Boşlukta süzülür gibi yaşayanların dansı

Güncelleme Tarihi:

Boşlukta süzülür gibi yaşayanların dansı
Oluşturulma Tarihi: Nisan 13, 2013 00:00

Güncel sanatımızın tartışmasız en önemli sanatçılarından Hale Tenger 4 Mayıs’a kadar Galeri Nev’de devam eden kişisel sergisinde ‘Yıldızlarda Dans’ adlı tek bir video sergiliyor. Her zamanki keskin üslubuyla ve geçmiş işlerine referanslarla kurgulanmış video adını 40’lı yıllara ait bir Amerikan klasik pop şarkısından alıyor.

Haberin Devamı

Bu senenin başından beri Hale Tenger’le bizi hep bir politik yüzleşmeye davet eden ve izleyicisinin yüzünde sert bir tokat gibi patlayan üç işi vasıtasıyla farklı karma sergilerde karşılaştık. 5 Nisan tarihinde Galeri Nev’de açılan ‘Yıldızlarda Dans’ adlı işinde ise Tenger’in sanatında, keskin üslubuna paralel önemde yer tutan bir diğer yönünü hatırlıyoruz: İroni. Görüyoruz ki bir Hale Tenger işi bizi hüngür hüngür ağlatabilir, utançla başımızı öne eğdirebilir, kaçıp uzaklaşmak istememize sebep olabilir veya kahkahalarla güldürebilir. Tek yapamayacağımız şey ise o işin karşısından aynı kişi olarak ayrılmaktır.
Arter’deki ‘Haset, Husumet, Rezalet’ sergisinde yer alan ‘Böyle Tanıdıklarım Var III’ adlı işinizle beni uluorta ağlattınız. Korkarak geldim bu yüzden bugün buraya ama görüyorum ki boşunaymış. “Bu sefer ağlatmadı” diye yazabileceğim.
-Eh işte zaten o yüzden hemen o serginin akabinde böyle bir iş yaptım. Tek siz ağlamadınız merak etmeyin. Ben ve çalışma arkadaşlarım da ağlayarak yaptık o işi. Hem ben hem Emre, hatta Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan bize fotoğraf temin eden arkadaşlarımız bile daha önce birçok kez gördükleri görüntüler karşısında göz yaşlarını tutamadı. Sanıyorum bambaşka bir mecrada karşılaşınca aynı görüntüyle o alışmışlık hissini kaybettiler ve imge hakiki gücünü geri kazandı. Annem sergiyi gezerken çok kötü oldu, dışarı çıkartıp bir hava aldırmak zorunda kaldım. Benden de rica etti, bir daha bu kadar üzücü iş yapma, diye.

Haberin Devamı

Aslında tematik bağlar itibariyle bu iş 1992 yılında yaptığınız ‘Böyle İnsanlar Tanıyorum II’ ile daha yakın duruyor. Orada da Üç Maymun figürü ve onunla oluşturulmuş bir Türk bayrağı vardı. Katılıyor musunuz?
-Bayrak figürünün yanına yerleştirilmiş başka yıldızlarla temsil edilen bir gökyüzü de vardı. Ben Üç Maymun figürünü yine 1992 tarihli ‘Havanın Lüzumu’ adlı yerleştirmemde de kullandım. Yine şu anda ‘Modernlik’ sergisi kapsamında İstanbul Modern’de sergilenen ‘Tuhaf Meyve’de de buradaki gibi bir animasyon tabanlı uzay görüntüsü var. Yani yıldızlar ve üç maymun benim işlerimde tekrarlayan birer motif. ‘Yıldızlarda Dans’ta kullandığım haliyle Üç Maymun figürü, yani bu hayaletimsi ve geçirgen formu, Arter’deki işimde kullandığım röntgenlere yapısal bir referans oluşturuyor. Zaten üretim süreçleri de kesişti bu iki işin.

Haberin Devamı

TEHDİTKÂR MAYMUNLAR

‘Yıldızlarda Dans’tan bahsedelim biraz. Görüntüye eşlik eden ‘Swinging on a Star’ adlı Frank Sinatra şarkısından mı yola çıktınız bu işinizde?
-Aslında o şarkı tesadüfen ve arkadan geldi. Açık Radyo’da çaldı bir gün, böyle keşfettim. Çocuk şarkısı gibi bir şarkı ama bir iticilik de var sözlerde. Ayrımcılık var, yükselmeci bir söylem var ama kendi bağlamında bu ayrımcılık bir taraftan da pozitife çalışıyor. İnsanların ironik bir şekilde sevimli ve yakın buldukları maymun burada ‘öteki’ olmakla tehdit ediliyor. Benim videomdaki maymunlar da bu dizeyle eşzamanlı olarak irkiliyor. Ben genelde müzikler için Serdar Ateşer’le çalışıyorum. İster bir beste ister bir efekt olsun audio boyut her zaman işin bir parçası. Mesela şu anda İstanbul Modern’in yeni daimi koleksiyonunda sergilenmekte olan ‘Beyrut’ videom için bir beste yapmıştı Ateşer.

Haberin Devamı

‘Beyrut’ta da sert bir yüzleşme çağrısı var ama daha evrensel bir düzlemde. ‘Yıldızlarla Dans’la bu anlamda bir yakınlığı olduğunu söyleyebilir miyiz?
-Zaten bu işin biçimsel ilişkilerine rağmen ‘Böyle Tanıdıklarım Var’ serisinden farkı illaki Türkiye siyasetiyle paralel düşünmek gerekliliği olmamasında. Daha evrensel bir duyarsızlık hali üstünden yorumlanmaya açık bir iş. Uluslararası anlamda bütün dünyayı saran politik çıkmaz sokaklara da bağlanabilir pekâlâ. Dolayısıyla ‘Beyrut’ videosuyla da konuşan bir tarafı var.

ÇOK FAZLA ÜMİT POMPALANIYOR

Siyasal sorunlarla doğrudan ve cesur ilişkiler içine giren bir sanatçı olarak içinde bulunduğumuz dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Çok ümit pompalanıyor şu anda ve hepimizin de çok ümitli olmaya ihtiyacı var. Ben de ümit ediyorum ve etmek istiyorum ama bu işler böyle bir sihirli değnekle olabilecekmiş gibi de gözükmüyor. Olursa da zaten sağlıklı olmaz, gene ‘mış gibi yapmış’ oluruz. Yüzleşme gerekiyorsa, bu hakikaten ve samimiyetle yapıldığında bir işe yarıyor. “Hadi öpüşün barışın” durumundan ziyade sorunun temeline inen bir çözüm süreci umut ediyorum.

Haberin Devamı

ERGENLİKTE SIKIŞIP KALMIŞ RUHLAR ARASINDA YAŞIYORUZ

Son zamanlarda gerek Emek Sineması olayları, gerek İstanbul Bienali’ne yapılan protestolar veya Salt Beyoğlu’nun vandalize edilmesi gibi olayları nasıl değerlendiriyorsunuz bir sanatçı olarak?
-İlk bienaller olmaya başladığında, bienalin olmasına tepki vardı. Kimden sponsorluk alınıyor değil, bienal yapılsın mı yapılmasın mı diye bir soru vardı karşımızda. Aklınız durur yani... Şimdi hem yayıncılık hem de sanatsal üretim alanında bir zenginleşme var bu ülkede. Ama biz nihayetinde bir Ortadoğu ülkesiyiz ve bunun getirdiği bazı şartların da içinde yaşıyoruz. Bir yandan neden bienal yapılıyor, diye sorulduğu günleri aştığımız için seviniyorum ama ergenlikte sıkışıp kalmış ruhlar arasında yaşamak da içimi sıkıyor.


 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!