Beigbeder’in 15 yıllık aşkı

Güncelleme Tarihi:

Beigbeder’in 15 yıllık aşkı
OluÅŸturulma Tarihi: Mart 03, 2012 02:04

2011 Ekiminin bir cumartesi akşamı, Rond Point Tiyatrosu, Paris.Sadece yaşayan yazarların eserlerini sahneye koyan bu devlet tiyatrosunun büyük salonunu tıkabasa dolduran genç adamın soyadı Proust. ‘Madame Bovary’ kitabını, ‘Barry Lyndon’ filmini ve piyanist Ivo Pogorelich’i seven Proust’un adı Gaspard. Genç adam sahneye çıkıp konuşmaya başladığı zaman salonda soğuk rüzgarlar esiyor.

Haberin Devamı

Slovenya doğumlu 35 yaşındaki iyi aile çocuğu Gaspard Proust ülkenin en önemli kültür dergilerine kapak olsa ve kendisinden Fransa’nın yeni komedi dehası olarak bahsedilse de yaptığı esprilerin tümü kabul edilmiyor. Bu soğuk atmosfer esprilerin kötü olması yüzünden değil. Gaspard çok ileri gidebiliyor. Genç adam zaman zaman Katoliklere, Müslümanlara ve Musevilere saygı göstermemekle itham edilse de ‘Le Point’ dergisi Proust’un Coluche ve Pierre Desproges kadar büyük bir komedyen olacağını yazıyor...
Türkiye’de de çok sevilen yazar Frederic Beigbeder ilk filmini yönetmeye karar verdiği zaman seçtiği eser ülkemizde de ‘Aşkın Ömrü Üç Yıldır’ başlığıyla yayınlanan kendi romanı oldu.   Beigbeder’in otobiyografik öğeler taşıyan romanıyla aynı ismi taşıyan filmi ‘L’Amour Dure Trois Ans’da Gaspard Proust, Beigbeder’i andıran bir roman yazarını canlandırıyor. Diğer rollerde ise  Louise Bourgoin, joeystarr ve Nicolas Bedos gibi genç oyuncular var. Beigbeder’in 1997 yılında çıkan romanından 15 yıl sonra beyazperdeye uyarladığı romantik komedi türündeki film Beigbeder okurlarının beğenecekleri bir film olmuş.
İlk filminde sinema sanatına oldukça saygılı olduğu gözlenen yönetmen risk almasa da, özellikle kendisiyle özleşen Marc Marronnier (Proust) karakteriyle dalga geçmekten kendini alamıyor. Olgun olmayan Marc’ın evliliği hüsranla sonuçlanıyor. Marc, aşkın ilk yılında mobilyaların satın alındığını, ikinci yıl mobilyaların yerlerinin değiştirildiğini, üçüncü yıl ise mobilyaların paylaşıldığını söylüyor. Genç adam artık aşkın ömrünün üç yıl olduğuna inanıyor.
Marc aşktan bu kadar soğumuş, hayata bu denli küsmüşken bir anda karşısına Alice (Louise Bourgoin) çıkıyor. ‘Peau d’Ane’ filmi ve Michel Legrand’ın müziğiyle ağlayan, intihara teşebbüs eden genç adam bir anda aşık oluyor. İlk görüşte aşık olan Marc için yaşadığı hayal kırıklıkları da,  Alice’in kuzeniyle evli olması da engel değil... En az başrol oyuncuları Proust ve Bourgoin kadar başarılı olan joeystarr ve tecrübeli komedyen Valerie Lemercier’in renk kattığı ‘L’Amour Dure Trois Ans’ Beigbeder hayranlarıyla aşkı anlamaya çalışan sinemaseverlerin ilgi gösterecekleri bir ilk film. Fransa’da ‘Frederic Beigbeder’nin en iyi filmi’ olarak lanse edilen ’L’Amour Dure Trois Ans’dan ’21. yüzyılda aşk cevapsız bir telefon mesajıdır’ cümlesi akıllarda kalıyor...

Haberin Devamı

ÇERNOBİL ŞARKISI

Haberin Devamı

Müzik dünyasında bu yıla kadar ‘Get Cape. Wear Cape. Fly.’ ismiyle müzik yapan 25 yaşındaki Sam Duckworth, aÄŸustos ayında kendi adıyla ‘The Mannequin’ adlı dördüncü albümüyle müzik dünyasına döndü.  Genellikle aÅŸk ÅŸarkılarının yer aldığı albümden bahsetmemin sebebi ‘Angels in the Snow’ adlı ÅŸarkı. AÄŸustos ayından beri dinlediÄŸim ve Çernobil faciasını anlattığı bu çok güzel, çok anlamlı ÅŸarkısıyla Sam Duckworth derin, anlamlı sözlerle de popüler müzik yapılabileceÄŸini kanıtlıyor.Â

İSTANBUL’A DOĞRU

Festivaller söz konusu olduğu zaman İstanbul’un en şanslı şehrimiz olduğunu kabul etmek gerekir. Festival zengini İstanbul’un en iyisi ise kuşkusuz İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın bu yıl 40. yılını kutlayacak olan müzik festivali. Anne-Sophie Mutter, Gidon Kremer, Kudsi Erguner, Helene Grimaud ve Milos Karadaglic gibi müzik dünyasının tecrübeli ve genç sanatçılarının yer alacağı festivalde İstanbulluların yakından tanıdıkları Renaud Capuçon da bu yıl sahneye çıkacak.
Paris’te 2012 yılının merakla beklenen klasik müzik konserlerinden biri geçen günlerde Salle Pleyel’de gerçekleşti. Son yıllarda dünyanın en iyi ilk beş orkestrası arasına girdiği konuşulan Paris Ulusal Opera Orkestrası’nın büyük başarılar kazanmasındaki önemli etkenlerden biri   orkestranın karizmatik müzik direktörü Philippe Jordan. 33 yaşında Paris Ulusal Opera Orkestrası’nın en genç şefi olan ve henüz 37 yaşında olmasına rağmen dünyanın en başarılı şefleri arasında gösterilen Philippe Jordan’ın görev süresi 2018 yılına kadar uzatılırken Jordan 2014-2015 sezonunda Viyana Filarmoni Orkestrası’na da davet edildi.
Son yılların yükselen orkestralarından Paris Ulusal Operası Orkestrası’na Renaud Capuçon’un katıldığı gece için Pleyel Salonu’ndayız. 1913 kişilik kapasitesi olan ve Avrupa’nın en güzel konser salonlarından biri olan Salle Pleyel’de biletler haftalar öncesi satılmış. Paris Ulusal Operası Orkestrası’nın 18 Şubat akşamı programında daha önceki yazılarımda bahsetmiş olduğum genç besteci Bruno Mantovani’nin ‘Jeux d’Eau’ adlı yeni eseri ve Mahler’in ‘Titan’ senfonisi var. Gecenin ilk eserinin siparişini Fransa’da ‘Sol’un Patronu’ olarak tanınan Pierre Berge vermiş. Eskiden Paris Operası’nın başkanı olan Berge bugün ‘Le Monde’ gazetesinin sahiplerinden biri... Mantovani’nin keman ve orkestra için yazdığı 25 dakikalık konçertoda Renaud Capuçon’un çıktığı zirve dinleyicileri tek kelimeyle mest etti. Klasik müzik çevrelerinde aynı eseri dünyada kaç kemancının bu kadar iyi çalabileceği ise şimdiden konuşulmaya başlandı.

Haberin Devamı

KENDÄ°NÄ° AÅžMIÅžTI YÄ°NE AÅžACAKTIR

Renaud, kardeşi Gautier Capuçon’la birlikte ülkemizde de daha önce konserler vermiş ve İstanbullu dinleyicileri kendisine hayran bırakmıştı. Nadiren bir araya gelen iki kardeşe ‘Cappuccino Kardeşler’ diyen İtalyanların da bu ikiliyi en az Türkler ve Fransızlar kadar çok sevmelerine şaşırmamak lazım. İki kardeşi yine en son geçen ekim ayında bu salonda Alina İbragimova, Frank Braley ve Gerard Causse gibi müzisyenlerle birlikte dinlemiştim. Renaud’nun isteği üzerine Korngold’un müziğini günümüze taşımak için Pleyel salonunda bir haftasonu boyunca Schubert/Korngold konserleri verilmişti ve ben o konserlerin birinde Renaud Capuçon’un kendini aştığını düşünmüştüm. Bu konserden sadece birkaç ay sonra aynı kemancının yine kendini aştığını düşündüğüm için Renaud’nun 18 Haziran akşamı Aya İrini’de vereceği konserin festivalin en önemli konserlerinden biri olacağını düşünmeye başlıyorum.
Programın ikinci bölümünde Paris Ulusal Operası Orkestrası’nın 100 müzisyeni Gustav Mahler’in Birinci Senfonisi ‘Titan’ı çaldı. Philippe Jordan ‘Titan’ı yönetirken orkestrasıyla kurduğu iletişimde en üst noktadaydı. Orkestra Mahler’in 1893 yılında söylediği gibi bu eseri ‘senfoni formunda bir senfonik şiir’ gibi çaldığı an bütün salonda sessizlik hakimdi. Salle Pleyel’de çalınan Mahler senfonisinin büyüklüğünü ise kelimelerle anlatmak çok zor. Konserin bitiminde dakikalarca, büyük coşkuyla alkışlanan Philippe Jordan’ı, orkestrasını ve Renaud Capuçon’u 15 Mart Perşembe akşamı Fransız radyo kanalı France Musique’in internet sitesinde, bizim saatimizle saat 21.00’den itibaren dinleyebilirsiniz. Peki bu konser son ayların ya da bu yılın en önemli konseri miydi diye soracak olursanız... Yaz aylarından beri beklenen, biletleri Paris için rekor sayılabilecek bir hızla sadece birkaç saat içinde tükenen ve 2012’nin hem en çok konuşulan, hem de hiç konuşulmayan en olağanüstü konserini ise önümüzdeki günlerde bu sayfada yazacağım...

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!