GeriKelebek BİR YILDIZ BULUNDU! Dünya değişiyor. İnsanlar da… Bir zamanlar sadece mahalle bakkallarının raflarında satılmak için bekleyen ürünler, adeta dile geldiler;
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

BİR YILDIZ BULUNDU! Dünya değişiyor. İnsanlar da… Bir zamanlar sadece mahalle bakkallarının raflarında satılmak için bekleyen ürünler, adeta dile geldiler;

Abone Olgoogle-news

BİR YILDIZ BULUNDU! Dünya değişiyor. İnsanlar da… Bir zamanlar sadece mahalle bakkallarının raflarında satılmak için bekleyen ürünler, adeta dile geldiler; konuşuyorlar…Onlara bu yeteneği verenler reklamcılar. Biz farkında olmasak da her akşam reklam aralarında izlediğimiz o renkli dünyanın "jön"leri bizi kendi dünyalarına davet ediyor, daha sonra hiç çıkmamacasına hayatımıza girmenin yollarını arıyorlar. Artık "marka" ve "ünlü olmak" kavramları içiçe geçmiş durumda. Bir yandan, yaptığı işte başarılı olan kişiler "markalaşıyor"; diğer taraftan markalar "yıldız" oluyor. Eskiden gözyaşları veya kahkahalarla izlediğimiz filmlerden yarattığımız yıldızlar şimdilerde o filmler arasında, bizlere en fazla iki dakika görünen ve "tüketilmek" amacıyla pazarlanan reklam filmi yıldızları; yani "markalar". Bu yıldızlar da tıpkı film yıldızları gibi eskiler ve yeniler olarak ekrandalar. Yeniler daha vurucu. Her biri ayrı bir kişiliğe bürünerek giriyorlar belleklerimize. Eskilerse pekçok eşyanın isim babası olarak yenilerle baş etmeye çalışıyorlar. Yani aslında reklam dünyasının da Yeşilçamı ve eski emektarları var. Bizler pek farkında olmasak da belleklerimizdeki yerleri çok zor değişen bu "eski yıldız"lara ilk bakışta birkaç örnek bulmak mümkün. Tabii her yıldızın olduğu gibi onların da birer başarı öyküsü var. Örneğin, yaz-kış yanımızdan eksik edemediğimiz "Selpak". 1970'lere kadar birçok insan ceplerine sıkıştırdığı bezden mendilleri kulanıyordu. Bunlar kirlendikten sonra yıkanıyor ve tekrar kullanılıyordu. Teknoloji bu duruma el attı ve yumuşak kağıttan yapılmış mendiller piyasaya sürüldü. Asıl adı "kağıt mendil" olan bu yeni ürün, bir defa kullanılıp atılabiliyor dolayısıyla yıkama derdi de bitiyordu. Teknolojinin her nimeti gibi ilk başlarda pahalıca olan "Selpak" sonraları yanımızdan ayırmadığımız kişisel temizlik eşyamız olacaktı. Selpak hayatımıza öylesine yerleşti ki daha sonraları çıkan markalara pek yüz veremez hale geldik. Onları da satın almasına alıyorduk ama isimleri hep aynıydı bizim için: "Selpak". Marketteki satıcıdan selpak istiyor, burnumuz aktığında telaşla etrafımızdakilerden selpak rica ediyorduk. Caddelerde ısrarla peşimize takılıp bizleri bezdiren ve düşündüren çocuklar "Selpakçı Çocuklar"dı. Oysa onlar, Selpak'tan daha düşük kalitede "selpaklar" satarak sürümden kazanmaya çalışıyorlardı… 1940'lı yıllarda doğan "Nescafe" bizim için bir başka "isim". Önceleri cezvelerde pişirilerek yapılan ve köpüğü ile makbul olan Türk Kahvesi zamanla yerini asıl adı "hazır kahve" olan Nescafe'ye bıraktı. Nescafe, Nestle'nin ürettiği hazır kahvenin adıydı. Daha kolay hazırlanıyor dolayısıyla bir gün içinde defalarca içilebiliyordu. Türk kahvesinden gelen alışkanlıkla, bizlere tuhaf gelen bu "defalarca içebilme" meselesi, sosyal yaşantımızda önemli bir yer edinen "Yalan Rüzgarı" ve diğer Amerikan Tarzı filmlerle bizlere hiç de uzak olmamaya başladı. Zira bu filmlerde insanlar, kahvelerini sürahilerde muhafaza ediyor ve defalarca içiyorlardı. İçinde bulunan kafein miktarı tartışmalar yaratsa da bu soruna hemen bir çözüm bulundu ve biz "kafeinsiz" kahve içer olduk. Nescafe, "hazır kahve yıldızı" olarak fincanlarımızdaki yerini almıştı bile! Bu örnekleri genişletmek mümkün. Örneğin kadınlarda modernleşmenin simgelerinden biri olan Orkid. Seksenli yılların ortalarında, "hassas" günlerin kurtarıcısı olarak karşımıza çıkan kötü gün dostu…Kadınlar, o zamanlar henüz tanışmadıkları "orkid" yerine -tıpkı selpak örneğinde olduğu gibi- bez kullanıyorlardı. Bu bezler, pamuklu kumaşlar arasından seçiliyor ve "geçirgenlik" özellikleri, pamuk takviyesiyle engellendikten sonra kullanıma hazır hale geliyorlardı. Yani neresinden bakarsanız bir dolu iş, sorun. Sonra ne mi oldu? Kadınlar yeni bir ürünle tanıştılar. Orkid paketlerde satılıyor ve bir kez kullanıldıktan sonra atılıyordu. Bez, pamuk derdi son bulmuştu artık! Bu "akıllı ped"ler, kadınların beyaz atlı prensleriydi adeta. Ne de olsa onları pek çok dertten kurtarmış, hayatlarını kolaylaştırmıştı. Bir süre sonra "prens" evlerimize "uçarak" girmeye başladı. Kanatlarıyla herşey daha da kolaylaşıyordu! Piyasadaki her ürün gibi onun da tanıtımı yapılmalıydı. Önceleri çekinerek izlenen reklamlar şimdiler de diğerlerinden pek farklı gelmiyor izleyicilere. Açık renk pantalon giyinmiş bir genç kız, rulo halindeki "orkidi"ni cebine sıkıştırıp dudağında beliren çapkın bir tebessümle uzaklaşıyor. İşte kadınları böylesine rahata kavuşturan bu ürün yıllardır belleklerimizde kalmayı da böyle başardı. Kanıtı ise ortada. Piyasada çoğalan onca markaya ve bu markaların hatırı sayılır pazar payına karşın bizler, marketteki görevliden hala "orkid" istiyoruz. Kadınlar, Orkid'e olan vefa borçlarını adını ölümsüzleştirerek ödemiş mi oldular yoksa? Nesillere göre aşamalı olarak değişen "Mintax-Pril ve Tursil-Omo ikilileri" gibi temizlik ürünleri ise yıldızların "devir-teslim töreni"nin kanıtları gibiler. Bulaşığın makineler tarafından yıkanmadığı günlerde tabakların pırıltısı Mintax'tan soruluyordu. O zamanlar sıvı sabun ve deterjan kavramları da yoktu. Mintax, kremsi bir yapıdaydı ve sulandırmak zaman alıyordu. Uzun yıllar hemen her deterjanın adı Mintax'tı. Sonraları ise Pril adında bir başka kahraman giriverdi hayatımıza. En ağır yağ lekeleri onun sıvı yapısı sayesinde bir çırpıda temizleniyordu! Kadınlar, bulaşıkları yıkamaları için eşlerini görevlendiriyorlardı. Ne de olsa Pril vardı, bulaşık yıkamak eskisi kadar zor değildi ki! Kadınların el güzelliğini tehdit eden "bulaşık deterjanı unsuruna da acilen bir çare bulundu. Artık deterjan reklamlarında rol alacak kadınlarda "yüz güzelliği"nin yanısıra "el güzelliği"de aranan özellikler arasına girmişti! Bu ikilinin "çamaşır deterjanları" ayağı olarak Tursil-Omo ikilisini gösterebiliriz. Çocukken mahalle bakkalına Tursil soran çocuklar için deterjan kavramı, daha sonraları "Omo'laştı". "Teknoloji gelişti ama deterjanlar asla" diyemeyiz. Çünkü şimdilerde hepsinin "matik" versiyonu ya da bulaşık makinesi için kullanılanları mevcut. Bunlar, verilebilecek örneklerden yalnızca birkaçı. Üzerinde düşününce başkalarını da bulmak mümkün. Peki bu yıldızları yıldız yapan özellikleri neler? Alanlarında birer "ilk" olmaları şüphesiz birinci etken ama herşey değil. Başka? Film yıldızları gibi, tüketim yıldızları da imaj değiştirip çağa, ayak uydurarak kalıcı olmaya ya da kalıcı olanı "gidicileştirmeye" çalışıyorlar. Yani "yıldızlar" sönmemek için "tetikte olmak" zorundalar. Bunlar, durumun bizzat "yıldız"ları ilgilendiren kısmı. Peki sihirli camın öbür tarafındakiler ne yapıyor dersiniz? Onlar, yarattıkları yıldızların ışığıyla aydınlanıyor, bu ışığın aydınlattığı yollardan yürüyorlar. Diğer yollar büyük çoğunluğu pek de ilgilendirmiyor...Eee... Herkesin yıldızı kendine ne de olsa! Herkesin yıldızına körü körüne bağlı olduğu sanılmasın sakın! Çünkü "yıldız hataları" kolay kolay affedilmiyor. Mehtaplı bir gecede gökyüzünden süzülerek kayan bir yıldızın izlenişi gibi uzaktan izleniyor yıldızın yokoluşu, o kadar…Ayşe AYDIN - 6 Ekim 2000, Cuma
False