Bu albüm kısık ateşte yavaş yavaş pişti

Güncelleme Tarihi:

Bu albüm kısık ateşte yavaş yavaş pişti
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 01, 2004 00:49

Onu Pentagram Grubu’nun solisti olarak tanıdık. 96 yılında tek başına yoluna devam etmeye karar veren Ogün Sanlısoy, 1999 yılında ilk albümü ‘Korkma’yı çıkardı ama dönemin getirdiği aksilikler yüzünden adını duyurmayı başaramadı. Ardından gelen zor ve ağır dönem onu müzikten soğutmadı. Dört yıl sonra, geçtiğimiz hafta Sony Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluştu. Albümün adı ‘O gün.’

Albümde bir de Ferdi Tayfur klasiği olan ‘Ben de Özledim’ cover’ı var. Sanlısoy rock ve arabeskin karışımının nasıl bir şey olacağını merak etmiş ve cover’lamaya karar vermiş. Şarkının albümün sound’una çok uyduğunu söylüyor. Albümde rock sound bütünlüğünün altında arabeskten hip hopa ve hatta funka uzanan bir renklilik var. ‘Bu sefer her şey tam istediğim gibi oldu’ diyor.

Sizinle ilgili ilk hatırladığımız Pentegram’ın bir dönem solisti olduğunuz. Onun öncesinde ne yapıyordu Ogün?

-
Ben kendime bir gitar edinip öğrenme aşamasından sonra bir arkadaşımla birlikte ikili bir grup kurup, bilinen cover şarkıları barlarda söylemeye başladık. Tabii bir süre sonra tatmin olmamaya başlayınca daha büyük bazı gruplarda birtakım denemeler yaptım. Tam da o sıralarda, Pentegram’ın bir soliste ihtiyacı olduğu dönemde, bana teklifte bulundular. 92 başıydı. O teklifi değerlendirip onlarla kısa bir prova döneminden sonra Trail Blazer’ı kaydettik. O albüm Türkiye’de yapılmış ilk İngilizce sözlü heavy metal albümdür. Pentagram’la 4-5 sene birlikte çaldık. 96 sonunda ben gruptan ayrıldım ve solo albüm üzerine çalışmaya başladım.

İlk albümde istediğiniz çıkışı gerçekleştiremediniz ve albüm çok fazla satmadı. Neden?

- O çok kötü bir dönemdi. Ekonomik krizler, depremler ve daha birçok aksaklık vardı. Bütün bunlardan dolayı albümü çok fazla tanıtma fırsatımız olmadı. Bir de o dönem için fazla erken ve deneysel bir sound taşıyordu.

SAMİMİ OLDU HER ŞEY

Sonrasında ne yaptınız?

- Uzun, zor ve ağır bir dönem oldu benim için. Bir başarısızlığın üzerine insanın hevesi ve umudu kırılıyor. Kendime ve şarkılarıma güveniyordum ama böyle bir başarısızlık 1-0 mağlup başlatıyor, bir plak şirketine gittiğinde ister istemez bir önyargı doğuruyor. Bir de bu albümün daha iyi olması gibi bir sorumluluk yükledi bu başarısızlık bana. Ama en güzel yanı albümün hazırlık süresinin dört yıla uzanması ve bütün şarkılar üzerinde çok detaylıca çalışılmış olması. Başka bir deyişle kısık ateşte yemek yavaş yavaş pişti ve bugünlere geldi.

Kısık ateşte pişen albüm nasıl oldu?

- Çok renkli oldu. Mesela arabesk bir şarkının rock yorumu var, hip hop öğeler taşıyan bir şarkı var, türkü formatına yakın bir şarkı var... Bir de altyapısında darbukaların yer aldığı bir şarkı var. Bunun biraz da kendi zenginliğim olduğunu düşünüyorum. Heavy metal’den daha akustik balat şarkılarına kadar çok değişik tarzlar söyledim yıllarca. Bunların hepsinin bir özeti, yansıması oldu bu albüm. Yeni jenerasyon yaratıcı ve birbirine benzemeyen şeylere yöneliyor artık. Ben bu albümde o samimiyeti ve farklılığı yakaladığımı düşünüyorum.

Nedir sizin farkınız?

- Albümde aşklarım, kızgınlıklarım, kırgınlıklarım, hayatla ilgili düşüncelerim, kendimle konuşmalarım var. Albümü hazırlarken tamamen özgür ve birtakım kaygılardan uzak olduğum için samimi oldu her şey. Yapılmış olmak için yapılmadı bu albüm.

Endüstri tasarımı okumuşsunuz. Müzik ne zaman öne çıktı?

-
Ben üç yaşımda resimler çizmeye başlamışım. ‘Ben ne olacağım’ sorusu gündeme gelince de güzel sanatlar akademisinin yetenek sınavıyla öğrenci aldığı endüstriyel tasarım bölümüne girdim. Okula girdikten sonra bir gitar aldım ve bir anda müziğe olan aşkım okulun önüne geçmeye başladı. Sonrasında okul aksadı, Pentagram hayatıma girdi ve müzik, hayatımın orta yerine düştü. Okul da sekiz yılda bitti zaten.

Aileniz ‘Oğlum ne olacak senin bu halin’ diye kaygılanmadı mı?

- Tam bu çocuk altın bilezik takacak diye düşünürlerken ben belime kadar saçlarla konserden konsere giden bir adam olmuştum. İlk başlarda kaygılandılar ama bir süre sonra baktılar ki yapacak bir şey yok. Ben subay bir babanın oğluyum. Babam çok toleranslıydı ve belki de o rahatlık bana bu radikal kararı aldırdı. Tabii yine de o kadar kolay olmadı hiçbir şey.

Hayatla aranız nasıl peki?

- Bazen iyi bazen kötü. Genel olarak savaşmak yerine iyi geçinmeye çalışıyorum hayatla. Çünkü hayatla savaşacak kadar güçlü değiliz.

Nasıl yaşıyor Ogün?

-
Albüm çıkmadan önceki uzun bir süre doğum sancısının çeker gibiydim. Albüm çıktıktan sonra kendime geldim. Bir de ben gece içeri girmeyen bir adamdım ama son üç yıldır bunu tersine çevirmeyi başardım. Hayatıma daha dikkat ediyorum ve daha düzenli yaşıyorum artık.

FERDİ TAYFUR COVER’I ALBÜMÜN NAZAR BONCUĞU

Albümün en ilgi çekici yanlarından biri de şüphesiz Ferdi Tayfur’un ‘Ben de Özledim’ine yaptığınız cover. Sen de mi cover yaptın gibi tepkilerden korkmadınız mı?

- Biz bu parçayı ilk olaak 2000’de Kemancı’da çalmıştık. 70’li yıllara ait bir şarkıydı ve o zamanlar çok katı ayrımlar vardı müzikte. Rock dinleyen arabesk dinleyemez gibi. Bu iki öğenin bir araya gelince nasıl bir şey olacağını merak ettim ve denemeye karar verdim.

Ferdi Tayfur nasıl buldu şarkısının yeni halini?

- Ferdi Bey şarkıları konusunda bir hassasiyet gösteriyor. İlk kez bir şarkısı bu kadar farklı bir tarzda yorumlanıyor. Bu yorumu çok beğendiğini söyledi. Albümde de nazar boncuğu gibi bir yeri oldu. Benim bestelediğim bir şarkı kadar yakın buluyorum kendime.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!