkü ben 1965 yılının 3 Mart’ında saat 09.20’de dünyaya gelmişim. Bu telgraflardan ilkini 18 yaşımda aldım. "Bugün senin doğum günün benimse hayatımın en güzel günü" diye yazmıştı. Hálá saklarım o telgrafları.

Babam (Ferit Baş), çok küçük yaşlarda önüme bir hedef koydu. Avukat olacaktım! O kadar motive olmuşum ki, Ayrancı’da (Karaman) ilkokula başlarken öğrenci çantası yerine avukat çantası aldırdım.

Biraz içine kapanık bir çocuktum. Babam öğretmenimle konuşup sosyal olmamı sağlamasını istemiş. O yüzden öğretmenim de şiir okutur, piyeslerde rol verirdi. Hep kitap okurdum. Bazen kayaların üzerine çıkar ya da aynanın karşısına geçer konuşurdum. Aslında hep avukatlığa hazırlanırdım.

Babam ticaretle uğraşırdı. Benim siyasetçi olmamı isterdi. Kendisi CHP’liydi, sosyal demokrattı. Babamla iş ortağı olduğu da yazıldı ama kendisi Tayyip Bey’le hiç tanışmadı.

Onu 1999’da kaybettim. Yalova’da deprem sonrasında çok zor saatler geçirmişlerdi. İki hafta sonraydı. Telefonda 1.5 saat yaşamdan, ölümden konuştuk. Akşam yemeğe misafirim gelecekti. Cep telefonumu evde unutup markete gittim. Sonra geldiğimde çok sayıda arama gördüm. Karaman’dan Yalova’ya giderken kalp krizi geçirmiş. Ben Eskişehir’deki hastaneye ulaştığımda yaşıyordu ama görüştürmediler. Sabaha karşı vefat etti...

UNUTAMADIĞIM ÇOCUKLUK ANIM
/images/100/0x0/55eac03ef018fbb8f8945bf6


Herkesin deli deyip dalga geçtiği garibanları babam eve getirir karınlarını doyururdu. Eski, yırtık pırtık kıyafetli çocuklar bizimle birlikte yemek yerdi. Bir gün yine Vedat ve Rüştü adlı iki kardeşle sofraya oturduk. Rüştü, kuru fasulye, pilav ve ayranı bir tabakta karıştırıp öyle yemeye başladı. Ben de titizim, dayanamadım o görüntüye. O sinirle elimdeki çatalı masaya fırlatıp kalktım. Babam beni bir ay sofraya oturtmadı ve benimle konuşmadı. Çok ağladım, çok üzüldüm. İnsanlara eşit davranma dersi verdi o davranışıyla.

ROL MODELİM KADINLAR MARIE CURIE VE MADELEINE ALBRIGHT

Şu kişiyi örnek aldım, hedef aldım demem çok doğru olmaz. Ancak hayatını bir şeylere adayanlara çok hayranımdır. Ömrünün 25 yılını bir deney laboratuvarında geçirdiği için Fransız fizikçi Madam Curie’ye çok hayranlık duyuyorum. Öte taraftan üç çocuk annesi olmuş, eşinin aldatmasıyla 40 yaşından sonra üniversite okuyup Amerika gibi bir ülkenin ilk kadın dışişleri bakanı olması nedeniyle Madeleine Albright’a da hayranlık duyarım. Önemli bir başarıdır Albright’inki. Aslında bir hedefi olan ve bu hedefe ısrarla ilerleyen insanlara hayranlığım var.

Köpeğim Thomas’ın ölüm tarihini hiç unutmam: 30 Ağustos 1979

Küçükken kedim, köpeğim, hatta tavşan ve ördeğim bile oldu. Annem hayvanları çok severdi. Gittiği her yerden minik yavrular bulur getirirdi. O yüzden çocukken hep kedim, köpeğim oldu. Top adlı bir köpeğim vardı. En çok hatırladığım ise köpeğim Thomas. Çünkü o büyüdüğüm dönemlerde öldü. Hatta tarihini bile günü gününe hatırlıyorum; 30 Ağustos 1979. 15 gün yemek yiyememiştim ağlamaktan. Kedilerimin adları da Pamuk ve Fincan’dı. Kediler insanı çok rahatlatan bir canlı. En gergin anımda bile onları görünce içim ısınıyor. Cüzdanımda kedi fotoğrafları, gazete kupürleri taşıyorum. Hayvan sevgisi benden de oğluma geçmiş olacak ki, 1,5 yaşında iken gittiği yuvada hayalini sormuşlar. "Bir pengueni kucaklamak" demiş.

KIRILMA NOKTAM

28 ŞUBAT

İstanbul’da avukatlık yapıyordum. İstanbul Barosu’nun Çocuk Hakları Komisyonu’ndaydım. İşimi çok seviyordum. Tayyip Bey’in mahkûm olup hapishaneye girmesinden sonra, bir kırılma noktası yaşadım. Aslında ben 28 Şubat sürecinde o toplumsal kırılmada taraf oldum.

HAYALİM TORUNLARIM OLSUN

Hayallerimdeki noktaya geldim. Siyasette önemli bir konumdayım.

Artık hayalim bundan sonrası için ileride çok iyi anılacak şeyler yapmak. Özel yaşamımda ise oğlumun büyüdüğünü, geleceğini kurduğunu hayal ediyorum. Evlensin, torunlarım olsun istiyorum. Küçükken de zaten hep büyüdüğünü hayal ederdim. Şimdi hayallerim hep oğlumla ilgili.

EN MUTLU OLDUĞUM AN

Çağrı’yı kucağıma aldığımda gökyüzüne yükseldim
/images/100/0x0/55eac03ff018fbb8f8945bf8


Oğlumu ilk öptüğümde bulutlara dokunduğumu hissettim. Bu sevgi, o doğar doğmaz ilahi bir güç tarafından yüreğime kondu. O zaman daha inançlı biri oldum.

HAYATIMIN EN’LERİ

Hayattaki en büyük korkunuz?

- Korkularımı dile getirmekten de korkarım, olması ihtimalinden dolayı.

En nefret ettiğiniz davranış biçimi?

- Riyakárlık.

En sevdiğiniz tatil kenti?

- Göcek.

En sevdiğiniz sözcük?

- Merhamet

En nefret ettiğiniz sözcük

- Nefret.

En sevdiğiniz yemek?

- Annemin yaptığı bulgurlu köfte.

En sevdiğiniz tarihi kişilik?

- Halide Edip Adıvar.

En sevdiğiniz kitap?

- Victor Hugo’nun Sefiller’i.

En sevdiğiniz film?

-Esaretin Bedeli (Frank Darabont’un 1994 yapımı filmi)

En sevdiğiniz yazar?

- Tolstoy

En iyi dostunuz?

- Nurhan ama soyadını söylemem, o da istemez.

En sevdiğiniz sanatçı?

Neşet Ertaş

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!