GeriKelebek Bitlis’te beş minare Siirt’te tatlar, kokular, sesler Van’da canavar turizmi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bitlis’te beş minare Siirt’te tatlar, kokular, sesler Van’da canavar turizmi

Abone Olgoogle-news

Sabaha karşı 03.00... Siirt’in Aydınlar Caddesi’ndeki Büryan Salonu’nda çalışanlar, yılların alışkanlığıyla, gözü kapalı, aynı işlemleri tekrarlıyorlar. Kuyunun dibinde odunlar yakılıyor, kazan odun közünün üzerine indirilip, çengellere asılmış kuzu eti kuyunun içine sarkıtılıyor, kuyunun kapağı kapatılıp, eti pişirecek buharın dışarı sızmaması için, kenarı çamur haline getirilen külle sıvanıyor. İki buçuk saat sonra et piştiğinde, müşteriler dükkana damlamaya başlıyorlar bile. Sabahın köründe, gazetelerin serildiği masaların hepsi dolu, yer bulamayıp büryanı sardıranlar da var. Büryan Kuyu Kebabı, gerçek bir tutku Siirt’te. Tatları, kokuları ve sesleri olan bir kent Siirt. Bir yandan büryanın odunu yanarken bir yandan keçilerin tiftikleri kırkılıyor, yaşlılar Mezopotamya Çay Bahçesi’ndeki kürsülere oturup dama oynarken kadınlar menengiç topluyorlar, el tezgahlarında Siirt battaniyeleri dokunuyor... Siirt Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Koordanatörü Ayhan Mergen ile birlikte kenti geziyoruz. Bilgili ve canayakın Ayhan Bey, gazeteci ya da turist, kente gelen bütün misafirleri ağırlamaktan büyük keyif alıyor. Siirt insanı sıcakkanlı, açık görüşlü. Kentlerinde yabancı görmek onları mutlu ediyor, paylaşmaya can atıyorlar. Lüks otelleri yok belki ama içtenlikleri ve ikramları beş yıldızlı. Terörün ve batıya göçün yarattığı tahribattan yeni yeni silkiniyorlar. Halk, Türkçe, Kürtçe ve Arapça konuşuyor. Çarşıda, sokakta en çok Arapça geliyor kulağınıza. Ancak bu, Siirtliler’in birbirini anlayacağı türden, oldukça yerel bir Arapça. Bir zamanlar çocuklar, okula başladıklarında, tek bir kelime Türkçe bilmezlermiş. Bugün hepsi Türkçe biliyor. Siirt’e özgü Arapça yavaş yavaş yok oluyor. BEŞ MİNARENİN SIRRIİçinden geçerken hep hayata küsmüş gibi duran bir kenttir Bitlis. Van Gölü’nün üçte ikisi kent sınırlarının içinde olmasına rağmen, turizm söz konusu olduğunda, kendini tam anlamıyla ifade edememiştir. Bitlis’e ilk vardığınız andan, burayı terk edinceye kadar, en çok dikkat çeken, damlardan kaldırımlara, kentin her yerini kaplayan kahvelerdir. İşsizlik, en çok kendini buralarda hissettirir. Kent, bir Erkek Cumhuriyeti izlenimi verir. Çoğunluk çiftçilik yapar, özellikle Şerefiye Külliyesi’nin civarı her zaman bir pazar alanı görünümündedir. Ancak dışarıyla bağlantı az olduğundan, çiftçilik de kimseyi kurtarmaz. Bitlis’in tütünü meşhur. Kalitesi, dünyaca ünlü Virginia tütünüyle eş değerde tutuluyor. Kentteki sigara fabrikalarında, Bitlis, Best, Kansas, Samsun ve Maltepe sigaraları üretiliyor. Halkın vazgeçemediği ise sarma tütün. Ancak bugün tütünün geriye sadece ünü kalmış görünüyor. Devletin uyguladığı kota yüzünden, halk tütün ekemiyor. Bazı dükkanlarda İran’dan gelen kaçak çaylar var. Daha pahalı olmasına rağmen, bu çayların tadı daha çok rağbet görüyor. Sırtını Şerefhanlar’dan kalma Han Hamamı’na dayamış Fırat Çay Bahçesi’nin sahibi Selahattin Bey, kahvesinin yanısıra bir de ceviz işiyle uğraşıyor. Ona göre de işsizlik kente damgasını vuruyor; ‘’İki memur var, gerisi işsiz. Sabahtan toplanırlar kahvelerde. Gerektiğinde, hamallık yapanların buradan bulunacağı bilinir. Bazen soğan ekmeğe talim edilir. Olmadı, İstanbul’a göç edilir. Aç olduklarından sağa sola saldırırlar, o zaman kiminin cenazesi gelir, kiminin hapse girdiği haberi...’’ Zengin tarihine rağmen, karanlıkta Bitlis. Sokaklarda insan var ama tıpkı Rus işgali sırasında harabeye dönen kente ağıt yakan baba gibi, düşünceli herkes. Hikaye şöyle... Düşmanın çekilmesinden sonra, savaş sırasında Bitlis’ten kaçan bir baba ve oğul, Bitlis’e dönmek üzere yola çıkarak şehre hakim Dideban Dağı’nın eteğine varır. Baba, kentte canlı kalıp kalmadığını öğrenmek için, oğlunu şehre gönderir. Oğlu geri dönerken, uzaktan babasına şöyle seslenir, ‘’Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok, sadece beş tane minare ayakta kalmış.’’ Bunu duyan baba yıkılır, diz çöker ve sonraları kentle özdeşleşecek olan bu ağıdı yakarak oğlunu yanına çağırır: ‘’Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel/ Yüreğim dolu yare, beri gel oğlan beri gel.’’ CANAVAR TURİZMİGevaş Akdamar İskelesi’nde bir televizyon ekibi, Van Gölü Canavarı’nı gördüğünü iddia edenlerle röportaj yapıyor. İskele görevlisi söyleniyor, ‘’canavar mıdır, sevimli midir bilemem ama bu gölde bir şey olduğu kesin.’’ Bir başkası arkadaşına fısıldıyor, ‘’turizm ne zaman kötü gitse reklam için bu numaraya başvuruluyor, belediye başkanı ilçenin girişine bu hayali canavarın heykelini bile diktirdi.’’ Anlaşılan Van’ın gururu Van kedisinin heykeli yalnız değil artık. Gevaş Belediye Başkanı Nazmi Sezer, ‘Amacımız, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde yer alan canavar gerçeğini herkese duyurmak. Bu canavarın sempatik bir canlı olduğuna ve turizm açısından bize büyük yarar sağlayacağına inanıyoruz. Gölde yaşadığını dünyaya göstereceğiz’ diye açıklama yapmış. Şimdi başkanın görevlendirdiği Van Gölü Canavarı Arama Timi, 24 saat görevde. Son yıllarda oldukça fazla göç alan Van’ın meşhur kahvaltı salonlarının önünden geçip bu kentte kendimi iyi hissettiğim bir yere, Asmin Lokantası’na gidiyorum. Van’da yöresel yemek yapan az sayıdaki lokantadan biri olan Asmin’in 20’li yaşlarındaki, bekár ve ilkokul mezunu üç ortağı Kamile, Suna ve Mehtap ile geçen yıl tanışmıştım. O zamanlar, üç genç kadının biraraya gelip bir lokanta açmasına önyargıyla bakan zihniyetlerle mücadele ediyorlardı. Oysa artık borçlarını ödemişler, üstelik yan tarafı alıp lokantayı daha da genişletmişler. Bir yıl içinde neler olup bittiğini Mehtap’tan dinledim: ‘’Doğu’nun kadına bakışındaki önyargıyı bir ölçüde yıktık. Doğu’da da olsa, kadın olarak neler yapabileceğimizi kanıtladık.’’CAMEKANLI TİRAJSiirt’in Cumhuriyet Caddesi’nde, birkaç kişi, cama yapıştırılmış bir gazeteyi okuyor. Bir tür duvar gazetesi bu, Cumhur Bey’in deyişiyle ‘’Camekanlı tiraj.’’ Cumhur Kılıççıoğlu, kentte ilk gazeteyi kuran, halkı ilk kez kütüphanecilikle tanıştıran ve Siirt’e ilk matbaa makinesini getiren babasıyla amcasından kalan mirası, gururla sahiplenmiş. Cumhur Bey’in hálá eliyle dizdiği, haftalık Mücadele Gazetesi, adına yakışır bir mücadeleyle, neredeyse yarım asırdır hiç ara vermeden, her hafta Siirtliler’e ulaşıyor. Gazeteye verecek 500 bin liranız mı yok? ‘’Al götür, oku getir’’, diyor Cumhur Bey. Gazete her hafta, üzerindeki şu anonsla basılıyor: ‘’Bu gazete antika değerindedir. Elle dizilmekte, iki kere açılmakta ve dört kere basılmaktadır. Yere atılmaz, üzerine basılmaz, ambalaj yapılmaz. Okuduktan sonra ihtimamla katlayın, gerekirse ütüleyin ve il dışındaki bir akraba ya da dostunuza gönderin’’. Cumhur Bey, tek tabanca. Gazetenin sahibi, başyazarı, muhabiri, dizgicisi... Gözünü matbaada açmış. Okula ilk başladığında dedesine gazete okurmuş. 1937’de babasının Siirt’e getirdiği, Selim Ragıp Emeç’in Son Posta gazetesinin basıldığı makinenin başında, imkansızmış gibi görünen o işlemi yapıyor; harfleri tek tek seçiyor, düz basılsın diye tersten yerleştiriyor, sözcükleri, cümleleri, satırları ve bütün gazeteyi diziyor. ‘’Ya sabır!’’ derseniz o da ‘’Tutku’’ diyecektir.REFORM RIFAT104 yaşındaki Rıfat Bakır, her an, Siirt’in bir köşesinde, üzerinde kravatı ve takım elbisesiyle, bir kürsüde otururken görülebilir. Bastonuna rağmen zor yürür ama káh Ulu Cami’nin önünde, káh kentin meydanında bir dükkanda Siirtli bir esnafla aynı köşeyi paylaşır. Bir de sessizliği... Gençliğindeki kadar çenebaz değildir artık. Siirt’te lakabı ‘’Reform Rıfat’’tır. ‘’İlk’’lerin adamıdır çünkü. Siirt’e sinemayı ilk getiren, ilk futbol takımını, ilk bandoyu kuran, ilk müzik kursunu açıp ilk solfej dersleri veren, ilk fotoğraf stüdyosunu açan, ilk ziraat odasını kurandır. Türkiye’nin ilk beş saksofoncusundan, ilk orkestra şeflerinden biridir. 1960’larda ilk defa Siirt battaniyesinden, kadın mantosu, bere, atkı, yelek yaparak bunları mankenlere giydirmiş ve fotoğraflar çektirmiştir. Kentin gurur kaynağıdır.BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIMNemrut Krater Gölü’nde zirveye yürümekSiirt’teki müzede İbrahim Hakkı’nın yıldızları seyrettiği delikli asayı görmekBitlis Fırat Çay Bahçesi’nde kürsülere oturup mola vermekAhlat Mezarlığı’nın iki metreyi aşan mezar taşlarının arasında dolaşmakBitlis Kalesi’nden manzarayı seyretmekSiirt sabatlarının içinden geçmekAkdamar Adası’ndan göle girmekBir kış günü, Van İskelesi’nden feribotla Tatvan’a gitmekBotan Çayı ve Vadisi’ni seyretmek
False